İlim Diliyle İslamiyeti Anlatma

''İslam ülkelerinde dini telkin edecek pek çok alâmet bulunur; Üstad Hazretlerinin dediği gibi: “Nasıl kainat söndürülemezse, iman-ı İslâmî de söndürülemez. Öyle de, zeminin yüzünde çakılmış çiviler hükmünde her an devam eden İslâmî şeâir, dinî minareler, ilâhî mabedler, şer’î işaretler, izler, söndürülemezse, İslâmiyet an be an parlayacak…''

SHABER3.COM

Safvet Senih | samanyoluhaber.com

M. Fethullah Gülen Hocaefendinin dinimizi, inancımızı ilmî gerçeklerle müdafaa hususundaki tesbitleri:

“Burada bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum. Felsefî biçimde ve aklî yollarla, akidemize musallat olan tereddütlere, şüphelere karşı, değişik delillere başvurmak mantığın, fikrin gereği olsa da mücerret mantığa saplanıp kalmak, bazen insanın kalbî hayatını söndürüp onu ümitsizliğe itebilir. İnsan, aklı ve fikrine ait vazifeleri yaptıktan ve bunlarla alâkalı bütün fonksiyonları yerine getirdikten sonra, pratik hayatta bu duygu ve düşüncelerin nasıl meydana geldiğine dair misalleri araştırmaya başlayacaktır. Binaenaleyh siz, fiziğin, kimyanın, astronominin  diliyle Allah’ın (c.c.) varlığına ve birliğine ait binlerce âfâkî ve enfüsî delillere sarılıp, yukarıdan  uzanan nurânî bir merdivenle yukarılara çıksanız da, pratik hayattan misaller veremiyorsanız ve çocuk da bunlara akıl erdiremiyorsa, vereceğiniz dini düşünceler onun zihninde felsefi nazariyeler gibi algılanacaktır. 

“Anlattığınız veya anlatacağınız dînî değer yargıları, ve millî meziyetlerin, tarihin belirli dilimlerinde yaşanmış olduğunu gösteremiyorsanız bunlar bazılarına ütopya gibi görünebilir. Siz, bu değerlerin yaşandığını  ve yaşanabildiğini belli misallerle gösterme mecburiyetindesiniz.

“Daha yakın zamana kadar, yaşanıp yaşanılamayacağı hususunda bizim bile kalbimizde kafamızda bir hayli tereddüt vardı ve kendi kendimize, ‘Bu olaylar belki yaşanmıştır, ama ihtimal dünya bunları bir kere görmüştür. Bir daha görmesi ve hele yaşanabilmesi çok zor; hatta biraz da ütopik görünmektedir.’ fikri, bir genel hastalık gibi yaygındı. Ne var ki, Allah’ı Peygamberi tanıyan, Yüce Yaratıcı ve O’nun Peygamberini oldukça seven gençleri görünce, artık yürekten inanıyoruz ki, sahabe gibi bir topluluk bundan sonra da yaşayabilir. Zaten, nassların bize verdiği işaret ve beşaretler çerçevesinde Rasulü Ekrem’in (S.A.S.)  ‘Garipler’ diye tavsif buyurduğu (Müslim)  Sahabeye benzer bir topluluğun yaşayıp, din-i mübîn-i İslâm’ı zirveye çıkaracağına da inancımız tamdır.

“Tekvînî âyetlere ıttılâınız (fen-teknik ve teknoloji ile ilgili bilgiler ışığında yaptıklarınız) derecesinde, kalbinizdeki TAKVA. Allah’a (c.c.) duyduğunuz sevgi, saygı, mescid, mâbed ve benzeri şeâire gösterdiğiniz hürmet davranışları, çocuğun nazarında büyük mukaddes âbideler halinde görünmeye başlar ve bütün bunlar onu Allah’ın (c.c.) huzuruna davetin birer ifadesi olurlar. Burada yeri gelmişken Yahya Kemâl’in bu mevzudaki şâyân-ı takdir şu mısralarını hatırlatmak istiyoruz:

Emr-i bülendsin ey Ezan-ı Muhammedî, 
Kâfi değil sadâna cihan-ı Muhammedî,
Sultan Selîm-i Evvel’i râm etmeyip ecel,
Fethetmeliydi âlemi şân-ı Muhammedî

Gök nura gark olur nice yüz bin minareden,
Şehbâl açınca ruh-ı revân-ı Muhammedî 
Ervâh cümleten görür ALLÂHÜ  EKBER’i
Akseyleyince Arş’a Lisan-ı Muhammedî.

“EZAN, Müslümanlığın ulvî duygularının en önemli bir sembolü ve namaz öncesi bir konsantrasyon vesilesidir. Aynı zamanda, namazın, Allah’a karşı bir kulluk olarak büyüklüğünün ifadesi, O’nun çağrısı ve davetidir. Siz çocuklarınızı bu duygularla dopdolu yetiştirirseniz, onlar da EZAN’ı duydukları zaman heyecanlanırlar, gözleri dolar, hisleri köpürür, mehâbetle, muhabbetle tir tir titremeye başlarlar. Şimdi âbâ ve ecdadımızın bize, onlardan evvelkilerin de onlara yaptıkları bu vazifeyi, -İnşaallahü Teâlâ – bunca sarsıntı ve teklemeye rağmen yine hep beraber ihyâ ve ikame edeceğiz. Şeâiri ilan edecek, onu gelecek neslin nazarında kendi kıymetiyle gösterecek, Allah’ı Rasulünü ve Kur’an-ı Mucizü’l-Beyan’ı herkese sevdireceğiz.

“Netice olarak şunu söyleyebiliriz ki, evlerimizde, ibadet hayatımız arızasız olarak yerine getirilmeli, din ile, diyanete alâkalı çocuklarımızın kafasına sokulan şüphe ve tereddütler, vakit geçirilmeden giderilmeli, evimizin içinde Allah’a yaklaşmanın yaşandığı, Rahmet-i  İlâhiyenin sağanak sağanak başımıza indiği, gözlerimizin tatlı ümitlerle dolup recâ içinde Allah’a yöneldiği ve sinelerimizin hüzünle dolup taştığı değişik bir kısım  saatler olmalıdır. Öyle bir saatte olmalı ki, o saatte evimizde Rasulü Ekrem (S.A.S.) görünüyor gibi tasavvuru, tasviriyle çocuğun, hanımefendinin nazarında şöyle böyle mutlaka kendini göstermelidir.

“İşte bunlar sizin İslâmî ibadet ve akide hayatınızda çocuğunuza kazandırdığınız öyle büyük ve kıymetli şeylerdir ki, ilerideki hayatında o, birer bunların semerelerini görecek, duyacak ve size karşı minnettar olarak dua edecektir. 

“Şeâiri tazim, zâtında büyük olan, dinin büyük kabul ettiği ve sizin de büyük gördüğünüz değer ve kıymetleri kavlen ve fiilen büyük göstermek demektir. Onların nazarında, ancak, EZAN ile anlatılabilen o ulular ulusu, büyükler büyüğü ‘ALLAHÜ  EKBER’  hakikatiyle şehbâl açacak, ruh dünyalarında bayrak gibi dalgalanacak, kalblerini tül gibi saracak; siz de bu mazhariyetler karşısında dönüp tahliyelerinize tebessümler yağdıracaksınız.

İslam ülkelerinde dini telkin edecek pek çok alâmet bulunur; Üstad Hazretlerinin dediği gibi: “Nasıl kainat söndürülemezse, iman-ı İslâmî de söndürülemez. Öyle de, zeminin yüzünde çakılmış çiviler hükmünde her an devam eden İslâmî şeâir, dinî minareler, ilâhî mabedler, şer’î işaretler, izler, söndürülemezse, İslâmiyet an be an parlayacak… Herbir mâbed bir muallim olmuş mühür ve damgasıyla, tabiatlarına, fıtratlara ders verir. Her alâmet, iz ve işaret dahi birer üstad olmuştur; onun lisan-ı hâli, hatasız hem isyansız şekilde dini telkin eder. İslâmın simgesi olan herbir şeâir âlim, bilge ve hoca gibi, İslamın ruhunu ders veriyor. Asırların geçmesi ile zamanın sürekliliğinin sebebi vesilesiyle güya İslâmiyet nurları şeâiri içinde tecessüm edip gözle görünür hale gelmiş. İslamiyetin temiz, safî, berrak suyunu, güya mabetleri içinde katılaşıp sağlamlaşmış ve birer iman sütunu olmuştur. Güyâ İslâmî hükümler, alâmet ve işaretleri içinde ellle tutulur bir varlık haline gelmiş. Güya İslâmiyetin erkânı, âlemleri içinde, birer elmas sütun olarak taş gibi bir görüntü kazanmış. Onunla bağlıdır gökler zemin ile…” (Lemaat) 

İslâm ülkelerinde böyle bir avantajlı atmosfer olduğu halde, İslâm ülkelerinin dışında böyle bir ortam bulunmadığı için evde İslamî yaşayışımız, İslamî kıyafetimiz evlatlarımıza dinimizi hatırlatacak, ibadetlerimiz onların kalblerine ve vicdanlarına hitap edecektir. Ayrıca vaktinde ezan okuyan saatler ve kandil geceleri evlerimizin sünnet düğünleri ve bayramlarda olduğu süslenmesi de farklılığı ile çocuğun şuuraltı müktesebatında derin tesirler icrâ  edecektir inşaallah!..

<< Önceki Haber İlim Diliyle İslamiyeti Anlatma Sonraki Haber >>
ÖNE ÇIKAN HABERLER