|
Tebrikler Mahir, Bizi Uyardığın İçin 
Bizim yayınlarımızı yakından takip etmeyenler, bizi yeterince anlayamayabiliyorlar.
Bizim yayınlarımızı yakından takip etmeyenler, bizi yeterince anlayamayabiliyorlar. Kimi ön yargılı bakışlar, bizi bazı görüşlere yakın, bazılarına uzak ilan edip, katagorize etme/yanlış konumlama sürecine girebiliyorlar. Ama hata ediyorlar.
Anlamadıkları, anlayamadıkları, anlatamadığımız şu olsa gerek: Biz gazeteceyiz, televizyoncuyuz, radyocuyuz, internet habercisiyiz. Kısacası biz yayıncıyız.
Yayıncılığımızın en birincil niteliği ise; milletimize, vatanımıza, devletimize ve bizi biz yapan değerlere olan inancımız, bağlılığımız, bunları koruma konusundaki kararlılığımızdır. Çalışma alanımızı da işte bu kararlılık çerçeveler.
Bizi izleyenlere daima doğruyu söyleriz. Bir başka deyişle kasıtlı olarak hiçbir zaman bize güvenen geniş kitlelere yanlış bilgi vermemeye çalışırız. Bildiğimiz neyse onu yazar, gördüğümüz neyse onu gösteririz.
Ama bu ülkeye, bu ülkenin huzur ve istikrarına, bu ülke insanının aydınlık geleceğine zarar vereceğine ciddi kanaat getirdiğimiz bir durumla karşı karşıya kaldığımızda, orada, o anda dururuz.
Aramızda saatlerce konuşur, düşünür, taşınır, ‘neyi ne kadar verirsek ülkemize zarar vermiş olmayız’ı tartışır, detaylı görüş alış verişinde bulunuruz. Yöneticilerimize, konunun uzmanlarına, meslek büyüklerine danışır, fikir alırız.
Elbette hiçbir şart altında yalan söylemeyiz, yanlış yönlendirme yapmayız.
Ama bazen susma hakkımızı kullanırız. Doğruyu söylemenin ‘hakkımız’ olduğunu bildiğimiz gibi, ‘bazen susmak da hakkımızdır’ diye düşünürüz. Çünkü sık sık olmasa da zaman zaman susmayı gerektirir milli menfaatler.
Ayrıca bu şuurlu suskunluğun mesleki birikimimize ‘halel’ getirdiğini de düşünmeyiz. Bu noktada yapılacak ‘sözde etik’ gazlamalara da gelmeyiz. O anki suskunluk halini mesleğimizi milletimiz adına yerine getiriyor olmanın onurlu bir duruşu sayarız.
Ama bu millete zarar vereceğini düşündüğümüz bir hususla karşı karşıya kaldığımızda kalemimizin kırılacağını bilsek dahi susmaz, bildiğimizi söyleriz.
Bunun son örneği “Yeni Türk Petrol Yasası” hazırlıkları sürecinde yaşandı. Konuyla ilgili araştırma yapan muhabir arkadaşlarımıza bazı vekillerin “muhalefetle birlikte hareket ediyorsunuz” şeklinde sitemler ilettiğini duyunca acı bir tebessüm belirdi dudaklarımızda. Çünkü ne meclis içindeki, ne de dışarıdaki hiçbir muhalefet partisi bu süreci bizim kadar yakından takip etmemişti ki biz onlarla birlikte hareket etmiş olalım. Bizim kadar detaylı ve yerli yerinde uyarılarda kimse bulunmamıştı ki biz o görüşleri destekleyelim.
Salt milli kaygılarla ortaya konan bu ciddi gayretin neticesi “muhalefetle işbirliği yapmak” gibi tuhaf bir suçlama olmamalıydı. Ancak Başbakan Erdoğan’ın konunun ilgililerine yasanın daha dikkatli bir biçimde ele alınması yönünde bir direktifi olduğunu duymak bile bizi oldukça rahatlattı.
Bizi yakından takip edenler bilir ki, iyilik kimden ve nereden gelirse gelsin onu ön plana çıkaran ve sonuna kadar destekleyen bir yayıncılık anlayışımız var. Ama yapılan yanlışları söylemeyecek, doğruya giden yolları gösteremeyecek ve halk adına uyarı görevimizi en ölçülü biçimde gerçekleştiremeyeceksek, o zaman varlığımızın ne anlamı kalır?
Ben Samanyolu’nun genç görünüşlü ama bir o kadar da tecrübeli-gayretli muhabiri Mahir Etyemez’i tebrik ediyorum. Gün içi yoğunluğuna rağmen gece geç saatlere kadar çalışıp ‘Türkiye’nin Petrol Meselesi’ konusunda uzmanlaştığı için. Ve bu konudaki uyarı görevimizi bir kitap ve orijinal TV haberleriyle yapmamıza katkıda bulunduğu için.
Şundan veya bundan taraf olduğumuzu değil, daima Türkiye’den yana olduğumuzu göstermemize, bir kez daha vesile olduğu için.
Ahmet Böken
29.Mart.2007 14:35:01 |
|
|