|
MERKEZ MEDYA NE DEMEK? 
Bu Pazar yazısını basın sektörümüzün epey bir süredir üzerinde kafa yorduğum bir konusuna ayırmak istiyorum.
Geçtiğimiz hafta Zaman gazetesine gönderdiğim bir yorum yazısı epey olumlu ve aynı zamanda da olumsuz tepki çekti; bu yazıda merkez medya diye benimsediğimiz ve ülkemizin gerçekten köklü basın kuruluşlarında, mesela Hürriyet, Milliyet ve Sabah gazetelerinde bazı önemli tarihlerde, kimi çok belirleyici olmaya aday toplumsal dönemeçlerde yayınlanmış ve altında bizim ülkemizin önemli köşe yazarlarının imzaları olan yorum ve değerlendirmelerin çok büyük yanlışlar içerdiğini, yapılan yorumların bırakın senelere, aylara dahi hiç dayanıklı olamadığını, yayınlandıktan yaklaşık bir sene sonra ‘tamamen konu dışı’ kaldıklarını ifade etmeye çalışmış idim.
Bu tür bir mukayese ve değerlendirme yapmak için artık şahsi arşivlere, gazete arşivlerine ya da milli kütüphaneye de gitmenize gerek yok; oturduğunuz bir kafede laptopunuzdan tüm bu yazılara ulaşıyorsunuz ve büyük şaşkınlıklara düşüyorsunuz.
Geçen haftaki yazımda önemli gördüğüm bir toplumsal olayı, 27 Nisan 2007 askeri muhtırasını ve bu muhtıradan hemen sonra yukarıda adıını belirttiğim merkez medya organlarında çok okunan, ülkemizde belirli bir kesim tarafından çok sevilen ve tutulan köşe yazarlarının yayınladıkları bir-iki makaleyi örnek olarak sunmuş idim.
27 Nisan muhtırası kendi başına hiç de önemli bir konu değil, demokratik süreç bu kepazeliği çok net bir biçimde aştı, arkada bıraktı ama bu kepazelik karşısında alınan tavırlar, öneriler önem olarak kanımca 27 Nisan muhtıra metninin çok önüne geçti ve çok daha kalıcı oldu.
Ve belki de en önemlisi merkez medyanın nasıl olmaması gerektiği konusunda önemli ipuçları üretti, merkez kavramını yeniden düşünmemize neden oldu.
Basın doğası olarak siyasetle iç içe olduğundan siyasetin, ülke anayasasının ve hatta artık daha da önemli olmak üzere gelişmiş ülkeler hukuk normlarının merkez kavramları ‘merkez medyasının’ belirleyici unsurları olmak zorundadır.
Türkiye’de üzerinde çok geniş bir mutabakat olan Anayasa’nın ikinci maddesindeki kavramlar yani demokrasi, laiklik, hukuk devleti kavramları merkez medya tarafından birbirleri arasında bir hiyerarşi tanımlanmadan savunulmak zorundadır; bu zorunluk yorum özgürlüğü ilkesine rağmen merkez medya organlarının köşe yazarlarının da bir mecburiyetidir.
27 Nisan muhtırası tartışılmaz bir biçimde demokrasi ve hukuk devleti ilkelerini çiğnemiş bir meseledir ve bir yayın organı merkezde kalmak istiyorsa buna izin vermemek zorundadır; bu tutum yani bir anayasal ilke uğruna diğer iki ilkenin ayaklar altına alınmasına destek vermek bu işi yapan kuruluşları marjinalize eder ve benim bir gözlemim bugün kendine merkez medya diyen organların hızla marjinalleşme süreci içinde olduklarıdır.
İstanbullular için Sabah gazetesi geç tanışılmış bir yayın kurumudur ama benim kuşağım için Hürriyet ve Milliyet çok ama çok önemlidir, bizler adeta bu gazetelerle büyüdük; bu gazetelerin 27 Nisan muhtırasında yazıldığı gibi bir tür yurttaşlık anlayışını benimsemeyen yurttaşları ‘Cumhuriyet’in düşmanıdırlar ve öyle kalacaklardır’ ilan etmesi gibi tümüyle hukuk dışı bir saçmalığı savunan köşe yazarlarını desteklemesi, kucak açması merkez kavramıyla bağdaşmamaktadır ve yukarıda belirttiğim gibi marjinalize olmaya yöneltmektedir.
Fransa’da Le Monde’da, İngiltere’de ‘The Guardian’da, bunlar gerçek merkez medya kuruluşlarıdır, böyle bir herzenin savunulmasını düşünmek dahi olanaksızdır; yine bu gazetelerde yaklaşık bir sene önce yayınlanmış bir yorum yazısının bugün içerik olarak bu kadar anlamsızlaşması da sık görülen bir durum değildir ama bizde kendine merkez medya diyen yayın organlarında 27 Nisan ve 22 Temmuz tarihleri arasında çıkan yorum ve tahminlerin kısm-ı azamı yanlış ve komik çıkmıştır ama merkez kavramı bu tuhaf durumu idare etmeyi sürdürmektedir.
Merkez medya yorumlarında laiklik, demokrasi ve hukuk devleti kavramlarını eşit ölçüde, birisini diğerinin önüne geçirmeden savunmak zorundadır; aksi bir tavır, bu yanlışı yapan kuruluşu marjinalize eder ve bugün yaşanan süreç de biraz budur.
27 Nisan muhtırasına destek ve Sayın Şener Eruygur’un arkasında olduğu mitingleri ‘sivil 28 Şubat’ diye adlandırmak merkez medyanın işi olamaz.
Bu yanlış bulduğum yayın politikasını ‘ortalama yurttaş nabzı’ diye tanımlamak da anlamsızdır, 22 Temmuz bunu çok net göstermiştir; bu gazetelerle büyüyen bizleri bu gazetelerin ‘azgın azınlığın’ eline geçmesi üzmektedir.
Merkezde olmak her zaman sanıldığından daha zordur; marjinalleşmek daha kolaydır ve bizim eski merkez, hem siyasette hem basında, galiba bir süredir kolayı seçmektedir. Merkez demek demokrasi, laiklik ve hukuk devletini eşit ölçüde savunmak demektir. 24.Ağustos.2008 08:57:56 |
|
|