|
KRİZ TÜRKİYE'YE NASIL GELİR? 
Amerika’da en derin noktalarına doğru gitmekte olan ekonomik krizle ilgili en genel manada bilinmeyen iki şey var:
Amerika’da en derin noktalarına doğru gitmekte olan ekonomik krizle ilgili en genel manada bilinmeyen iki şey var: 1. Bu kriz, Amerikan ve dolayısıyla dünya finans piyasasını ne kadar küçültecek? 2. Bu küçülme dünya çapında ne ölçüde bir ekonomik yavaşlamaya sebep olacak?
Biliyorsunuz, Amerikan hükümeti, Kongre ne kadar reddediyor olsa da, krizi yumuşatmaya, krizin etkilerinin sokaktaki insanı da vurmasını önlemeye, oluşacak ekonomik durgunluğun derinliğinin az olmasına çalışıyor. Bunu yapmaya çalışırken doğru yöntemi uygulamak isteyip istemedikleri tartışması bir yana, bütün amaç Amerika’nın uzun süreli bir ekonomik durgunluğa girmesini önlemek.
Tamam onlar bir şeyler yapmaya çalışıyor, bu arada başını Amerikan Merkez Bankası’nın çektiği bir grup merkez bankası dünyayı oluşan likidite sıkışıklığından kurtarmak için paraya boğuyor falan ama bir yandan da devasa mali kuruluşlar birer birer ortadan kayboluyor.
Henüz krizin faturasını kim veya kimlerin üstleneceği de bilinmiyor, borsalardaki büzüşmenin nereye kadar devam edeceği de. Ama şimdiden bilinen bir şey var: Dünyadaki para bolluğunun şimdilik sonuna geldik, dünya kredi piyasası artık, diyelim 6 ay öncesine göre, çok daha az parayı satmaya çalışıyor.
İşte, ilk ağızda krizin Türkiye’yi vuracağı nokta tam da burası: Kredi daralması.
Türkiye’de devletin değil ama şirketler ve bankalar kesiminin 130 milyar doları aşkın kredi borcu var, yabancı bankalara. Yani Türk özel sektörü döviz kuruna çok ama çok hassas, kurdaki her yükseliş şirketlerimizi biraz daha zora sokuyor.
Türkiye yılda 50 milyar dolara ulaşan cari açık yaratıyor. Evet bu açığın önemli bölümü enerji ithalatından geliyor ama aramalı ve tüketim malı ithalatı da az değil.
Bugünden itibaren aynı boyutta cari açık yaratabilir, yani kendi tasarruf açığımızı yurtdışından gelen parayla kapatmaya devam edebilir miyiz? Hayır edemeyiz.
Soru da bu zaten: Tamam edemeyiz de ne kadar edemeyiz?
Geçen yıl cari açığımızın yarıdan fazlasını doğrudan yabancı sermaye yatırımlarıyla karşılamıştık; bu yıl doğrudan yatırımlar çok ama çok azaldı. Önümüzdeki yıl daha da azalacaktır.
Ödediğimiz Hazine faizinin çok yüksek olması yurtdışından fon akımını sürekli kılıyor ama unutmayın, o faizi biz ödüyoruz. Yani bir anlamda gece gündüz çalıştığımız halde yerimizde saymamızın ana nedeni, kazandıklarımızın çoğunun faize gitmesi.
Bu çark böyle devam eder mi? Yurtdışında paranın azalması çarkın dönüşünü zorlaştıracak, Türkiye’yi daha fazla reel faiz ödemeye zorlayacak, diyenler var. Haklı da olabilirler.
Özel sektör büyümek için gerekli krediyi yurtdışından eskisi kadar kolay bulamayacağı için yatırımların duraklaması, özel girişimcilerin sermayelerini korumak için paralarını Hazine kâğıtlarına yatırması, işsizliğin azalmaması, hatta artması anlamına gelir.
Türk ekonomisinin zaten bir durgunluğun içinde olduğu, tüketim eğiliminin düştüğü vs. görülüyor. Bu durum daha da derinleşebilir, ekonomik büyüme hepten sekteye uğrayabilir.
İşte böyle bir ortamda Türkiye’nin kafası çalışan her bireyinin hükümetin öncülüğünde, ithalat faturasını azaltmak ve bu arada büyümeyi desteklemek için yüksek katma değere geçişi, daha fazla ihracatı vs. düşünüyor, konuşuyor olması gerek.
Ama en basitinden enerji ithalatını azaltmak ya da daha verimli hale getirmek için bile
proje üretilmiyor. Zaten çok geç kalınan nükleer ihalesi uluslararası ortam sayesinde fiyaskoyla sonuçlanıyor.
Hükümet kendi bekasıyla uğraşmaktan Türkiye için düşünmeye bile vakit bulamıyor, bu arada her türlü uzlaşma ihtimali bizzat hükümet tarafından yok edildiği için sorunlara ortak çözüm aranması diye bir ufkumuz hiç yok.
Kısacası dünyada bir şeyler oluyor ve biz seyrediyoruz. İşte kriz de Türkiye’ye böyle, bağıra bağıra geliyor. 01.Ekim.2008 08:58:24 |
|
|