Beni tutuklayan hâkim öğrencimin velisi çıktı

''Metris’e gitmek için polis aracına binerken eşim geldi, ağlıyordu. Elinde bir poşet birkaç parça giysi ve ilaçlarımı getirmişti. Sarıldık vedalaşmaya çalışıyorduk ama ne ben bırakabiliyordum ne de eşim. Son cümlesine hâlâ bir cevabım yok: Çocuklara ne diyeyim?''

SHABER3.COM

Ali TURNA* | samanyoluhaber.com
Beni tutuklayan hâkim öğrencimin velisi çıktı

MAZLUM COŞKUN İLE RÖPORTAJ

-Özgeçmişinizi kısaca anlatır mısınız?

-44 yaşındayım, İzmirliyim, evliyim, üç çocuğum var. İki erkek bir kız. Kızım 8 yaşında, oğullarım 11 ve 15 yaşında. İngilizce öğretmeniydim. Bir gün öğleden sonra okulda öğrencilerime ders verirken saat 3 gibi telefon geldi. Emniyetten aradıklarını söyleyip emniyete kadar gelmemi söylediler. 

Bugüne kadar hiç emniyete ehliyet almak haricinde gitmemiştim. İlk başta emniyetten arıyoruz diye arayarak dolandırıcılık yapanlardan zannettim ama bir şey istemeyip sadece gelmemi söyleyince ciddiye aldım. “Tabii ki de” deyip ertesi gün sabah gelebileceğimi söyledim. 

Eve gittiğimde eşime durumu anlattım. Eşim ve ben kendimizden emin olduğumuz için herhalde bir yanlışlık olabileceğini düşünerek ertesi gün gitmeye karar verdim. Ertesi gün okula gidip öğrencilerime ders verdikten sonra avukatımı arayıp beraber emniyete gittik. 

Vatan emniyette TEM şube memuruna ifade verdim. Saçma sapan asılsız sorulara inanın ne cevap verebilirdim bilmiyordum. F. Gülen’i tanıyor musun? Bu grupta yer aldın mı? Bu şahısları tanıyor musun? Gibi acayip sorular. 

Ben basit İngilizce öğretmeniydim. Okulla ev arası mekik dokuyan basit sıradan bir öğretmendim sadece. Polis memuru savcıyı aradı. Savcı bir gece misafir edin yarın dosyaya bakalım dedi ve nezarete atıldım. Filmlerde gördüğüm, aklımın ucundan dahi geçmeyecek nezaret gecesi beni bekliyordu. Küçük bir odada 4 kişi kalıyorduk. IŞİD'li, PKK’lı, DHKP’li ve ben. 

Bu kadar azılı teröristleri ilk defa görmüştüm ve aynı odada, aynı havayı teneffüs ediyorduk. Bu beni çok üzmüştü. Ben öğretmendim, sadece öğretmen. Pis rutubetli bu yerde kalmak yetmiyormuş gibi üç azılı teröristin yanında nasıl uyuyabilirdim ki?! Sabaha kadar gözümü kırpmadan oturdum. Ertesi gün uykusuz bir gözle adliyeye sevk edildim. 

Yaşadığım bir anımı anlatmadan geçemeyeceğim. Kaldığım şahıslardan  IŞİD'li olanı diğerleriyle konuşurken duydum. Bu IŞİD'li 3 kişinin kafasını nasıl kestiğini ve Youtube’da yayınlandığını ballandıra ballandıra anlatıyordu. Sonradan öğrendim ki ilk mahkemede tahliye olmuş bu cani.

Savcı sulh ceza hakimine tutuklanmam talebiyle sevk etti. Eşim şaşkın bakışlarla bana bakıyordu. Mahkeme salonuna girdim, hâkimi bekliyorduk. Kapı açıldı ve hâkim girdi. Beni görünce şaşırmıştı, siması yabancı değildi. Tanıdık gibi bakıyordu ve tutukluluğumun devamı deyince adeta donup kalmıştım. Şaka mıydı bu ya?! 

Ben savunma yapmaya çalışırken hep gözlerini kaçırıyordu. Daha sonra öğrendim ki oğlunu bana emanet eden bir velimmiş meğer. Bir gün öncesine kadar canının yarısı olan oğlunu şekillendirmem, eğitmem, ona yön vermem için bana emanet eden velim, bir günde beni terörist ilan etmişti. Sormayı çok istedim, “Oğlunu emanet ettiğin bir öğretmenden nasıl bir terörist çıkarabildin?”

Metris’e gitmek için polis aracına binerken eşim geldi, ağlıyordu. Elinde bir poşet birkaç parça giysi ve ilaçlarımı getirmişti. Sarıldık vedalaşmaya çalışıyorduk ama ne ben bırakabiliyordum ne de eşim. Son cümlesine hâlâ bir cevabım yok: “ Çocuklara ne diyeyim?”

Yağmur eşliğinde Metris’e geldik. Sıkı aramalardan sonra içeri girdik. Emniyete geldiğimden şu ana kadar her şeyin o kadar yabancısıydım ki ne deseler kural budur diye yapıyordum. Çünkü ne polis ne emniyet ne adliye ne suçlu ne de cezaevi cümle içinde bile kullandığımız bir terim değildi.

Fakat şu an yaşıyordum. 5 kişinin kaldığı koğuşa altıncı kişi olarak katıldım. O ana kadar kendimi tutuyordum.

Ama nihai yere gelmiştim ve artık gözyaşlarımı tutacak gücüm kalmamıştı ve o patlamayı yaşıyordum, ağlıyordum, hıçkırıyordum. Aklıma çocuklarım geldi ağladım, aklıma öğrencilerim geldi ağladım, eşimin son bakışı geldi ağladım, terörist olmuşum ağladım ve bana öğrencimin velisi tutuklanma hükmümü vermişti ağladım. 

Durduramıyordum kendimi, pis duvarlara bakıyordum, ağlıyordum. Koğuştaki arkadaşlar elini omzuma koydular, geçer bu günler ağlama, dediler ben ağladım. O günler hiç geçmedi biliyor musunuz? 

Sanki bu yaşıma kadar tüm gözyaşlarımı bugüne saklıyordum. O an gerçeği kabullendim. Kalbi merhamet, gözleri yaş dolu bir teröristtim. Her şey çok hızlı ilerliyordu, bir gün önce öğrencilerine ders veren öğretmen, bir gün sonra öğrencimin velisi tarafından tutuklanan bir terörist ve şimdi Metris’ten Silivri’ye gönderilen bir mahkûmdum. 

Eli kalem tutan bir öğretmen iken şu an elleri kelepçeli bir mahkûm olarak tabuta bindirildim ve Silivri yoluna çıktık. Tabuttan etrafı göremiyordum, sadece sesler duyuyordum. İki saatlik yolculuk sonunda Silivri’ye geldik. Aynı hassas ve iğneleyici aramalar sonucu içeri girdim. Elime yeni kimliği tutuşturup koğuşuma gönderildim. 

Elimde bir poşet ve pis bir yatak. Sanırım uykusuz geceler vazgeçilmezim olacak diye düşündüm. Ama insan neye alışmıyor ki söyleyeyim:
Çocuklarımı göremediğim her güne alışamadım. Öğrencilerimi özlemeye alışamadım.
Eşimin yanında olamamaya alışamadım.
Ama pis yamalı duvarlara ortası sapsarı olmuş pis sünger yatağa alışmıştım.

-Silivri’deki koğuşun arkadaşlarınız nasıldı?

-Bu süreçte yaşadığım tek güzel şey bu güzel insanlarla tanışmaktı. 40. kişi olarak koğuşa girdim.  İki  hafta yerde yatmak zorunda kaldım. Soğuktu, rutubetliydi ama çok da umurumda değildi. Öncelikli problemlerim vardı. 

Çocuklarım, eşim, okulum hep kafamdaydı. Yatak soğukmuş, yemek kötüymüş inanın umurumda değildi. Koğuşumuzda bir tahliye müjdesiyle ben de ranzalı bir yatağa terfi etmiştim. Geldiğim ilk günün ertesi açık görüşe denk gelmişti şanslıydım.

Eşim ve çocuklarım geldi. Eşim çocuklara ne demişti bilmiyorum ama üçü birden beni görünce ağlamaya başladı. Teselli etmeye çalıştım. Sarılmalar, doyumsuz bakışlar, cevabı olmayan sorular, öpmeler ve veda… Son dönemece kadar göz temasını hiç kesmedim. 

Beynime kazımıştım tüm fotoğrafı. Sonraki hafta kapalı görüş, ahizeden konuşup, kalın camdan dokunmaya çalışmak çok acı bir duygu, ne yaşaması kolay ne de anlatması. 

Son açık görüşteki büyük oğlumun cümlesini asla unutamam: “Baba tamam tutukladın, hapse de girdin, 40 gün doldu gel artık.” 15 yaşındaydı ve bu cümlesine bir cevabım tabi ki de yoktu. Ne diyebilirdim ki?Terörist mi oldum deseydim?

Yazar notu: Bu abimiz sesi tok, çok güzel bir insandı. 61 gün orucuna başladı. Geceleri ibadet eder, gündüz öğleye kadar uyurdu. Hepimize moral pompalayan, geçecek bu günler diye hep güzel şeylerden bahseden çok istisna bir insandı. Kur’an-ı Kerim'i çok güzel okurdu, kimi zaman cemaatle namazı bize bu abi kıldırırdı.

*Yukarıda okuduğunuz satırların yazarı Türkiye'deki cadı avının kurbanlarından ismi bizde saklı bir esnaf. İçeride aldığı notları çıkınca yazdı ve bu notların her gün bir bölümünü Samanyoluhaber.com'da yayımlıyoruz.

YARIN: Koğuş arkadaşlarımla yaptığım röportaj serisinin üçüncüsü

İletişim: [email protected]

<< Önceki Haber Beni tutuklayan hâkim öğrencimin velisi çıktı Sonraki Haber >>
ÖNE ÇIKAN HABERLER