Bahane ve Mazeret Zamanı Değil!

Okuma Süresi 3 dkYayınlanma Cuma, Şubat 8 2019
Hicretin üzerinden büyük ve ağır mücadelelerle dolu altı yıl geçmişti. Hem muhacirler hem de Ensar, Kâbe'yi ziyaret özlemiyle yanıp tutuşuyorlardı.
Fikret Kaplan - SAMANYOLUHABER.COM 

Hicretin üzerinden büyük ve ağır mücadelelerle dolu altı yıl geçmişti. Hem muhacirler hem de Ensar, Kâbe'yi ziyaret özlemiyle yanıp tutuşuyorlardı.

Nihayet, Allah Resulü (sallallâhu aleyhi ve sellem) 1400 sahabeyle birlikte Mekke'ye doğru hareket etti. Niyetlerinin barış olduğunu göstermek için yanlarına yolcu kılıcı denilen kılıçtan başka silah almamışlardı. 

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Hudeybiye’ye varınca amaçlarını izah etsin diye Hz. Osman'ı Mekke’ye elçi olarak gönderdi. 
Fakat, bir müddet sonra Hz. Osman'ın müşrikler tarafından şehid edildiği haberini duyunca, son derece müteessir oldu. 
"Madem böyle, bu kavimle çarpışmadıkça, buradan kesinlikle ayrılmayacağız." buyurdu.
Zaten yapılabilecek başka bir şey de kalmamıştı. Sulh tekliflerine yanaşmadıkları gibi, kendilerine gönderilen elçiyi de şehid etmişlerdi.

Bunun üzerine, Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem):
"Allahü Teâla, bana biât yapılmasını emretti!" diye seslendi.

Hâtemü'l-Enbiyâ Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), daha sonra Rıdvan Ağacı olarak adlandırılacak olan Semüre ağacı altında durdu. Müslümanlar da teker teker, çarpışmaktan yüz çevirmeyeceklerine, Allah ve Resûlü yolunda canlarını fedâ edinceye kadar mücadele edeceklerine dair biât ettiler.  

Bu bîattan bir tek kişi kaçındı: Cedd bin Kays. 
Develerin arasına saklandı. Kimse görmez zannetti. Canı ve arkada bıraktığı ailesi, malı mülkü elini kolunu bağlamış, bu büyük fırsatı kaçırmıştı. Üstelik tavrı, üslubu suçlayıcı mahiyetteydi. Bir peygamber nasıl olurda (haşa) bu sonucu görmez de beş yüz kilometre

Bu haberler de ilginizi çekebilir