EN SON HABER: (12:32) Buz ada Grönland bir zamanlar ...     EURO: 1,7520 - 1,7530    DOLAR: 1,1900 - 1,1910
 

MADALYONUN ÖBÜR YÜZÜNE DE BAKMA CESARETİ

Ekrem Dumanlı

2 Mayıs tarihli gazeteler, neredeyse aynı manşetlerle çıktı.

Herkes hükümete, valiye, emniyet müdürüne vs. ateş püskürüyordu. Polisin olaylara sert yaklaştığını, hükümetin 1 Mayıs kutlamalarını berbat ettiğini söylüyordu.

Televizyonlar aynı mesajı, canlı yayınlar yoluyla zaten zihinlere kazıyacak görüntüler desteğiyle vermişti. Televizyon görüntülerinin ve gazete haberlerinin geneline bakılacak olursa, 1 Mayıs kutlamaları masum bir çerçevede yapılacakken hükümet güç kullanmayı tercih etmiş ve şiddet eylemleri sokaklara taşmıştı. Peki, gerçek aynen böyle miydi?

Gazete ve TV'lere akseden şiddet manzarası aynıyla vakidir; ancak madalyonun sadece bir yüzüdür anlatılan. Hiç kimse -en başta da bu satırları yazan- devlet tarafından orantısız güç kullanılmasına razı olmaz. Bunda şüphe yok. Ancak herkes -ve tabii ki objektif olmaya mecbur medya- elini vicdanına koyup doğruları konuşmalı ve soğuk savaş yıllarından kalma takıntılar yüzünden meseleyi sadece devleti eleştirmeye odaklamamalı. Hele "durun bakalım, meselenin bir de hukukî yönü var" diyenleri alelacele devlet yanlısı ilan etmemeli: 1 Mayıs'ta yaşananlardan herkes bir ders çıkarmak zorunda. Hükümet, muhalefet, sendikalar, mülkî idareler ve tabii ki medya.



Evet, maalesef, 1 Mayıs'ın İstanbul Taksim Meydanı'nda kutlanması bir inatlaşmaya dönüşmüştür ve nahoş (belki de birilerine göre hoş) görüntüler ortaya çıkmıştır. Şimdi bu durum karşısında faturayı sadece hükümete, valiye, emniyet müdürüne kesmek kolaycılıktır; hatta kimse kusura bakmasın, eyyamcılıktır. Tabii ki hükümet kanadının da yanlışları olmuştur ve eleştirilmelidir; ancak yapılan yayınlar tek yönlüdür, yanlıdır; daha ötesi fanatikçedir. Bu tek taraflı yayınlar karşısında medyaya çok basit bir soru sorularak Nasreddin Hoca'nın esprisini hatırlatmak isterim: Hırsızın hiç mi kabahati yok!

Soğuk savaş döneminden kalma 1 Mayıs takıntısını bir kenara bırakın, hükümetten duyduğunuz anormal nefreti bir lahza unutun, kargaşadan medet uman fırsatçı zihniyeti bir dakika dinlemeyin ve şöyle düşünün lütfen: Herhangi bir grup, dernek, vakıf, sendika gelip diyor ki: "Ben şu alanda miting yapmak istiyorum". Burada aslolan hukukî otoritenin buna vereceği cevaptır. Şayet bu otorite şöyle diyorsa: "Bu meydana izin vermiyorum; şu alanda miting yapabilirsin.", yapılacak tek şey yine kanunlar çerçevesinde kalıp itiraz etmektir. İtirazınıza da hayır cevabı veriliyorsa ille de "bana izin verilmeyen yerde gösteri yaparım ve buna hiç kimse karışamaz" diyemezsiniz. "Bal gibi de derim" diyen öyle bir kapı açar ki, bu yolun sonu anarşidir, kargaşadır.

Söz konusu olan daha önce cinayet işlenmiş ve o cinayetin esrarı hâlâ çözülememiş bir alan. Yetkili birimler o mekânda can güvenliğini sağlayamayacağını beyan ediyor. Üstelik "Elimde istihbarat var, bazı terör örgütleri bu yılki 1 Mayıs'ı Taksim'de sabote edecek" diyor devlet. Böyle bir tablo karşısında sendikaların yaptığını tasvip etmek doğru değil. Tamam; "orantısız güç kullanıyor" diye güvenlik güçlerini eleştirelim; ancak bu mevzuun bu kadar gerilmesinde Taksim fetişizmi yapan sendikalara da "yüreğiniz soğudu mu, ayıp olmadı mı, neye yaradı?" diye soralım. Sendikacılık bu değil çünkü!

Haydi diyelim ki sendikalar o malum sol geleneğin kadim takıntılarından bir türlü yakasını kurtaramıyor, işçilerin haklarını somut talepler üzerinden aramak yerine, ideolojik şovlardan oluşan gösteriler yapmayı tercih ediyor; peki bizim medya neden bu kadar dolduruşa geliyor?

Şüphe duymamak elde değil...

Maalesef bizim medyanın çok mühim bir kısmı da solculuktan geliyor ve yakasını ilk gençlik aşklarının "devrimci" nostaljisinden bir türlü kurtaramıyor. Acaba bir miting alanında ısrar eden gruplar "sağcı" olsaydı, mesela gösteri başörtüsü üzerine yapılsaydı ve dahi devlet de "olmaz" diye ısrar etse, göstericiler de inatlaşsaydı bizim medya bu kadar "özgürlükçü" davranabilir miydi dersiniz? Şu 1 Mayıs krizinde "ey hükümet, ey sendika, lütfen aklıselimle hareket edin, halk sokaklarda kavga istemiyor" diye yazan birine rastlanmadı. Olaylar yaşandıktan sonra da her iki tarafın hatadaki hissesini ayırıp objektif tenkit yapanlara da rastlanmadı. Nerede kaldı aklıselim, nerede kaldı sağduyu, nerede kaldı sosyal sorumluluk?

İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah'ı yerden yere vuranlar DİSK Başkanı'na "Süleyman kardeşim, kusura bakma ama sen de bu işi fazlaca gerdin" diyemez mi? Ya da Vali Muammer Güler'e manşetlerden tokat akşetmeyi gazetecilik cesareti sayanlar, KESK yetkililerine "sendikacı yoldaş, sen de biraz mutedil olabilirdin aslında" diyemez mi?

Olayların beni kuşkulandıran bir başka cephesine temas etmeden geçemeyeceğim. Türkiye'nin karışmasını isteyen bir zümrenin varlığı artık ayan beyan ortadadır. İki senedir ortaya çıkan çetelerin gayesi yeterince deşifre edilmiştir. "Ses getiren olaylar" sayesinde Türkiye'yi karıştırmak isteyenlerin antidemokratik arzular / ihtiraslar peşinde olduğu artık herkesin malumudur. O kadar ki Ergenekon soruşturması kapsamında basına sızan bilgilerde "ortalığın karıştırılması gerektiği" söyleniyor, "ekonominin kötü gitmesi için krizler çıkarmaktan" bahsediliyor, "Türkiye'nin AB'den uzaklaşması için içine kapanmaktan" dem vuruluyordu. Tam bu strateji paralelinde hamleler yapılırken 1 Mayıs'ın Taksim'de kutlanması için inanılmaz bir gayretkeşlik sergilendi. N'olur başka bir yerde kutlasan? İlle de Taksim! Sebep? 1977'deki o melun hadiseyi hatırlamak. Peki, aynı tehlike bu yıl için de geçerliyse, devlet bu konuda açıktan açığa endişe duyuyor ve bunu kamuoyuyla paylaşıyorsa, bu anlamsız inatlaşmanın çatışmaya dönmeyeceğini kim söyleyebilir? Nitekim öyle oldu. Sendikacıların dediği yerine getirilse de hoş değil manzara getirilmese de. Önemli olan 1 Mayıs'ı Türkiye'nin bütün illerinde olduğu gibi şenlik içinde kutlamak. İnatlaşma yaşandıktan sonra müsademe olacağı ortadaydı; çünkü meseleye iyi niyet yerine "söke söke alırız" mantığıyla yaklaşılıyordu. İnsan tam bu noktada şüpheye kapılıyor. Yerli Pravda'nın daha olaylar yaşanmadan attığı başlığa bakar mısınız: "Sıkıyönetim dönemi gibi". Cuntacılık sabıkası bir hayli kabarık bir gazetenin zikriyle fikri arasında insan bir bağlantı kuruyor, ister istemez. Birilerinin gönlü yine sıkıyönetimler istiyor, onun için mahkemelere akıl veriliyor, dosyalar hazırlatılıyor, cuntacılarla işbirliği yapılıyor. Vaziyet böyle olunca sendikaların pozisyonu üzerine kocaman bir soru işareti beliriyor. Geçmişte defalarca yapıldığı gibi acaba yine sendikalar istikrarsızlık ve kargaşanın vücuda gelmesi için maşa olarak mı kullanılıyor? Buna bugünden karar vermek, evet ya da hayır deyip kestirip atmak mümkün değil. Esas can alıcı bir soru da şu: Geçmişte olduğu gibi bugün de Türk medyası sokak gösterilerinin üzerine benzinle giderek sağduyu yerine çatışmayı mı körüklüyor. Buna da bugünden evet veya hayır demek imkânsız. Bekleyip göreceğiz ve sözümüz söz: Daima madalyonun iki yüzüne de bakacağız; çünkü her bir parça bir araya getirilmeden meselenin künhüne vâkıf olmak mümkün değil bu ülkede! Ayrıca gazeteciliğin olmazsa olmaz hükmü de bunu gerektiriyor; yani gerçeğin tamamını gösterme cesareti...



----------------------------------------------------------------------

Yeni moda: Üst düzey bir AKP'li

Bir zamanlar Türk medyası bazı kritik haberlere "Üst düzey bir askerî yetkiliden alınan bilgiye göre" diye başlar, sonraki cümleler psikolojik harbin düğmesine basardı. Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, bu ifadeye çok net bir şekilde karşı çıktı ve kendinden başka herhangi bir yetkilinin konuşmayacağını; konuşsa bile hiçbir anlam taşımayacağını bildirdi. Bu alışkanlık da böylece tarihe karışmaya yüz tuttu...

Ne var ki bugünlerde yeni bir moda var: Bazı gazeteler "Üst düzey bir AKP'li"den rivayetle bir şeyler aktarıyor. Kâh Bakanlar Kurulu'ndan bir kelle isteniyor bu sözlerle; kah belli çevrelere ilginç mesajlar veriliyor. Geçenlerde Mustafa Ünal bu konuyu köşesinde ele aldı. Arkasından Bugün Gazetesi bunu manşet yaptı. Her ikisinde de yöneltilen eleştirilere hak vermek gerekiyor. Zira parti kapatma davası ile karşı karşıya kalmış bir siyasî örgütün asla yapmaması gereken şey birbirini suçlamaktır. Eskiler atf-ı cürüm derlerdi böyle eziklik içinde söylenen sözlere. Öyle bir illettir ki bu psikoloji ile önce size partinizi parçalatırlar, sonra birbirinize düşürürler, sonra da siyaset mühendislerini başınıza bela ederler.

"Üst düzey AKP'li"nin Cemil Çiçek olduğunu ima edenler, söyleyenler oldu. Şahsen inanmıyorum. Cemil Bey güngörmüş bir insandır; bu tür sadmelerin sonuçta partisine zarar vereceğini bilir. Hüseyin Çelik'e yönelik bazı sözler sarf edildiğini söyleyenler oldu. Onu da sanmam. Yüzde 47'de Çelik'in projelerinin payı büyük. Maksat belli: AK Parti'yi ilk merkezden, yani kalbinden vurmak istiyorlar. E-muhtıra yemiş ve sarsılmamış; hatta daha popüler hale gelmiş bir partinin kadim parçalama taktiklerine boyun eğmemesi gerekiyor... Asıl soru da şu: Türk gazeteciliği siyaset mühendislerinin kontrolünden ne zaman çıkacak ve ne zaman psikolojik harp oyunlarından vazgeçecek? Halkın verdiği bunca ders yetmedi mi?


05.Mayıs.2008 07:41:19
yorum yaz gönder yazdır puanla

Puanlama: 0.0/10 (0 kişi katıldı)

  
 
SİZDEN GELEN YORUMLAR[10 adet yorum gelmiştir]    
ahmet 06.Mayıs.2008 01:49:35

...
bazılerı eskileri yad edip iç çeker bazıları geleceğe bakıp eyvah! der.. tıpkı şu anda olduğu gibi 77 olaylarının özlemiyle yanıp tutuşanlar yandıklarıyla kaldılar ve geleceğe bakıp eyvah dediler bu halk koyunluktan yavaş yavaş çıkıyor kuklacılar azalmadı bilakis çoğaldı ama umuyorumki kuklalar azaldı...

murat karaca 05.Mayıs.2008 23:12:32

onlar
onlarıınn gözlerii vaaaar gööörmeeez kulakları vaaarrr duymazzzz dilleri vaaar söylemezzz onların kalpleri, gözleri,kulakları,dilleri mühürlüdü çünkü

serhat 05.Mayıs.2008 23:06:38

haşa
sizin gibi bir abimizin sözünün üstüne söz söylemek tek kelime ile haşa
siz ne söylüyorsanız deliksiz inanıyoruz

murat karaca 05.Mayıs.2008 20:47:18

tebrikler
keşke bu yazdıklarınızı canlı yayında bi yetkili anlatsada bütün türkiye bi dinlese. Ekrem bey ellerinize kaleminize sağlık teşekkürler

yusuf arslan 05.Mayıs.2008 11:51:00

1 mayıs
bu ulkede kanunlar neden var eger kanunlara uyulmuyacaksa neden yapılır.kanunlarda ilde valı ılcede kaymakam tarafından uygulanır.pekı hukumet ve valı taksıme cıkmayı kanunun verdıgı yetkıye dayanarak yasakladı DISK buna umadı bu olaylar yasandı halk zarar gordu bunda sendka suclu degılmı verilen zararların bu sendıka tarafından odenmesı gerekmezmı

ercan 05.Mayıs.2008 11:28:49

neden
SAYIN DUMANLI YAZILARINIZI DİKKATLE TAKİP ETMEYE ÇALIŞIYORUM .BUGÜNKÜ VE ÖNCEKİ YAZILARIZDAN ANLADIGIM BİZİM MEDYAMIZIN BİZE YANİ HALKACANBAZA BAK TAKTİGİNİ SÜREKLİ OYNADIGI.DOST GÖRÜNÜPDE DOST OLMADIGI ŞEKLİNDE ALGILIYORUM.HERŞEY BUKADAR AÇIKTA OLMASINA RAGMEN NEDEN KİMSELERDEN SES ÇIKMAZ.NEDEN BİRİLERİ DAİMA SUSSAR DİK DURMAZ,DURAMAZ.

alperen 05.Mayıs.2008 11:09:37

CESARET
dogruları yazmak,tarafsız olmak,cesaret ve şerefle orantılıdır diye düşünüyorum..İyiki sizde bunlar fazlasısıyla var ve umuyorumki hepte var olacaktır.Hani derlerya herkes kendine yakışanı yapar işte size yakışanda budur.SELAM VE SAYGILAR

fehmi 05.Mayıs.2008 10:54:40

1 mayıs
yazınızdan hariç bir noktaya daha dikkat çekmek istiyorum.2 ,5,2008 tarihli posta gazetesinde bir sendika başkanının ifadesi çok çarpıcıydı.biz taksime girerdik ama çok zayiat verirdik. bunu ben şöyle mi anlamalıyım. işçi ordumuzdan çok ölenler olurdu ama ben arkadaşlarımın ölmesini istemedim o yüzden geri çekildim .bu ifadelerin boyutunu siz düşünün.adamlar kendilerini nasıl düşünüyorlar acaba merak ediyorum .
not .Bu ifade suç teşkil eder diye düşünüyorum.selamlar.

sinan 05.Mayıs.2008 09:48:11

iyi ki varsınız
sizin yazılarınızı okuduğumda olayların göremediğim taraflarını görüyor olaya daha aklı selim yaklaşmanın insana ne güzel meziyetler kazandırdığını anlıyorum.sizlerle beraber inşallah bu oynanan oyunu hep beraber bozacağız.allah yar ve yardımcımız olsun

eyyub 05.Mayıs.2008 08:43:03

katılıyoruz...
gerçek ten katılıyoruz size Ekrem bey hakikaten yazınız çok güzel olmuş...ALLAH sizden razı olsun..

 
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Ağustos 19 ALEVİ-SÜNNİ GERİLİMİNE DUR DEMEK
Ağustos 18 AYNADAKİ AKSİNE SECDE EDENLER HANGİ GERÇEĞİ GÖREBİLİR Kİ!
Ağustos 11 BU SESE KULAK VERMEK ŞART
Ağustos 04 BİR KERE DAHA UÇURUMUN KENARINDAN...
Temmuz 31 HUKUK DA KAZANDI DEMOKRASİ DE...
Temmuz 29 BOŞUNA ÇIRPINIYORSUNUZ!
Temmuz 28 BARİ BUNDAN SONRA KÖSTEK OLMAYIN...
Temmuz 22 KAPATILSA NE OLUR KAPATILMASA NE OLUR?
Temmuz 21 SUÇ KİMDE?
Temmuz 15 KAOSLA YARGI ÖNÜNDE HESAPLAŞMAK
Temmuz 14 ERGENEKON: YENİ BİR ÇIKIŞ YOLU
Temmuz 10 GLADYO'NUN MAHARETİ
Temmuz 07 ERGENEKON'DAN ÖNCEKİ SON ÇIKIŞ
Temmuz 01 MHP'NİN KADERİ
Haziran 30 ANLAMAYANLAR İÇİN BİR DAHA TİRAJ GERÇEĞİ
Haziran 25 HAK YERİNİ BULDU
Haziran 23 BU MUDUR TÜRKİYE'NİN GERÇEK GÜNDEMİ!
Haziran 16 YAFTACI KAFAYLA NEREYE KADAR?
Haziran 12 TERZİ KENDİ SÖKÜĞÜNÜ DİKMEK ZORUNDA
Haziran 10 KRİZ FIRSATA NASIL DÖNÜŞÜR?
Haziran 09 DEREDE BOĞULMAK
Haziran 03 EMPATİ OLMADAN ASLA!
Haziran 02 BU DA SİZE DERS OLSUN!
Mayıs 30 BÖCEK
Mayıs 29 NE İMAMI TANIYORLAR NE ÖĞRETMENİ
Mayıs 27 ŞAŞIRIP KALDINIZ DEĞİL Mİ?
Mayıs 26 TANRILIK KOMPLEKSİ
Mayıs 20 SAYGISIZLIĞIN ASIL SEBEBİ
Mayıs 19 HATA YAPMAK ALIŞKANLIK HALİNE GELİRSE...
Mayıs 15 MEYHANE BASKISI
Mayıs 13 ABESLE İŞTİGAL
Mayıs 12 MAALESEF ACI GERÇEK BU: BİR HAFTA DAYANAMAZSINIZ
Mayıs 08 NE HAKKINIZ VAR?
Mayıs 06 AH BU ÖNYARGI, AH BU ÖNYARGI!
Mayıs 05 MADALYONUN ÖBÜR YÜZÜNE DE BAKMA CESARETİ
Mayıs 01 BUGÜN BİR DAMLA KAN AKARSA
Nisan 29 SAĞCI BÜROKRATLAR NEDEN DAHA KORKAK OLUR?
Nisan 28 MEDYA DİN DÜŞMANI MI?
Nisan 24 TÜKENİŞ
Nisan 22 YAKINDA KAPANMAMIŞ PARTİ KALMAYACAK GALİBA
Nisan 21 BU FOTOĞRAFA DİKKATLİ BAKIN LÜTFEN
Nisan 17 TEKZİPLER NEREDE?
Nisan 14 KESKİN VİRAJLAR
Nisan 08 OKLAHAMA'DAN GÖRÜLEN ACI BİR GERÇEK
Nisan 07 YAYIN YÖNETMENİNE 1 NİSAN ŞAKASI
Nisan 01 KARAR VERİN, HANGİSİ ETİK?
Mart 31 KIRILMA NOKTALARI ÜZERİNE KÜÇÜK NOTLAR
Mart 27 YA VATANDAŞ DEMOKRASİDEN ÜMİDİNİ KESERSE?..
Mart 25 VAHİM SUÇLAMALAR
Mart 24 FAKAT'SIZ DEMOKRASİ Mİ; TAKATSİZ DEMOKRASİ Mİ?
Mart 20 AŞIRI UÇLARA SAVRULANLARIN GÖREMEDİĞİ GERÇEK
Mart 18 YAZIK OLUYOR...
Mart 17 ŞİMDİ TAM SAĞDUYU ZAMANI!
Mart 15 YENİ BİR DEMOKRASİ SINAVI BAŞLADI...
Mart 11 YOUTUBE ÜZERİNDEN İFTİRA KAMPANYALARI
Mart 10 ASKER NEDEN YALNIZLAŞIYOR?
Mart 06 ASKERLE POLEMİK
Mart 03 ÇILGINLIĞIN BU KADARI DA FAZLA!
Şubat 28 DEĞMEZ, İNANIN DEĞMEZ!
Şubat 25 UFUK DARALMASI VE ÖNEMLİ BİR DİRENİŞ
Şubat 19 CUMHURİYET MİTİNGCİLERİNE ÇAĞRI
Şubat 18 MECLİS'E SAYGI LÜTFEN!
Şubat 14 ANLAMA GAYRETİ
Şubat 11 BAŞÖRTÜSÜ MÜ TEHLİKELİ, ÇETELER Mİ?
Şubat 07 ÇARPAR SİZİ BU KİTAP!
Şubat 05 DUY ARTIK BU ÇIĞLIĞI
Şubat 04 PROVOKATÖR MEDYA
Ocak 31 YÜREĞİNİZ YETİYORSA...
Ocak 29 2009'DA DARBE
Ocak 28 ERGENEKON'DAN GERÇEK ÇIKIŞ ANCAK BÖYLE OLUR!
Ocak 22 DÜŞÜN YAKASINDAN BU MİLLETİN
Ocak 21 MÜSAİT BİR YERDE İNECEK VAR!
Ocak 17 HİÇBİR MESELE BÖYLE ÇÖZÜLMEZ
Ocak 15 DIŞ POLİTİKADAKİ DEĞİŞİM ANLAŞILAMAYINCA
Ocak 14 GAZETECİLİK ADINA KRİTİK BİR MUHASEBE
Ocak 10 ANLAMSIZ BİR KISKANÇLIK
Ocak 09 GÜL'ÜN ZİYARETİ İLE NE DEĞİŞİR?
Ocak 08 DOĞRU ZAMANDA DOĞRU BİR ZİYARET
Ocak 07 'KÜRT SORUNU'NUN ÇÖZÜMÜ BU FOTOĞRAFTA!
Ocak 03 TÜRKİYE'Yİ BEKLEYEN EN YAKIN TEHLİKE
Ocak 01 EN İYİSİ SİZ KALIN, BİZ GİDELİM..
Aralık 31 NE ÇETİN SINAVLARLA GEÇTİ...
Aralık 27 ÖNCÜ DOKTORLAR NEREDE?
Aralık 25 DOKTORLARA SİTEM
Aralık 24 KÜRT SORUNUNDA YENİ TEHLİKELER, YENİ UMUTLAR
Aralık 13 BURASI ANADOLU, BURDAN KAÇIŞ YOK
Aralık 10 MEDYADA YENİ BİR DÖNEM
Aralık 06 TOPLU İĞNENİN UCUNDAKİ ÖRTÜ
Aralık 04 ETNİK PARÇALANMA ÜZERİNE KORKUNÇ SENARYOLAR
Aralık 03 GAZETECİ DEDİĞİN, ÖZÜR DİLEMESİNİ BİLECEK
Kasım 26 İLETİŞİMCİLER, LÜTFEN BU OLAYI KAYDEDİN
Kasım 20 İMTİYAZLI SINIF DA NE DEMEK?
Kasım 19 GAZETECİ TÜMGENERALLER
Kasım 15 BİR TÜRKİYE ÜTOPYASI
Kasım 12 CENAZE EVİNDE DÜĞÜN YAPMAK
 
Hülya Avşar'a tepki yağıyor
Küçük'ün notu Doğan'ı ele verdi
Özal'ın rüyası gerçek mi oluyor?
Kare kare infaz !
CHP'li vekilden pes dedirten çıkış
1 Ekim'den önce sigortalı olun çünkü...
Tüyler ürperten telefon kayıtları !
Tuhaf isteğe tokat gibi cevap
Masonların karanlık planları belgelendi
Dağlıca'da bir şok daha - İZLE
C. Tayyar Kala
EDİBE SÖZEN KENDİNE YAPTI
İletişim profesörü Edibe Sözen’in AK Parti’ye katılımı inanılmaz derecede ses getirmişti.
Asım Yıldırım
KÖRLEŞMİŞ VİCDANSIZLAR
Bu nasıl bir insanlıktır? Bu nasıl bir vicdansızlıktır? Bu nasıl bir değer bilmezliktir?
Kemal Gülen
CEVİZ GÖLGESİNDEKİ KEFENSİZ ŞEHİTLER
Şehre girerken bile sessizliğin ve dinginliğin bütün ruhunuzu kuşattığını hissediyorsunuz.
ahmet-kekec
Ahmet Kekeç
BU NE TERBİYESİZLİK
Bir insan hem haddini bilmez, hem cüretkár, hem de asgari nezaket kurallarından yoksun olunca, ortaya böyle bir ‘sonuç’ çıkıyor.
engin-ardic
Engin Ardıç
KARA KARTAL MÜŞERREF
Pakistan'ın "müstafi" devlet başkanı Perviz Müşerref, paşalıktan gelme bir adam...
ismet-berkan
İsmet Berkan
BUGÜN AB İÇİN NE YAPTIN?
Babacan sürekli, en durgun denilen dönemde bile AB için neler yapıldığını anlatmaya çalışıyor.
samil-tayyar
Şamil Tayyar
BAŞSAVCI KONUŞMALI
Ankara Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Boyrazoğlu’nın Kartal Savcısı olduğu dönemde Sedat Peker Kartal Cezaevi’nde yatıyordu. 4 yıl önce bir iddia ortaya atıldı.
mehmet-kamis
Mehmet Kamış
CHP'DEN DOĞRU MUHALEFET
CHP'li Kemal Kılıçdaroğlu'nun Silivri'deki bir imar meselesini gündeme taşıması çok ilginç bir gelişme.
ahmet-turan-alkan
A.Turan Alkan
AHBABLARIMI KINIYORUM
"Hayvan keserek bayram yapılan bir dini aklım almıyor" lâfını bir araya getirmek büyük başarı.