''Dağ eşkıyası veya şehir eşkıyası olurlardı...''

Okuma Süresi 3 dkYayınlanma Perşembe, Ekim 12 2017
''Nurları yaymak için bunların önüne hiçbir kuvvet geçemez. Eğer bunlar Risale-i Nur okumasaydı, ya dağ eşkıyası, yahut şehir çetesi olurlardı!''
Çam Dağında Üstad’ın yanında bulunurken oralarda çadır sahibi bir çobana uğrayan İmam-Hatipli Ahmet Gümüş Bey diyor ki: “Bahri Amca çadır sahibi zata; ‘Burada ne kadar kalacaksınız?’  diye sordu. O, ‘Başka bir bölgeye kadar giderdik. Fakat buralarda kalış sebebimiz, Üstadımıza ve ağabeylere süt ve yoğurt vermek için kaldık…’ dedi. Zübeyir Ağabey bir zamanlar bana ‘Kim Risale-i Nur’u çok yazar ve okursa, o terakki eder’ diye bir  çobandan bahsetmişti. Bu çoban olan zat, okuma-yazma bilmezmiş. Üstadımız çobana, ‘Sen bu Nur Risalelerini oku ve yaz!’ demiş. Çoban da: ‘Ben okuma-yazma bilmem Üstadım. Hem bu yaştan sonra okuma-yazma öğrenilir mi?’ demiş. Üstad, ‘Ben sende büyük bir istidat görüyorum’ deyip ona ‘elif-ba’ dersi vermiş. Bir haftada okuma-yazmayı öğrenmiş. Her gece çobanlıktan gelir, Risaleleri yazmaya başlarmış. Sabahleyin de yazdığını dağlarda okurmuş.

“Afyon Mahkemesinde savcı, bu çoban hakkında şöyle iddiada bulunmuş: ‘Devletin temel nizamını yıkıp dinî esaslara uydurmak, dini esas üzerine devlet kurmak için Risale-i Nur yazmak!’ Bu çoban kardeşimiz kalkarak, savcıya şu cevabı vermiş: ‘Ben dağda bir çobanım. Halk içine bayramdan bayrama iki defa inerim. Ben dağda bu Kur’an tefsiri olan Nur Risalelerini yazarak okuma-yazma öğrendim. İstifade ettiğim doğrudur. Dağdaki çobanın bir çoban kulübesi olur. Bu ancak bir çoban kulübesini yıkar ve yaparım. Ben Türkiye devletini ‘hısn-ı hasîn’ denilen muazzam bir KALE  biliyorum. Elimde de çoban sopam vardır. O kalenin dibine yaklaşsam, karınca gibi kalırım. O sağlam taşlara değneğimi vursam ne ifade eder?  Sayın savcıya ben burada hâkime şikayet ediyorum. Devleti küçük düşürmek istedi.  Esas suçlu savcıdır!’ Üstad, en güzel savunmayı bu çobanın yaptığını söylemiş.’

“Bir gün Üstadımızın huzurundaydık. Üstad bana dönerek, Zübeyir ve Ceylan Ağabeyi göstererek, ‘Bu vahşileri tanıyor musun?’ dedi. Ben sustum. Ağabeylere baktım. Ağabeyler öyle terbiyeli oturmuşlar, her biri uyanık, yay

Bu haberler de ilginizi çekebilir