Meram danaları gibi...

Okuma Süresi 9 dkYayınlanma Pazartesi, Ocak 5 2026
Meram danaları gibi...

İman, İslam ve insan denkleminde aksiyon çok önemlidir. Hicret bu işin enerji dinamiğidir. Hicret Müslümanları içinde tarih başlangıcıdır. Yani tarih başlangıcı olarak Efendimiz’in sallallahu aleyhi ve sellem doğumu veya  vahyin ilk geldiği zaman da tarih başlangıcı  kabul edilebilirdi. Ama hicret tarihi kabul edildi.

 

Cenab-ı Hakk'ın faal ismi var. Çünkü o Celle Celaluhu her an bir faaliyette bir icraattadır. Üstad Bediüzzaman Hazretleri  “Faaliyette lezzet vardır. Zaten faaliyetin kendisi bir lezzettir diyor. Bu kelimeyi bizim anladığımız mânada Cenab-ı Hak hakkında kullanamayız. Gerçek manayı ifade edecek. Dıyk-ı elfazdan dolayı ifade gücümüz olmadığı için “lezzet-i mukaddese demek zorundayız. (Dıyk-ı elfaz, mânayı ifade etmekte lâfızların dar geldiği, ifade edemediği noktasından demektir.)

 

İşte hicret faaliyetlerinin de manevi bir hazzı, bir zevki, bir lezzeti vardır. Tatmayan bilmez. Bu lezzetten herkesin pay alması için eğitime adanmış ruhlar, öğretmenler gibi esnafın da hicret etmesi uygun görüldü. Bizler Konya'ya, Ankara'ya, Eskişehir'e, Samsun'a, Elazığ'a giderken Yusuf Bekmezci Ağabeyler gibi esnaflar da Uşak vs. vilayetlerine gidiyorlardı.

 

Daha sonra bizler Avrupa, Amerika'ya giderken onlar da Kazakistan'a, Özbekistan'a gidiyorlardı.

 

Perinçek ve oğlunun KGB'ye gammazlamasıyla Rusya ve federasyonlarında  Üstad  ve Risale-i Nur  Külliyatı suç sayıldı. Onları okuyanlar suçlu ilan edildi hapislere atıldı. Senelerce hapiste yatıp çıkan mazlumlar ve mağdurlar oldu…

 

Hocaefendi, 1993’ten itibaren, bütün insanlarımıza hitaben  “Hizmet kendi ülkemizde vazifesini yaptı. Şimdi imkanı olan bir milyon insanımız cihana dağılsın!  diye konuşmalar yaptı… Pek az esnafımız yurt dışına çıkmayı göze aldı.  Bu âheste-revlik karşısında Hocaefendi, ‘Hamallığa razı olun, dünyanın  bütün beldelerine birer tohum gibi saçılın. Tohumun sırrı toprakta çözülür!' dedi. Bu fütura karşı, “Gitmeniz için celb mi çıkarılması lâzım! Kelepçeli olarak mı gitmek istersiniz?!. diyerek  celallendi…

 

Esas rehberimiz, Üstad-ı Küll olarak Peygamber Efendimiz (S.A.S.),  güneşin doğup battığı her yere gidilmesini buyurmuştu. Bu hususta en öndeki muhataplar da Âl-i Beyti, seyyidleri idi. Fakat Mekke ve Medine’nin câzibesi bazılarını hicrete bırakmıyordu. Bu sefer kaderin takdiriyle,  Yezidler, Haccac-ı  Zâlimler  musallat oldu ve onları cebr-i lütfî olarak dünyanın her tarafına birer tohum ve çekirdek gibi sevketmişti. Şimdi sıra, hayatını Efendimiz’in (S.A.S.)  güzelliklerini yaymaya adayan mânevî seyyidlerde idi. Çok hızlı ve toptan çıkışların olmamasının bir karşılığı olarak kader, bu sefer gizli emelli  zâlim ve gaddarları musallat etti. Yine bu sefer de lütfunu cebirli ve celalli tecelli ettirip Hak  Teala bizleri dünyaya dağıttı…

 

Konya’dan tanıştığımız bazı cefâkarlar ile karşılaşınca sohbet ediyoruz. Mobil sahabelerin iz düşümlerinden birisi dedi ki;   “İyi ki Cenab-ı Hak bizi işte böyle dünyanın her tarafına gönderdi. Şimdi, yepyeni bir anlayışla, taptaze şevkle elimizden geldiği kadar hizmet etmeye çalışıyoruz ve bunun Cennet hazlarına benzer zevklerini yaşıyoruz.  Yoksa Konya’da kalsaydık. Meram danaları (!)  gibi miskin miskin oturup duracaktır. Rabbimize hamdolsun.

 

Arkadan bir başka Konyalı kardeşim Abdülkadir  Dikici  telefonla  “Yepyeni bir aşk ve şevkle koşturuyoruz. Belki Avrupa’da 170  katedralde program yaptık. Papazlar, Hz. Mevlana’yı ve  semâ’nın  mânasını öğrenince ve bu arada okunan Kur’anları ve ezanları dinleyince, İslâmiyete hayranlıklarını ifade ediyorlar” dedi. Ben de “Bak senin gibi bir Meram sakini ne diyor?  ‘Eğer buralara gelmeseydik, Meram danaları gibi miskin miskin oturup kalacaktık.’ diyor.” dedim.  “Gerçekten doğru söylüyor. Yorgun savaşçılar gibi, meylürrahat ve konfor tutkusu ile gaflete dalacaktık. Bu süreçte buralara gelince gözümüz açıldı da tekrar hizmete sarılıp, hayatın lezzetini tadıyoruz”  dedi. 

Bu haberler de ilginizi çekebilir