|
MAHALLE BASKISI DEĞİL RAMAZAN BASKISI 
Mahalle baskısı değil Ramazan baskısı
Mahalle baskısı değil Ramazan baskısıBütün yıl boyunca dine dindara ve dini değerlere en basit kelimeyle saygısızlık eden gazeteler nasıl da boyun eğiyor Ramazan karşısında.Ben takdir ediyorum. Hiç olmaz ise milletimiz az çok dini değerle tanışıyor, literatüre ait birçok şey öğreniyor. Bazı basın organlarının samimiyetsizliği kendilerini bağlar. Ama okuyucu önemli yorumlar okuyor,dine ait yeni bilgiler öğreniyor ,Müslümanlar kendi dinlerinden ve dininin inceliklerinden haberdar oluyor, diğer din ve görüşlere mensup vatandaşlar da İslam hakkında ilmelyakin bazı meselelere muttali oluyorlar.Kasten tahrif etmek isteyen yazarlar ve yazılar müstesna ramazanda medyanın kendine kısmen de olsa çeki düzen vermesi takdire şayan bir gelişme.Ama görülüyor ki menfaatler bazılarını kendileri olmaktan çıkarıp empati yapmaya zorluyor.
Türkiye’de başı açık ve namaz kılmayan biri zaten bir baskı altında.! Tıpkı başı kapalı ve namaz kılan birinin baskı altında olduğu gibi.! Nasıl mı!?
Camilerden beş vakit ezan okunuyor,diyanet camiası ülkenin en büyük kurumlarından biri, resmi kuran kursları yazın dolup taşıyor,caddelerde cami önlerinde “Allah rızası için diyerek” el açan binlerce fukara var , okullarda din dersleri okutuluyor, Yeşilay içkiye karşı çıkıyor, sigara içenlerle ve diğer kötü alışkanlıklar ile mücadele eden dernek ve vakıflar var, kandiller var ,kurban bayramında Allahın rızasını kazanmak için hayvanlar boğazlanıyor , insanlar birbiriyle selamlaşıyor ,yardım dernekleri zekat sadaka ve fitre topluyor, kimsesiz ve açları doyurmak için seferber oluyor, bunların haberleri televizyonlarda çıkıyor , Anadolu kadını başını örtüyor milyonlarcası teravihe koşuyor, Lihye-i Saadeti ziyaret etmek için cami önlerinde sıraya giriyor ve daha neler neler...bir insan böyle bir ülkede yaşıyor kendini mahalle baskısında hissetmiyor da başörtülü öğrencilerin üniversiteye girmeleriyle mi bir baskı altına girecekler. Güldürmesinler insanı.
Bir de başka çerçeveden bakalım.Mesela Beyoğlu’na, Galata’ya, Tünel’e, boğazdaki balık lokantalarına, İzmir’in kordonuna, Karşıyaka’ya, televizyonlardaki dizilere,medyadaki kalemlere, televizyon ve gazete sahiplerine (asıl düşüncelerine) , dans ve şarkı yarışmalarına, sokaklarda istediği gibi giyinip süslenip yürüyenlere, sahillere,otellere,eğlence mekanlarına,parklarda öpüşen çiftlere, magazin sayfalarındaki ahlaksız ilişkilere, vurgun yapıp kaçan ve bunu erdem kabul eden işadamlarına, rüşvet ve dolandırıcılıkla devleti hortumlayanlara ,çamlıca parkının iki sırasını arabalarıyla kapatıp içkilerini yudumlayanlara, ezan sesinin ulaşmadığı semtlere, halkının değerleriyle çatışan anayasal kurumlara ve daha neler neler…Ben neden kendimi bir mahalle baskısında hissetmiyorum. Öyle yaşayanlarla birlikte yaşıyorum, onlara selam veriyorum, oturup konuşuyor, sms ile özel günlerini kutluyorum.Aynı şekilde mukabele görüyorum.
Herkes dünyada, toplumsal uzlaşı kuralları ve evrensel insan hakları çerçevesinde yaşar. Ayrıca öldükten sonra da karşısında ne bulmak istiyorsa dünyasını öyle değerlendirir. Bunlara baskı denmez. Bunlar, bu yaşam biçimleri hayatın renkleridir. Eşit haklara sahip olacağız ki kölelik düzenin kalktığına inanalım. Bugün üstün ırk,efendiler,aristokratlar,krallar olmadığı gibi selfler, köylüler,köleler diye aşağılanan gruplarda yok.Eşitlik ver hürriyet var toplumsal sözleşme var. Eğer öğretmenlerimiz bizi kandırmadıysalar bunların var olması lazım…
25.Eylül.2007 12:52:24 |
|
|