Hayra ve şerre açık yönleriyle sosyal medya

Dinin yasakladığı hususlara bu sosyal yarar hedefi daha açık görülmektedir.

SHABER3.COM

NUMAN YILMAZ YİĞİT

İçinde bulunduğumuz çağ iletişim ve internet çağı haline geldi. Bu sektörün ortaya koyduğu ürünler ile mesafeler kısaldı, zaman kavramı daraldı. Dünya küçüldü ve meşhur tabiriyle bir köy halini aldı. Günden güne gelişen iletişim araçları ve internet mecralarının insanlık için büyük hayırlara vesile olduğu/olacağı muhakkak. Fakat her nimetin bir külfeti olduğu gibi iletişim ve internet vasıtalarının da büyük hayırlarının yanında şerlere vesile olma potansiyeli olduğu da görülmektedir. Tabi ki bu kabahat iletişim araçlarında ve internette değildir. Onlar birer araçtır. Araçlar, kullanan kişinin, kullanma maksadına göre değerlendirilir/ hüküm alırlar.

Dinin emir ve yasaklarındaki ana hedef

İletişim araçlarını, internet mecralarını ferdi ve toplumu yıpratıcı, yıkıcı, ifsat edici bir amaca yönelik kullanmak tabidir ki dini ve hukuki açılardan kabul edilemez. Dini açıdan meseleye bakıldığında, dinin, ortaya koyduğu emir ve yasakların, ferdin, aile ve tolumun   yararını, ıslahını, saadetini hedeflediği, onları bir kısım zararlı unsurlardan korumayı amaçladığı görülmektedir. 

Mesela, namaz, ferdi bir ibadet gibi görünse de o, gerçek manada kendini eda edenleri, topluma bakan yönü itibariyle kötülük işlemekten alıkoyar. Çünkü namaz hakikatinin tecelli ettiği’ ’Miraç enginlikli’’ namaz kılan kişiler’ ’Fuhşiyat (Hayasızlık, Çirkin söz ve fiiller) ve münkerat (Kötülük, Aklın ve sağduyunun çirkin bulduğu)’’dan uzak dururlar. (Ankebut ,29/45) Oruç tutan bir kişi toplumdaki fakir ve açların halini anlar. Zekât veren birisi toplumda muhtaç olan bir insanın ihtiyacını gidermekle sosyal bir yara olan fakirliğe çare olmaya çalışır. Bunlar gibi dinin büyük küçük bütün emirlerinin toplumun ıslahına, yararına, ihtiyaçlarının giderilmesine bakan bir yönü vardır. Kuran da farzından nafilesine kadar bütün bu emirler’ ’maruf-iyilik’’ kavramı ile ifade edilmektedir.

Dinin yasakladığı hususlara bu sosyal yarar hedefi daha açık görülmektedir. Dinîn ‘’Büyük, Küçük günahlar’’ olarak nitelendirdiği fiillere bakıldığında, (Allah’ın emri olması bir esas olmakla beraber) bu fiillerin kişiyi ve toplumu korumaya yönelik yasaklar olduğu anlaşılmaktadır. Mesela, şirk dışındaki büyük günahlar, yalan iftira, zina, hırsızlık, yalan yere şahitlik, anne babaya saygısızlık, büyü gibi günahların yasaklanmasında, kullar arası hukukun, toplumun nizam ve intizamının korunması gayesinin önemli, hayati bir yeri vardır. Diğer küçük günahların yasaklanmasın da da “emr-i ilahi’’ olmasının yansıra kişiler arası ilişkileri ve toplumu bir kısım zararlardan korumanın önemli bir hedef olarak gözetildiği müşahede edilmektedir. Mesela; gıybet, su-i zan, tecessüs, alay etmek, hakaret etmek-aşağılamak, öfke, kin nefret söylemleri, gurur kibir ifadeleri, sövmek gibi fiillerin kişileri birbirine düşman hale getirdiği bir gerçektir. Birbirlerine düşman olan fertlerden oluşan bir toplumda Allah’ın sevmediği bir toplumdur. Kişileri ve toplumu bozan, ifsat eden, birbirine düşmanlaştıran, bölen, fiiller, haramından mekruhuna kadar, Kur’an’da ‘’Münkerat-Hoş olmayan, kötü fiiller’ ’olarak adlandırılmıştır.

Paylaşımlarda dinin sınırlarına riayet etme

Fert ve toplumun maddi manevi salahı, ıslahı, yararı ve bir kısım maddi manevi felaketlerden korunması için Allah (cc) müminlere Kur’an’da defalarca’ ’Emr-i bi’l Maruf Nehy-i ani’l Münker, yani, İyilikleri emretmek, kötülüklerden de sakındırmak’’ ile ilgili emir, ikaz ve tembihlerde bulunmuştur. (Tevbe,9/71- Âl-i İmrân: 110- Âl-i İmrân: 104)

Sosyal medya ve internet mecralarında yapılan herhangi bir paylaşım kişilik hukukuna, toplumun zararına sebebiyet veriyorsa o paylaşımı yapmak veya  yaymak dinin onaylamadığı bir husus olduğu gibi kişiyi katlanmış günahlara da sokabilir.

Katmerlenen/katlanan günahlar

Göz önünde bulundurulması gereken diğer önemli bir husus da iletişim ve internet mecralarında dinen “günah’’ olan fiillerin paylaşım ve yaygınlaştırılmasının kişi açısından, Allah nezdinde katlanmış, katmerlenmiş bir günah olarak karşısına çıkacağı hususudur.

İletişim araçlarının bu kadar yaygın olmadığı dönemlerde de bir kısım nahoş şeyler yaşanmıyor değildi. Fakat iletişim imkanlarının az ve gelişmemiş olmasından kaynaklanan sebeplerle çoğu kere bu olumsuz fiillerin duyulması, yaygınlaşması zaman alır, dolayısıyla da tahribatın boyutu da sınırlı kalırdı.

Bugün ise durum, çok daha farklıdır. Herhangi bir kişinin özelinin veya ahlak dışı bir olayın (bu ses, söz, görüntü vs olabilir), iletişim ve internet ağlarına düştüğü andan itibaren milyonlarca insana ulaşması an meselesidir. Bir kişinin özelinin milyonlarca insan tarafından duyulması, bilinmesi, milyonlarca insanın zihninde o kişinin maddi manevi kişilik haklarının ihlal edilmesi, toplum nezdinde yıpratılması manasına gelmektedir. Aynı şekilde  gayr-i ahlaki söz, görüntü ve olayların sosyal medya yoluyla kamuoyunun içine saçılması da toplumun manevi, ahlaki temel değerlerinin tahrip edilmesi demektir ki bu da bir önceki kadar hatta daha ileri bir tahribattır. Mesela; Sosyal medya da en çok içine düşülen ‘’günah’ ’çeşitlerinden biri, kişilerin açıktan kamu ile paylaşmadıkları özel bilgilerini   yaymak ve paylaşmaktır. Buna “Nemime-Nemmamcılık” denir. Yani insanlar arasında kötülük, bozgunculuk, düşmanlık, fesat oluşturmak niyetiyle söz taşıma, koğuculuk yapmak, gammazlamak demektir. Bir insan diğer bir kişinin, özel bir olayını (söz, fiil, karar, sır) başka bir kişiye naklettiği zaman bir günah kazanıyorsa, iki kişiye taşıdığında iki, üç kişiye taşıdığında da üç günah kazanmış olacaktır. Bu olayı iletişim ve sosyal medya vasıtası ile milyonlarca insana   ulaştırmış olduğu için tabii olarak milyonlarca adet günah işlemiş gibi, büyük bir günah haline dönüşür ve ahirette de öyle muamele görmeye müstahak hale gelir. 

Konumuzla ilgisi olması açısından Peygamber Efendimiz’in (SAS) “Nemmam / kattat, koğuculuk yapan cennete giremez.” (Buhari, Edep, 50; Müslim, İman, 169, 170) hadisi gayet dikkat çekicidir. Zira bir müminin, bazı günahları olsa ve şayet Allah (cc) affetmese, Allah’ın takdir ettiği bir süre cezasını çeker ve sonra da günahlarından arınmış olarak cennete girebilir. Fakat kul hakkını ilgilendiren bir fiil olan ‘’nemime’’ günahını işleyen kimsenin (eğer tövbe etmeden, ilgililerden helallik almadan ölürse)  cennete giremeyeceğinin ifade edilmesi, sebebiyet verdiği tahribatın boyutunun ne kadar büyük olduğuna işaret etmesi açısından oldukça önemlidir. Zira cezanın büyüklüğü suçun büyüklüğüyle doğru orantılıdır. Suç ne kadar büyükse ceza da ona göre takdir edilir.

Yine gıybetle ilgili bir hadis-i şerifte Efendimiz (as) “Gıybet zinadan daha şiddetlidir. Dediler ki “Ya Resulallah, nasıl gıybet zinadan daha şiddetli olur?” Bunun üzerine Hz. Peygamber (as) buyurdu ki: “Muhakkak ki adam zina yapar da (sonra) tövbe eder; bunun üzerine Allah onun tövbesini kabul eder. Gıybet eden ise, sahibi (gıybet edilen) onu bağışlamadıkça, bağışlanmaz.” (Taberani, Evsad, no: 6586; Beyhaki, Şuab, 9/98-99) buyurmaktadır. Yeri gelmişken bu hadisi izah sadedinde M. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin bu konu ile ilgili, bu hadise de atıfta bulunduğu bir tespitini nakletmek de faydalı olacaktır. “Dahası, bu türlü gıybetler, sadece bir-iki insan arasında gizli kalmadığından ve internet aracılığıyla milyonlarca insanın diline düştüğünden dolayı kat kat daha büyük birer günah sayılır. Öyle ki, bir hadis-i şerifte gıybetin bir çeşidinin yirmi küsur zinadan daha büyük bir günah olduğu ifade edilmektedir. İşte, bir gıybetin binlerce dille seslendirildiği, küçük bir gıybet gibi başlayan kîl ü kâllerin çok geçmeden medya yoluyla koca koca iftiralara dönüştüğü ve ekran aracılığıyla bir anda binlerce göze, zihne ve kalbe düştüğü hesaba katılırsa, haber adı altında neşredilen o sözlerin nasıl zinadan daha öldürücü günahlara sebebiyet verdiği anlaşılacaktır.’’

Dinin günah/suç) olarak nitelediği diğer fiillerinde kişilerin arasını bozmada, toplumda düşmanlık, fesat, bozgunculuk, iftirak gibi tahribat oluşturmada Nemime günahından aşağı kalır bir yanı yoktur. Neticede yalan, iftira, gıybet, su-i zan, tecessüs, alay etmek, hakaret etmek-aşağılamak, öfke, kin nefret söylemleri, gurur kibir ifadeleri, sövmek, gibi günah olduğu kesin olan fiillerin, sosyal medya ve internet mecralarında herkesin diline düşürülmesi, toplumda meydana getireceği menfi neticeler itibariyle, nemime hadisinin hükmüne dahil olması kuvvetle muhtemeldir.

Diğer taraftan dini açıdan toplumu ve onun ahlaki yapısını yıkan/tehdit eden müstehcen söz ve görüntüler, gayr-i ahlaki paylaşımlar sonuçları itibariyle ferdi, dini, hukuki günah/suç/cinayetlerden daha ağır ve daha büyük günahlardır. Çünkü bu tüm toplumun hukukuna bir tecavüzdür. Toplumdaki kurulu ahlaki düzeni sarsıcı, yıkıcı bu tür tutum ve davranışlar Kuranda fesat olarak nitelenmiş ve Allah’ın (cc)  fesat çıkaranları sevmediği defalarca beyan buyrulmuştur. (Kasas Suresi,28/77)

Dinin kul hakkına verdiği önemde göz önüne alınacak olursa bir kişi hakkında, doğru veya yanlış, o kişinin bilinmesini istemediği bir özelini milyonlarca insanla paylaşmak Allah nezdinde büyük bir vebal almak demektir. Aynı şekilde bir toplumun manevi, ahlaki, hukuki yapısını, düzenini ifsat edecek (ses, söz, görüntü) paylaşımlar da tabidir ki Allah katın da bütün bir toplumun vebalini üstlenmeyi gerektirecek fiillerdir.

Bütün bunlarla beraber dinin tasvip etmediği böyle bir yola girenler için tabi ki bir tövbe, dönüş imkânı yok değildir. Âmâ bunu sağlamak ne kadar mümkündür acaba? Milyonlarca insana ulaştırılan bir yanlışı yine aynı kişilere ulaşacak şekliyle doğrulamak ve o kişiden ‘’helallik ‘’almak mümkün müdür? İş ahirete kalırsa, bu, gerçekten inanan bir insan için, ne kadar sıkıntılı bir durumdur? Akıllı bir insan niçin böyle bir risk alır ki?

15 Temmuz darbe fitnesi sürecinden bu yana sosyal medyaya bakıldığı zaman, partizanca yaklaşımlarla hak hukuk dinlemeden AKP teşkilatı ve Ak trollerce milyonlara baliğ günah içerikli paylaşımlar yapılarak pek çok kul hakkı ihlali yapıldı. Halbuki kime karşı olursa olsun hilafet veya İslam devleti kavramlarına sığınmak suretiyle, açık naslarla sabit olan herhangi günahın  meşrulaştırılmaya çalışılması  dinen oldukça tehlikeli bir davranıştır.

Sosyal medyada katlanan sevaplar

Sosyal medya ve iletişim ağlarında günah vadilerinde dolaşmak suretiyle hesapsız veballere girme tehlikesi söz konusu olduğu gibi Emr-i bi’l Maruf Nehy-i ani’l Münker, yani, iyilikleri emretmek, kötülüklerden de sakındırmak maksadına yönelik paylaşımlarla insanlara faydalı olmaya çalışmak, ister dünyevi isterse de uhrevi açıdan onlara iyilik ve güzellik yollarını göstermek, kötülüklerden alıkoyucu çalışmalar yapmak da kişiye sınırsız sevaplar  kazandırabilir.

İlmi, fikri, dini ve her alanda insan için faydalı paylaşımlarda bulunmak, kişiye, istifade eden kadar sevap kazandıracağı gibi, sosyal problemlere ışık tutmak, mazlum ve mağdurlara sahip çıkmak, zalimin ses ve soluğunu kesmek gibi sosyal medya faaliyetleri de insana, Allah yolunda hizmet etme sevabını kazandıracaktır. Zira Efendimiz (as)in “Kim iyi bir çığır açarsa, bununla amel edenlerin mükafatı, sevabı kadar ecri bu çığırı açan alır. Kötü bir çığır açan da bununla amel edenlerin günahı kadar günahı yüklenir." (Müslim, İlim, 15; Zekât, 69; Nesâî, Zekât, 64) sözleri her iki cihette hareket edenlerin durumlarına açıklık getirecek mahiyettedir.

O halde sosyal medya ve internet mecralarında ses, söz ve görüntü paylaşımlarında bulunurken herhangi bir kişi hakkında veya toplumun maddi manevi sağlığını ilgilendiren konularda yanlış bir paylaşımın manevi mesuliyetinin normalden kat be kat daha fazla ve ağır olacağını hatırdan çıkarmadan yapmak, dikkatli olmak, en isabetli davranış olsa gerektir. 

<< Önceki Haber Hayra ve şerre açık yönleriyle sosyal medya Sonraki Haber >>
ÖNE ÇIKAN HABERLER