|
|
|
Gitmek mi zor kalmak mı? 
Türkiye son günlerde önemli bir maceraya atılıp atılmamayı tartışıyor. Lübnan’a asker göndermek aslında uzaktan görüldüğü kadar çokta kolay değil gibi "Bölgesel bir güç olmak istiyorsak Lübnan'a asker göndermeliyiz" tezine karşı ciddi muhalefet var. Ateşkes sağlanmadan İsrail’e baskı yapmak için Lübnan’a asker göndermeye hevesli ülkeler bile yan çizmeye başladı. Asker göndereceğini ilk açıklayan Avusturya bu kararından vazgeçerken “Uluslararası askeri güce” liderlik etmesi düşünülen Fransa’da yan çizmenin yolunu arıyor.
Çünkü BM Gücü'nün Güney Lübnan'daki görevinin sadece "Ateşkesin sağlanması ve barışın korunmasıyla sınırlı olacağı" kesin değil.
Şimdi Türkiye daha iyi düşünmek zorunda
Peki ne oldu da istikrarı yakalamaya çalışan Lübnan birden bu hallere düştü. Uluslararası bir gücün korumasına muhtaç oldu. Karar verirken düşünmeye buradan başlamalı. İsrail 34 gün boyunca karadan ve havadan saldırdığı Lübnan’da kendi güvenliği için Hizbullah’ı yıkmaya çalıştı. Masum siviller öldü. Binlerce insan mülteci durumuna düştü .Yüzlerce evi ve işyeri yerle bir oldu. Peki başarılı oldu mu? Hizbullah Lübnan’da gücüne güç kattığına göre başarılı olmadı. Şimdi İsrail hem kendi güvenliğini hem de Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını yani kendi yapamadığını işte bu Uluslararası güce yaptırmak istiyor. En azında bölgede bu böyle algılanıyor. Türkiye eğer böyle bir algılanma ile bölgeye giderse yüzyıllardır belleklerde yer eder prestijini yerle bir eder . Bu kayıp BM’ güvenlik konseyi üyeliği ile bile telafi edilmez. Oysa özellikle kriz başladığı günden bugüne kadar gösterilen tavır Türkiye’nin karizmasını oldukça yükseltti.Bu durum Türkiye’nin arap ülkelerine göre prestijini attırdı.
Türkiye hem bölgedeki ağırlığı, hem de benzer güçlerde askerinin başarısıyla istenen ülke konumunda. Ancak unutulmamalıdır ki Lübnan bir Somali, bir Bosna , bir Kosova değil.
BM’nin karnesi bozuk
İsrail’in saldırıları sırasında Lübnan’daki BM adına bulunan Fransız Birliğinin takındığı tavır büyük tepki çekmişti. Türkiye’nin de aynı kefede değerlendirilmesi de ayrı bir risk . Böyle bir algılanma Türkiye’ye çok şey kaybettirir.
İçeride de kayıp büyük olur
Bir de iç kamuoyunun ikna edilmesi gerekir. Çünkü içeride her gün şehit haberleriyle karşılaşan kamuoyu tarafları itibariyle bizim olmayan bir savaşın içine girmemizi iyi karşılamayacaktır. Ayrıca –Allah korusun- bölgeden gelecek birkaç şehit haberi bizi iyice sıkıntıya sokacaktır.
Hal böyle olunca "Bölgesel bir güç olmak istiyorsak Lübnan'a asker göndermeliyiz”
sözünün altında yatanı iyice düşünmeliyiz Herkesin kaçtığı bir yerde savaşın içine balıklama dalmak hem içeride hem dışarına bizi zor durumda bırakır.
İnsani yardımları hem devlet hem sivil toplum örgütleri en iyi şekilde organize edersek, Barış için askeri değil siyasi ağırlığımızı koyarsak daha fazla güç kazanırız. Eğer tam ateşkes sağlanırsa Lübnan halkını rahatsız etmeden -Gazeteci Yazar Ali Bulaç’ın tabiriyle – “Sadece düşmanlarının değil, kendi sivillerinin bile hayatını hiçe sayan tarafların tutuşturduğu bu çatışmaya” girmeden bir birlik gönderilebilir . O birlik de sadece gönderilen yardımları ve yeniden inşa çalışmalarının güvenliğini ve koordinesini sağlamlı.
Türkiye bu güce asker verme kararından önce yüz kez, bin kez düşünmeli. Zira Lübnan'da savaş daha bitmedi .
18.Ağustos.2006 12:00:49 |
|
|
|
|
|
 |
|
|
| |
| YAZARIN DİĞER YAZILARI |
|
| |
|
|
|
|
|