Sırtımızda yumurta küfesi var...

Hizmet-i imaniyenin hedefi cihan sulhüdür. Bunun için de elbette ülkemizin barış ve huzuru en başta gelir

SHABER3.COM

SAFVET SENİH- SAMANYOLUHABER.COM

Emirdağ’ın Çalışkanları ailesinden Sadık Çalışkan diyor ki:
“Bir keresinde Üstad Hazretleri kıra gitmişti. Bir kendini bilmez Başçavuş da Zübeyir Ağabeyin takkesini almak istemişti. Üstad, bu olay üzerine babamı çağırttı. Ona: ‘Rusya’da Çarın Dayısı olan Rus Kumandanı Nikola  Nikolaviç’e karşı ayağa kalkmayan  Said, Ankara’da Mustafa Kemal’e karşı çıkan Said, burada Zübeyir’in başından takke alındığı zaman ses çıkarmıyor, neden? Çünkü SIRTIMIZDA  YUMURTA  KÜFESİ  VAR’  demiş…”

Yumurta küfesi en ufak bir sarsıntıda zarar görür ve bir daha onlardan artık canlı civcivler çıkmaz. Bütün emekler hebâ olur. Onun çok dikkatli ve hassas davranılması gerekir… İman ve Kur’an Hizmeti iğne ile kuyu kazmak gibi çok zor, zahmetli bir iş… Ama yapılanların bozulmaması için, korunması mevzuunda elden gelen herşeyin de yapılması gerekir…
İhsan Atasoy’un tesbitine göre: “Emirdağ  hayatının  karanlık günlerinden birinde, Üstad, her zamanki teneffüs gezilerinden birini yapmaktadır. Bu defa at üzerinde bulunmakta, atın  yularından Ceylan çekmektedir. Şehrin içinden geçen dere üzerindeki köprüye vardıklarında, Üstad’ın sarığına bir el uzanır! Bu Emirdağ’da görevli jandarma yüzbaşının elidir. Yüzbaşı ani bir hareketle Üstad’ın başından sarığı alıp yere atar! Üstelik kendisi o sırada sivil giyimlidir. Üstad bu küstahça davranışa hiddetle karşılık verir: ‘Bu benim şahsî tercihimdir. Şahsî hayatıma karışmaya senin hakkın yoktur!”  

 “O sırada Ceylan elini beline atar ve yüzbaşıya karşılık vermek ister. Üstad’ın hiç istemediği, düşmanlarının ekmeğine yağ sürecek bir olay patlak vermek üzeredir. Hemen döner, aynı şiddetle Ceylan’a: ‘Çek elini! diye seslenir ve olayın büyümesine meydan vermez.   

Emirdağ’lı İsa Şahan diyor ki:  “Bizim köyde Bizans’tan kalma bir Amirun Kalesi var. Darphaneleri varmış orada. Valilikten izin alıp orada kazı yapıyorlardı insanlar. Benim biraz canım sıkıldı, çıktım bir taşın üstüne oturdum. İki de süngülü nöbetçi vardı başımızda. Onların maiyetinde kazıyorlardı. Rahmetli babam çıktı; ‘Allahü Ekber, Allahü Ekber’ diye ezan okumaya başladı. Bizim dayı da vardı, o da muhtar. Askerler sormuşlar: ‘Kimdir o ezan okuyan?’  ‘Cemaatten bir kişi!’ demişler. ‘Nasıl olur? Eski ezanı okuyor?’ diye sorunca, ‘Yenisini bilmiyor’ demişler. Nöbetçi askerler ‘Bir daha tekerrür etmesin’ demişler. Ben, o ‘Üstad’a sataşan hain başçavuş, bizim pederi mahkemeye verirse’ diye telaşlandım.
“Askere giderken Üstad’ın yanına gittim. Dedi: ‘Sizin peder ikindi ezanını okurken o hain bir şey dedi mi?’ Ama böyle hiddetle, odanın içinde gezinerek soruyordu. Öfkelenince bakamıyorduk yüzüne, o kadar celallenirdi. ‘Demeye hakları yok, inşaallah diyemeyecekler’ dedi.
“Çok şükür Allah’a. Menderes geldi, ezanı serbest etti. Müezzin başladı ‘Allahü Ekber’ diye ezan okumaya. Ben askerdim, heyecanlandım. Hemen esas duruşa geçtim. Beni görünce siviller de esas duruşa geçtiler. 
“Jandarma komutanlığına bakan hain başçavuş (veya yüzbaşı)  Üstad’a  ‘Niye cübbeyle, sarıkla geziyorsunuz?’  diye sataşmıştı. O da ‘Benim  hususî hayatım seni alakadar etmez!’ demişti. Ceylan mübarek de gene elini beline atmıştı. Üstad, ona da, ‘Çek oradan elini’ demiş. Hem ona cevap vermiş, hem de  Ceylan’a ‘Çek elini’ demiş. Bu anlattığımın çok canlı  şahidi var. 

“Üstad, Pakistan’ın istiklal gününde ziyafet vermişti. Hamza Emek bana o ziyafeti anlatmıştı. Üstad evde geziniyor onlar da yiyorlarmış. Bir ara, ‘Vay oburlar vay, altı aylık yemeğimi yediniz!’  diye onlara takılmış. 

“Ben askere giderken Ceylan, ‘Efendim İsa asker oluyor!’ dedi. ‘Nereye gidecek belli mi?’ diye sordu. Üstad. ‘Belli değil’ diye cevap verdi Ceylan. ‘İmkan olsa da İzmir’e gitse!’ dedi. Orada bir ‘Jandarma Alay Komutanı’ vardı. Üstad’a dosttu. İki defa resmi elbisesiyle Emirdağ’a,  Üstad’ı ziyarete gelmişti.  Hatta Ceylan’la Jandarma başçavuşunun yaşadığı hâdise günü gelmişti. Üstad’ı karakola çağırmışlardı o zaman. Albay da duyup peşinden karakola varmıştı. O varmadan Üstad başka yoldan dönüp gelmişti eve. 
“Başgedikli bakıyor ki, karşısında bir Albay! Korkuyor tabii…  ‘Şu garip   misafirden ne istersiniz?’ diye onlara çıkışınca, başgedikli susuyor. Hiç cevap veremiyor. O Albay Üstad’ın yanına gelince, ‘Üstad’ım yeter artık bunların İslam’a ettiği hakaretler, müsaade et!’ diyor.   Üstad ona, ‘Otur yerine!’ diyor. ‘Biz kavgaya gelmedik. İstesem o binayı başlarına çökertirim, fakat yavruları var!..”

Aslen Urfalı olup Emirdağ’ın yerlilerinden olan Ahmet Urfalı, 1943’te asker olduğu için Üstad Hazretleriyle ancak 1945’te  İkinci Dünya Savaşı  sırasında vazifeli olarak gelince tanışabilmiştir. Bazı hatıralarını anlattıktan sonra diyor ki: “1952’de Gençlik Rehberi Mahkemesi olduktan sonra, Üstadımız İstanbul’dan Emirdağ’a gelince, mübarek koluna girdim merdivenden çıkarıyordum. Dedi: ‘Kardeşim, elhamdülillah, küfrün belini kırdık. Daha dünyanın sonuna kadar, belini kaldırıp doğrultamaz.”
Emirdağlı Hafız Namık Şenel diyor ki: “Hafızlığımı kendisinden yaptığım Çarşı Camii İmamı Hafız Ahmet vardı. Üstad’a ‘Koca Sultan’ derdi. Üstad anıldığı zaman göz yaşı dökerdi. “Oğlum bir velinin makamı hasımlarıyla belli olur. Koca Sultan bütün dünya dinsizliğini karşısına almış!’ derdi.

“Üstad’ın yakasına yapışan bedbaht birisi vardı. Çekildek Başçavuş denilen birisi. Bir gün Üstad’ın yakasına yapışmış. Üstad, ‘Çek elini!.’ demiş. Hatta orada bulunan Mustafa Acet’i göstererek ‘Bu en ednâ  talebelerimdendir. Buna bile ‘Git Stalini öldür!’ desem, ‘Soralım bakalım gider mi gitmez mi?’ demiş. Hemen Mustafa Acet ‘Vallahi giderim Üstadım!’ demiş. Bunu Üstad o bedbahta ‘Bak işte, en edna talebem böyle… Biz âsâyişin hatırı için bir şey yapmıyoruz!..” demiş. 

Hizmet-i imaniyenin hedefi cihan sulhüdür. Bunun için de elbette ülkemizin barış ve huzuru en başta gelir. Onun için Hizmet elemanları aktif sabırla hedeflerine yürümelidirler.  

<< Önceki Haber Sırtımızda yumurta küfesi var... Sonraki Haber >>
ÖNE ÇIKAN HABERLER