Deizme Karşı

''Hem arıları beysiz (kraliçesiz), karıncaları lidersiz bırakmayan Allah, insanları da peygambersiz ve rehbersiz bırakmaz. Maddi âlemi güneşsiz, bırakmayan Yaradan, mânevî ve ruhî hayat için insanları Kitapsız yani mânevî güneşsiz ve ışıksız bırakmaz. ''

SHABER3.COM

Abdullah Aymaz | samanyoluhaber.com
Deizme Karşı

Bir Perşembe sabahı, namazı edâ ederken birinci rekatta Mülk Suresinin ilk sayfasını okuyordum. Meâlen: “Onlar oraya atılınca, cehennemin müthiş homurtusunu, kaynaya kaynaya çıkardığı uğultuyu işitirler. Cehennem, öfkesinden neredeyse çatlayacak haldedir. Ne zaman oraya yeni bir kafile atılsa, oranın bekçileri: ‘Sizi uyaran bir peygamber daveti size ulaşmadı mı?’ diye sordular. Onlar şöyle cevap verirler: ‘Evet, bizi uyaran oldu, ama biz onu yalancı saydık ve –Rahman hiçbir vahiy indirmedi, siz besbelli bir sapıklık içindesiniz, dedik. Ve ilave edecekler: “Şayet biz gerçeği işiten ve aklını çalıştıran kimseler olsaydık, elbette bu alevli ateşe girenlerden olmazdık!-  Böylece günahlarını itiraf ederler. Bizden ırak olsun o cehennemlikler. Fakat Rab’lerini görmedikleri halde (gaybî imanla), O’na karşı saygılı davranan, haşyet duyanlara, mağfiret ve büyük bir mükâfat vardır.”  (Mülk Suresi 67/7-12)  âyetleri deizmi aklıma getirdi.

Bu mesele yani deizm’in kelime olarak kullanılış tarihi 1564'e dayanmaktadır. 

Genellikle, üç kategoride ele alınmaktadır… Tafsilata girmeden bu anlayışın Tanrı’yı kabule rağmen semavî kitapları, peygamberleri, âhireti, melekleri reddetmesi söz konusudur…

Biz asıl meseleye dönecek olursak; “Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Rasulullah” ile ifade edilen şehadet kelimesinin her iki cümlesi birbirine şâhittir. “Allah’tan başka ilâh yoktur.”  Müessirden  esere gidecek olursak, madem Allah var, Elbette sonsuz,  güzel isimler ve harika icraat sahibi olan Allah, elbette Kendisini bildirmek ve tanıttırmak için Peygamber ve Kitap gönderecektir. Buna BURHAN-Π LİMMΠ denir. “Muhammedün Rasulullah” yani “Muhammed Allah’ın Peygamberidir.”  Madem peygamber var;  elbette onu gönderen Allah vardır. Buna da BURHAN-I  INNÎ denir…

Çok değerli hakikatlardan,  derin sır ve hikmetlerden bahseden   bir kitabı, eğer ders verecek bir muallim almazsa, o değerli kitap, mânasız bir kağıttan ibaret kalırdı… İşte şu kainat da hadsiz hikmetlerle dolu ve Cenab-ı Hakkın harika bir kitabı… Onun muallimi de Hz. Muhammed Aleyhisselamdır. Eğer O olmasa idi… Biz  ruhlar âlemini, bu dünyaya niçin ve nereden hem niçin geldiğimizi hiç bilemeyecektik.

Hem arıları beysiz (kraliçesiz), karıncaları lidersiz bırakmayan Allah, insanları da peygambersiz ve rehbersiz bırakmaz.  Maddi âlemi  güneşsiz, bırakmayan Yaradan,  mânevî ve ruhî hayat için insanları Kitapsız yani mânevî güneşsiz ve ışıksız bırakmaz. 

İnsanlar bile herşeyi araştırıyor, bir iş yaparken bir hedefe ve bir gayeye göre hareket ediyor. “Kainat değerindeki minyatür bir âlem olan insanı Allah  her türlü güzellik ve kabiliyetlerle donatıyor sonra onu kendi haline bırakıyor, hiçbir şeyi ile ilgilenmiyor” denebilir mi?  Bundan daha mantıksız bir şey olabilir mi? Halbuki âlemde her şey bir gayeye göre yaratılmış...

İzmir’de ve daha önce Tire’de liselerde din bilgisi öğretmeni iken, bazı inkârcı öğretmenlerin tesiri ile itiraz şeklinde bazı talebeler, “Biz Kur’an’ı gökten inerken görmedik, Allah kelâmı olduğunu nereden bileceğiz?” diye sorular soruyorlardı. İşte tâ o zamanlar Risale-i Nurlardan ve Hocaefendi'nin vaazlarından derlediğim bilgilerle  Allah’ın varlığına ve birliğine dair “Yaratılışta dört yol” diye  Tabiat Risalesinden biraz izahlı çalışmalar hazırladım. Saman kağıtlara  daktilo ile bunları yazarak öğrencilere verdim. Öldükten sonra dirilme, Peygamberlik, Kader ve Kitaplara iman gibi hususlarda benzer şeyler yaptım. Hatta 12 Eylül 1980 darbesinde evim basıldı. Siyasî Şube bunları siyasi bildiriye sokup beni mahkemeye sevk etti. Ben de Savcıya teferruatı ile anlatınca beni serbest bıraktı.

Bilhassa, felsefe dersine giren Maocu hanım hocanın “Çocuklar! Kur’an,  geçmişte yazılı bir kitap;  onda elektirik mi, televizyon mu var? Siz böyle şeylerle uğraşmayın. Zaten fen ve bilim din ile çatışır!..” şeklindeki sözlerini öğrenciler bana gelip sınıfta söyleyince Kur’an’da elektirik ile ilgili üç âyeti (Nur Suresinden, Zâriyat Suresinden,  iç ve dış işleyiş ve görüntü olarak izah ettim. Ayrıca  peygamberlerin mucizelerinin  ayrı bir açıdan ilimlerin fenlerin ilerleyecekleri en son nirengi noktalara işaret ettiğini anlattım sonra yazıp ellerine verdim.

Hatta inkârcı bir öğrencinin, “Materyalist bir kafa bunları kabul etmez, sen bize yorumlarla bir şeyleri kabul ettirmeye çalışıyorsun.” demesi üzerine “Biz semâyı korunmuş bir tavan yaptık” (Enbiya Suresi, 32)  âyetini okuyup, “Bin dereden su getiriyorsun iddiana karşılık, bir ilk okul beş veya orta bir öğrencisine soralım bir bakalım ne diyecek?” dedim. Bütün sınıf “Güneşin zararlı ışınlarından koruyan atmosfer tabakası!..”  deyiverdiler. “Gördün mü? Ben sadece âyetleri gösterip size bir bakış açısı kazandırıyorum.” diyerek konuyu kapattım…

Şimdi bütün bunlar ortada iken “Ben peygamberleri ve kitaplarını kabul etmem” demek mümkün mü?
Onun için deizme saplananlara Risale-i Nurları ve Pırlanta serisindeki eserleri okumak ve okutmak gerektiği kanaatini taşıyorum… 

ÖNE ÇIKAN HABERLER