|
Deja Vu 
Aylardan Kasım’dı. Türkiye’yi sarsan bir olay yaşandı. Ortaya, daha önce duymağa hiç de alışık olmadığımız iddialar atıldı. Kamuoyu gazeteler, ve televizyonlar aracılığıyla tam bir yayın bombardımanına tutuldu. Ortalık toza, dumana kardı. Göz gözü görmez oldu.
Toplumdaki şaşkınlık kısa süre sonra yerini iddiaların aydınlatılması yönünde bir beklentiye bıraktı. Bu tepkili beklenti yetkilileri “olay mutlaka aydınlatılacak, sonuna kadar gidilecek” şeklinde açıklamalar yapmak zorunda bıraktı. İddialarla ilgili bazı kamu görevlileri tutuklandı .Tutuklanan kamu görevlileri için müthiş iddianameler hazırlandı.
Kamuoyunda büyük tartışmalar yaşandı. Meclis komisyonu janjanlı bir rapor hazırladı. Televizyonlarda geniş programlar yapıldı. Gazetelerde yazı dizileri hazırlandı. Çankaya’da bütün liderler toplandı. Toplum ümitlenmişti. Bu kez galiba olacaktı. Yerin altındaki karanlıklar, galiba bu defa aydınlatılacaktı.
Komisyonlardan, tartışmalardan, yayınlardan birşey çıkmadı. Ümitler yine azaldı. Ama son bir ümit vardı. O da bağımsız yargıydı. Birileri meselelerin üzerini örtmeye çalışsa da bağımsız yargı mutlaka milletin yanında yer alır, olanı biteni ortaya çıkarırdı.
Derken duruşma günü geldi çattı. Mahkemenin önü ana baba günü gibiydi. Canlı yayın araçları konumlanmış, haberciler tertibat almış, sivil toplum örgütleri, sanık yakınları, sanık avukatları, müdahil avukatlar ve tanıklar, mahkemenin önünü hınca hınç doldurmuştu.
Sanıklar güvenli bir araçla getirildiler mahkemeye. Mahkemenin nezaret kapısına kadar yanaştırıldı sanıkları taşıyan zırhlı araçlar. Apar topar, gizli saklı binaya alındılar. Görüntü alınmasını engellemek için görevliler büyük çaba gösterdi. Sanıklar mahkeme salonuna alınırken, yer darlığı gerekçesiyle mahkeme salonuna ancak sınırlı sayıda gazetecinin girmesine izin verildi.
İçeri girebilen gazetecilerin dikkatini ilk çeken şey, salonda oturan kimliği belirsiz şüpheli görünümlü kişiler oldu. Duruşmanın yapılacağı binanın etrafında da bunlara benzer kişi çoktu. Kimlikleri meçhul, ilginç kişiler…
Önce uzun uzun iddianame okundu, kimlik tespiti yapıldı. Sanıkların saatlerce süren ifadeleri alındı. Kendilerine yöneltilen bütün sorulara iki şekilde cevap veriyorlardı.
1. Biz suçsuzuz
2. Ne yaptıysak devlet için yaptık.
Ve ilk duruşmanın sonucu.
Sanıkların tutukluluk hallerinin devamına…
Buraya kadar anlattıklarıma bakıp Şemdinli’de meydana gelen bombalama olayları sonrasında yaşananlardan ve sonrasında geçtiğimiz hafta Van 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlanan davadan söz ediyorum sanmayın.
Bu anlattıklarım tam 9 yıl önce başka bir davada yaşand. Meşhur Susurluk davasında.
Ne tuhaf değil mi. Biri öbürünün aynısı. Hatta aynısının tıpkısı.
Susurluk davasının sonunda ne mi oldu dersiniz?
Sanıkların tamamı 3 duruşma sonra tahliye oldu. Cezaevi çıkışında “Türkiye sizinle gurur duyuyor” sloganlarıyla karşılandılar. Dava devam etti. Mahkemeye bir sürü tanık geldi, gitti, ifade verdi. Mahkeme heyeti davanın aydınlatılabilmesi için elinden geleni yaptı; ama nafile. Çünkü heyetin istediği sıradan bir rapor bile gazetelerde yayınlandıktan ancak 1 yıl sonra mahkemeye ulaşabildi. Uzun süren maraton 5 yıl sonra bitti. Sanıkların 4 er yıl hapis cezasıyla cezalandırılmalarına karar verildi .
"Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" denilen olayın sorumlularından içeride en çok yatan, bir yıl yatıp çıktı. Hem de aslanlar gibi!!!
09.Mayıs.2006 20:30:59 |
|
|