|
FUTBOL BAYRAMI 
'Şimdi bu da nereden çıktı?' diye şaşırabilirsiniz;
Ama ben bugün kısaca futboldan söz etmek istiyorum, zira gündemin en başında futbol var.
Gazete manşetleri, televizyon ekranları Bosna maçının enstantaneleri ile dolu. Sokakta, kahvede, bürolarda hemen her yerde istisnasız, Milli Takım konuşuluyor. Fatih Terim, Emre Belözoğlu, Gökhan Gönül gibi futbolcular kritik ediliyor. Açıkçası futbol, gündemi teslim aldı. Daha önce de bu sütunda yazdım, ben futbolu sadece futboldan ibaret saymıyorum. Bir maçın sonuçları süre ve saha ile sınırlı kalmıyor.
'Oyundur' diye geçiştirilmiyor, başarı toplumda ortak sevince, yenilgi kedere dönüşüyor. Avrupa'ya sadece siyasi olarak değil, futbolla da gidiyoruz. Avrupa'nın veya dünyanın topla fethi az bir şey değil. Kesinlikle küçümsenmemeli. Yanlış anlaşılmasın, meşin yuvarlağı Fatih'in İstanbul surlarını dövdüğü toplarla eş tutmuyorum. Fetihten fetihe koşan Osmanlı'nın kalesi, topu başka. Cumhuriyet Türkiye'sinin kale ve topu başka. Günümüzde futbol topunun fetihle ilişkili yönü olduğunu düşünüyorum. Avrupa'nın topla fethi...
Güç de olsa Türk Milli Takımı Avrupa finallerine katılma hakkı elde etti. Kolayı, önce zora çevirdi. Başladığı gibi bitiremedi. Eleme maçlarının ortalarında birdenbire 'fetret dönemine' girdi. Zor karşılaşmaları kazandı, kolayları kaybetti. Kesinlikle Moldova ve Malta kayıpları futbol tarihine geçecek türden. Her şeye rağmen sonunda düştüğü kuyudan çıkmasını bildi. Yaşamakta olduğumuz süreç Türk futbolunun geleceği açısından çok önemliydi. Kore'de elde ettiğimiz dünya üçüncülüğünden beri uluslararası turnuvalarda elemeleri geçememiştik, ne dünya kupasına ne de Avrupa şampiyonasına katılabildik.
Son futbol zaferi, sporla ilgilensin ilgilenmesin toplumun tümünde bayram havası estirdi. Bosna engeli aslında kolaydı. Rakibimizin hiçbir iddiası kalmamıştı. Yine de 90 dakika boyunca nefes nefese kaldık. Türkiye sadece futbolda değil sporun genelinde final maçlarının üstesinden gelemiyor. Gerek Milli Takım gerekse kulüp takımlarında nice final müsabakalarını dramatik sonla bitirdik. Bosna maçında korkulan olmadı. Tek farkla da olsa sahadan galip ayrılmasını bildik. Yoksa bugün bayramın yerini matem havası alırdı.
Aslında Milli Takım kefeni hafta sonu Norveç'te yırttı. Avrupa şampiyonasına giden yolda 'maçların anası' oydu. Tam bir finaldi. Kazanan yoluna devam edecek, kaybeden ise evde kalacaktı. Deplasmandı. Şartlar rakibin lehineydi. Psikolojisi ağırdı. Oyuncuların üzerinde kara bulutlar dolaşıyordu. Fatih Terim'in istifası konuşulurken bazı futbolcular günah keçisine dönmüştü. Norveç'i kendi sahasında yenmek Türkiye'ye Avrupa'nın kapılarını açtı. Yaban ellerde yaşamına 'en alttakiler' olarak başlayan on binlerce gurbetçimiz Avrupa arenasında bizzat tribüne giderek 'en üstte' Milli Takım'ını izleme imkanı bulacak.
Şüphesiz Avrupa'da oynamanın birçok açıdan yararı var; ancak ben gurbetçilerimiz açısından çok daha anlamlı olduğunu düşünüyorum. Futbol bayramı yaz aylarında dalga dalga Avrupa'ya yayılacak. Tabii başarı devam ederse... 10 gün içinde grubumuz belli olacak. Avrupa'nın ilk 18'e giren en iyi takımları var. Elemelerde olduğu gibi zayıf, kolay geçilir rakip yok.
Yeri gelmişken belirteyim, haberlerde oyunculara dağıtılacak büyük paralardan söz ediliyor. Her alanda yaşanıyor... Milli Takım'ın 'ödül sisteminin' dışında tutulması kuşkusuz doğru olmaz. Hele başarı varsa, devamı bekleniyorsa... Ancak sadece futbolun değil sporun para ile bu kadar yan yana anılmasını yanlış buluyorum. Toplumda da yadırgandığını biliyorum. Daha dikkatli olmakta yarar var. En azından para konuları kamuoyu önünde konuşulmamalı. Farklı yollar bulunabilir. Bulunmalı da.
Toplum olarak ortak sevinç alanlarımız o kadar azaldı ki... Futbol bir imkân sunuyor. 'Başka hangi başarı toplumun bütününü bu denli memnun edebilir?' sorusuna keşke farklı cevaplar verebilsek. Avrupa'nın topla fethi gibi keyifli bir duygu yaşadığımı itiraf etmeliyim.
23.Kasım.2007 07:51:33 |
|
|