Verme ahlakı!

Okuma Süresi 3 dkYayınlanma Cumartesi, Ocak 30 2021
"Günümüzde gerek Türkiye’de bulunan, gerekse hicret diyarlarında olan ve işini, malını, evini, eşyasını bırakıp göç etmiş kimselere bir şeyler verirken, onların onurlarını zedelemeden, haysiyetlerini yaralamadan, daha önceki konumlarını da dikkate alarak vermeli, vermenin ahlakına riayet etmeli ve kimseyi rencide etmemeliyiz. "

Verme ahlakı!
Prof. Dr. Muhittin AKGÜL | Samanyoluhaber

Başlık sizlere biraz şaşırtıcı gelebilir. Vermenin de bir ahlâkı olur mu hiç? Evet vermenin de bir ahlâkı vardır ve ona göre yapılmalıdır. Bu ahlâka uyulmadan icrâ edilen bir verme faaliyeti, hem anlamını kaybetmiş olur, hem de bununla sadece kendimizi kandırmış oluruz. 

Bu haftaki yazımızda, yardımlaşma ve ihtiyaç sahiplerini yardımsız bırakmama konusunu kısaca ele alacak, verdiklerimize hangi şekilde ve ne ölçüde vermemiz gerektiğine vurgu yapmaya çalışacağız.  

Kur’an’da en sık tekrarlanan kavramlardan birisi de şüphesiz ki İNFAK’tır. İnfak, zekât ve sadakayı da içine alan her türlü yardımlaşmayı ifade eden anahtar Kur’ânî bir kavramdır. Birinin elinden tutma, ilminden faydalandırma, gücünün yetmediği bir işte yardım etme, ikramda bulunma, tecrübelerini paylaşma, zekât, sadaka vb. görevleri îfa etme gibi aktivitelerin tamamı, bu kavram içerisinde bulunmaktadır.  

Bilindiği üzere İslam’ın ilk yılları olan Mekke döneminde, zekât ve sadaka gibi mükellefiyetlerin miktarları belirlenmemişti. Genel olarak ibadetler mutlak bırakılmış, yaşanılan şartlar gereği özellikle de mâli mükellefiyetlere bu dönemde bir sınır getirilmemişti. 
İslam, Allah’a karşı kulluk görevleri arasına, insanlara yardım etme ilkesini de koymuş, hatta bunu İslam’ın beş temel şartından biri olan “zekât” adıyla formüle etmiştir. Artmak, çoğalmak, bereketlenmek, temizlenmek, uygun ve verimli olmak, arınmak, maddi manevi her türlü lekeden uzaklaşmak gibi anlamlara gelen zekât kavramı, nisap miktarına ulaşmış zenginlerin, vermekle mükellef oldukları miktarı belirten ve İslam’a özgü olan bir ibadet çeşidini ifade eder olmuştur.   

Unutulmamalıdır ki, ihtiyaç sahiplerine yaptığımız maddi manevi yardımlar, ihsana ihtiyacımızın zirvede olduğu Mahkeme-i Kübra’da, karşımıza

Bu haberler de ilginizi çekebilir