|
DEMOKRASİ KURMAK 
Demokrasimizi işletmekle ilgili çok ciddi sorunlara sahip olduğumuz ortada.
Biz gözlerimizi kapatsak da, kafamızı kuma gömsek de, öyle bir şey yokmuş gibi davransak da, demokrasimizi işletmekle ilgili çok ciddi sorunlara sahip olduğumuz ortada. Bununla yüzleşmekten de kaçamayız.
Hayır hayır, sadece Adalet ve Kalkınma Partisi hakkında açılan kapatma davası nedeniyle bunları söylüyor değilim ama açıkçası AKP hakkında açılan dava demokrasimizde yaşadığımız sorunların ertelenemezliğini gözterdi bize.
Bu davanın kimseye bir şey kazandıramayacağı, hatta pratikte hiçbir sonucunun olmayacağı ortada. Diyelim ki AKP kapatıldı. AKP’ye oy veren yüzde 47 orada durduğu sürece hiçbir şey değişmez. Diyelim ki o yüzde 47’de bir erime oldu. Yine durum değişmez, bir sonraki seçimde AKP veya yerine kurulan parti geri gelir.
Sorun, Türkiye’de AKP’yi kapatmakla çözülebilecek basitlikte olsaydı, işimiz zaten çok kolay olurdu. Sorun çok daha karmaşık ve işin özünde de demokrasiyi kurum ve kurallarıyla oturtmak yatıyor.
Tepki çekeceğimi bile bile yazıyorum: Ne laiklik ne de demokrasi ‘ne pahasına’ denerek korunabilir. Gerçek çözüm, aynı anda hem laikliği hem de demokrasiyi koruma altına alabilecek güvenceler düzenini yaratmakla mümkündür. Ve o güvenceler sisteminin merkezinde de, ne asker ne de yargı vardı, güvenceyi sağlayan, rejimi garanti altına alan şey o ülkenin halkından başkası değildir.
Beğenelim beğenmeyelim, mesele bizim laikliği ve demokrasiyi nasıl tanımladığımızla ilgili. Bir taraf laikliği dine ait bütün referansların ve sembollerin görünmez olması, diğer taraf da demokrasiyi basit çoğunluğun isteklerinin sorgusuz sualsiz yerine getirilmesi olarak gördüğü müddetçe bir adım bile ileri gidemeyiz.
Bir yandan laiklikle ilgili kırmızı çizgileri çok daha akıllıca, çok daha iyi düşünerek çizeceğiz ve laiklik üzerinden siyaset yapılmasına izin verecek, laik yaşam tarzını benimsemiş olanların kendi yaşam alanlarını siyaset yoluyla korumalarına fırsat vereceğiz. Bir yandan da, demokratik meşruiyetle hukuk devletini çok daha kuvvetli biçimde ilişkilendirecek, yersiz ‘yargıçlar devleti’ suçlamalarına meydan vermeyecek bir sistem yaratmalıyız.
Bir yandan demokrasinin kendi içinden güçlü ve istikrarlı bir yönetim erki çıkarmasını sağlamalı, bir yandan da yasama ile yargının bu yönetim erkini günbegün denetlemelesini, bu yolla çağdaş fren ve denge mekanizmaları yaratmasını sağlamalıyız.
Yargı erkimizi hem ona demokratik meşruiyet ve denetim sağlayarak güçlendirmeli hem de deyim yerindeyse bir ölçüde zayıflatmalıyız. ‘Zayıflatmalıyız’ önermesini açmam gerek: Mesela savcılık makamını mutlaka ve mutlaka yargıçlıktan ayırmalı, hatta tercihen il savcılarını seçimle belirleyip onlara ‘Cumhuriyet Savcısı’ yerine ‘Halk Avukatı’ demeye başlamalıyız. Yargıtay ve Danıştay gibi üst yargı organlarının savcılarını da Meclis’in belirlediği adaylar arasından Cumhurbaşkanı seçmeli. Yargıçlık mesleğindekilerin Adalet Bakanlığı’nda veya başka bir yürütme biriminde yöneticilik yapmasına kesinlikle son vermeli, Hâkimler Yüksek Kurulu’nun üye sayısını artırmalı, yargıçların denetimini yapan teftiş heyetini de bu kurula bağlamalıyız.
Demokrasimizin temsil ediciliğini sağlamak için seçim sistemimizle ve partilerimizin aday belirleme süreçleriyle mutlaka oynamalıyız. Özellikle aday belirleme süreçlerinin demokrasinin temel ilkelerine aykırı olmamasını sağlamalıyız.
Kısacası demokrasimizi sil baştan ama tecrübelerimizin ışığında yeniden kurmalıyız.
13.Mayıs.2008 09:16:38 |
|
|