|
VİCDANIN SESİ YETMEZ 
Ne garip bir ülke olduk. Ak Parti'nin kapatılması davası hukukî bir süreç değil mi?
Meclis'ten çıkan anayasa değişikliği de öyle. Oysa toplumda ve medyada sürdürülen tartışmalara bakarsanız, hukukçulardan başka herkesin bu konuda söz sahibi olduğunu sanabilirsiniz.
Bir gazetede dün çıkan bir yazıya göre, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın kulağına birileri “Merak etme, partin kapatılmayacak” diye fısıldamış; yazar başka bir kapatma davasındaki benzer fısıldaşmaları hatırlatarak “Kapatılmayacak dendiğinde kapatılır” demeye getiriyor.
Çoğu köşelerde Başbakan Erdoğan'ın boynunu giyotine teslim ettiği benzetmesi yapılıyor.
Başbakanlık Basın Merkezi'nin sonradan yalanlama ihtiyacı duyması fazla fark etmiyor: Tayyip Erdoğan'la aynı yemek masasında buluşan bir grup meslektaş, Ak Parti'nin her iki ihtimali de göz ardı etmeyen bir yol haritası izleyeceği izlenimine kapılmışlar; parti kapanmazsa 'yola aynen devam' edilecek, parti kapatılırsa engebeli bir yol izlenerek düze çıkılacakmış...
Konunun tarafı olanlar, en yakın izleyicileri, bu denli kafa karışıklığına maruz kalırsa, kamuoyu ve dışarıdan bakanlar ne yapsın? Kamuoyu koyu bir umutsuzluğa kapılıyor, dışarıdan bakanlar da hepimizi rencide eden takılmalarını sürdürüyorlar.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nı kast ederek “Bir kişinin ülkenin başına açtığı gâileye bakın” türü ucuz takılmalardan uzak duracağımı biliyorsunuz. Ayrıca, önde kim görünürse görünsün, bu gâile ülkenin başına tek bir kişi tarafından da açılmadı, 11 kişinin 'vicdanlarının sesini dinleyerek' vereceği kararla da sona ermeyecek...
Anayasa Mahkemesi üyelerinin baskılara boyun eğmeyeceklerini ifade etmek için dolaşıma sokulan “Vicdanlarını dinleyerek karar verecekleri” klişesi son zamanlarda bayağı fazla kullanılıyor. Yargıçların da elbette vicdanları vardır ve sonuçta her karar o vicdanı bir biçimde yansıtır. Anglo-Sakson geleneğinde tek kişinin vicdanını devreden çıkarmak için, isabetli bir uygulama olarak, jüri devreye sokulmuştur. Ceza mahkemelerinde kararı jüri verir. Sonuçta 11 kişilik Anayasa Mahkemesi de 12 kişilik jüri gibi çalışıp karar verecek, Ak Parti kapatılma davasında...
Acaba gerçekten jüri gibi çalışıp öyle mi karar verecek Anayasa Mahkemesi?
Konuyla yakından ilgilenenler dahil kamuoyundaki kafa karışıklığının en büyük sebebi bu soruya gönül rahatlığıyla “Evet” cevabı verilememesidir. Askerlerin baskı yaptığı iddiası mahkemenin en yetkili ağızları tarafından inkâr edildiğine göre onları dışarıda bıraksak bile, mahkemenin eski üyeleri ve başkanlarının vaktiyle birlikte çalıştıkları üyeler üzerinde hiç mi etkisi olmayacak? Ya da Yargıtay'daki eski görevleri sebebiyle 'onursal' sıfatını taşıyanların?
Jüri sistemi uygulanan ülkelerde, vicdanlarının sesini dinleyerek karar verecek jüri üyelerinin dışarıdan etkilenmemeleri için tedbirler alınır. Daha başlangıçta, jürisini teşkil ettikleri davayı diğer üyeler dışında kimseyle konuşmayacakları yemini eder üyeler; çok ciddi bir davaysa, yeminle yetinilmez, jüri üyeleri günler boyu bir arada tutulur, dışarıyla temaslarına müsaade edilmez. Jüri üyeleri de yaptıkları işin ciddiyeti sebebiyle her türlü mahrumiyete katlanırlar.
Ak Parti'nin mukadderatıyla ilgili, ülke siyasetini derinden etkileyebilecek bir karara imza atacak olan Anayasa Mahkemesi üyeleri ise, işin içinde olanların bile kafasını karıştıran doğru-yanlış bilgi yağmuru altında sırılsıklam bir halde konuyu ele alacaklar.
Herhalde bu sebeple olmalı, Avrupa Birliği, üye ülkelerde parti kapatmayı, yargıçların vicdanına bırakmamış, çok sıkı ilkelere bağlamış...
Anayasa Mahkemesi, umarım, bu durumu göz önünde tutar.
06.Mayıs.2008 08:32:53 |
|
|