Ana Sayfa | Gündem  |   Politika   |   Ekonomi   |   Dünya   |   Spor   |   Sağlık   | Kültür   |   Teknoloji   |   Eğitim  |   Arşiv   |  Yazarlar       Canlı    RSS/Podcast
MEHMET YILMAZ
MEHMET YILMAZ
ZAMAN
03.07.2009  08:41
Yazarın Önceki Yazıları
TSK ve beka sorunu
Gündemin yoğunluğu arasında kaybolup gitmesin.Ne demişti Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, geçen hafta düzenlediği basın toplantısında?
-Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) demokrasi ve hukuk devleti ilkelerine bağlıdır, saygılıdır.

-Bugüne kadar gösterdiğimiz tavır ve davranışlar da bu sözlerimizin doğruluğunu teyit etmektedir.

-Bu ilkelere aykırı davranışlarda bulunan / bulunabilecek personelini TSK bünyesinde barındırmaz.

Önemli taahhütler bunlar.

Öyle ki...

Başbuğ, verdiği sözün ağırlığını daha da artırmak için temsil ettiği şahs-ı maneviyeyi ortaya koyuyor "teminat" olarak.

Diyor ki...

-Bunu kim söylüyor? Bunu Anayasa'mızın 117. maddesine göre TSK'nın komutanı olan Genelkurmay Başkanı, yani "ben" söylüyorum. Artık TSK'nın komutanı olan Genelkurmay Başkanı'nın bu ifadesi en büyük teminattır. Daha bunun dışında başka şeyler aranmasının anlamını anlayamıyorum.

Niye dile getiriyor bunları?

Elbette eleştirilere cevap vermek için.

Başbuğ'a göre...

-TSK'ya karşı medya üzerinden asimetrik bir psikolojik harekât yürütülüyor.

-Ordu sürekli "darbe" ve "muhtıra" söylemleriyle yıpratılıyor.

Genelkurmay Başkanı, yapılan eleştirilerin haksız ve dayanaksız olduğunu vurgularken meseleyi bir başka noktaya taşıyor:

-TSK'nın yıpratılmasını aynı zamanda ülkemizin bir beka sorunu olarak görüyoruz.

Yani...

TSK'nın yıpratılması, sadece TSK'nın bir sorunu değildir. Bu aynı zamanda Türkiye'nin bir beka sorunudur. Çok doğru.

Ülkenin güvenliğinden birinci derecede sorumlu olan bir kurumu 'acziyet' ve 'zaaf' içinde gösteren algı, bir beka sorunu anlamına gelir.

Ancak...

Böyle bir algının ortaya çıkmasında TSK'nın hiç mi kusuru yok?

Başta askerler olmak üzere herkesin üzerinde "aklıselim" ile düşünmesi gereken nokta burası bence.

Neden?

Şöyle izah edilebilir.

Malumunuz Türkiye, 1952'de NATO'ya üye oldu.

Sovyetler'in Doğu Anadolu ve boğazlar konusundaki emellerini biliyordu çünkü. Güvenliğini ve beka sorununu garanti altına almak için "batı" kampını tercih etti NATO'ya üye olarak.

Dış tehditlere karşı "ortak güvenlik şemsiyesi" altına girmek, çok partili hayata yeni yeni alışmaya çalışan Türkiye açısından çok önemli bir kilometre taşıydı.

Tabii TSK için de...

Burada ilginç olan ise şudur:

TSK "iç" tehdit algılamasını daha fazla ön plana çıkardı 1950'lerden itibaren. Ülkenin hâl ve gidişatından endişe duyduğunu belirterek darbeler yaptı, sivil hükümetlere muhtıralar verdi.

Ülkeyi koruma ve kollama adına her defasında "durumdan vazife" çıkardı.

Taraf Gazetesi'nin 12 Haziran'da yayınladığı ve Albay Dursun Çiçek'e ait olduğu iddia edilen 'İrtica ile Mücadele Eylem Planı'nın muhtevası da bu gerçeği bir kez daha teyit ediyor zaten.

Bu durumda nasıl bir manzara çıkıyor karşımıza?

Bütün enerjisiyle iç tehdit kabul ettiği meselelere odaklanan bir ordu ile 1946'dan beri çağdaş demokratik devlet olamayan bir ülke görüntüsü tabii ki.

Özelde Dursun Çiçek'in hazırladığı iddia edilen belge, genelde de Ergenekon soruşturması ve Meclis'in kabul ettiği yasa değişikliği bir fırsat veriyor aslında.

Nedir o?

Genelkurmay, Emniyet, Jandarma, Milli İstihbarat Teşkilatı, hükümetin gözetiminde ortak bir noktada buluşabilir. İç ve dış tehditlerin tanımı ve önlenmesi konusunda bir mutabakata varabilir.

Kurumların vazife ve salahiyetlerinin belirlendiği bu mutabakat zemini üzerinden yeni bir yapılanmaya gidilirse eğer...

İşte o zaman hem "eleştiriler" ortadan kalkar hem de Türkiye beka sorunu yaşamaz.

 
Yorum Yaz | Gönder | Yazdır


1 2 3 4 5
IMKB  53.534 DOLAR 1,5300
EURO 2,0830 ALTIN 55,30
BÜLTEN ÜYELİĞİ
 
* Günlük Haber Bültenine üye olmak için
E-POSTA adresinizi giriniz:
Ana Sayfa Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | S-Haberci |  Reklam |  Künye |  Bize Yazın
Copyright 2003-2009 samanyoluhaber.com Tüm Hakkı Saklıdır.