|
MUHALEFETİN ADI DEĞİŞTİ 
ABC
22 Temmuz’dan önceki ‘tuhaf’ günlerdi.
Abdullah Gül Çankaya’ya aday olmamış..
CHP Anayasa Mahkemesi’ne başvurmamış..
İnternet muhtırası siteye konulmamış..
Yüksek Mahkeme tarihe geçen 367 kararına imza atmamıştı.
Hukukçuluk mesleğine ömrünü adamış, çok sevdiğim bir büyüğümle bir araya geldik.
Bana yargı mekanizmasının bugünkü işleyişi konusunda 'köşe taşı' niteliğinde bazı bilgiler verdi.
Uzunca bir süredir, yargı üzerinde kara bulutlar dolaştığını ve maalesef bunları dağıtmaya yönelik etkin bir hamle yapılamadığını anlattı.
Saçlarını bu meslekte ağartmış hukuk adamı üzgündü, dahası endişeliydi.
Ve konuşmasının sonuna doğru bir cümle söyledi.
Tek bir cümle, sanki bütün konuşmanın özetiydi:
"Bundan sonra halk tarafından seçilecek hükümetlerin siyasi bir rakibe ihtiyaçları olmayacak. Çünkü 'yargı' istenen muhalefeti tek başına yapabilecek bir konuma geldi" dedi.
Açıkçası o gün hukukçu büyüğümün ne demek istediğini tam olarak kavrayamadım.
Siyaset ve muhalefet, yargının çok dışında kavramlardı.
Normal bir demokratik sistemde yerleri çok ayrıydı.
Yargı erki anayasanın kendisine çizmiş olduğu çerçevede bağımsız bir şekilde görevini yapar, hükümetlerse siyasal sistem içinde ülkeyi yönetme vazifesini yürütürlerdi.
Tecrübeli hukukçunun ne demek istediğini anlayabilmem için belli şeyleri yaşayıp, görmem gerekiyordu demek ki.
Eski başsavcı Sabih Kanadoğlu’nun iddiaları..
Meşruiyeti tartışmalı Yarsav adlı vakfın Cumhuriyet Savcısı
Başkanı’nın çıkışları..
Ve nihayet Anayasa Mahkemesi’nin 367 kararı gibi...
Bütün bunlar söylenen sözleri ve tecrübeli hukukçunun kaygısını anlamamı kolaylaştırdı.
Derken zor da olsa Türkiye normalleşme sürecine girdi.
Bunun için bir genel seçim, biri başarısız iki cumhurbaşkanlığı seçimi ve bir de referandum kararı gerekti.
Önce cumhurbaşkanı seçildi, ardından da yeni hükümet kuruldu.
Hükümet seçimden önce söz verdiği gibi ilk iş olarak özgürlükçü bir anayasa çalışması başlattı.
Peki başlatılan yeni anayasa çalışmalarına karşı çıkanların en başında kim geliyordu dersiniz?
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı.
Artık ben de duayen hukukçunun endişelerini sonuna kadar paylaşıyorum.
Türkiye’yi yönetenlerin (geride kalan 5 yılda çeşitli sebeplerden dolayı görmezden gelinen) “yargıda siyasallaşma” iddialarının derhal üzerine gitmeleri gerektiğini düşünüyorum.
20.Eylül.2007 15:56:14 |
|
|