|
İSTANBUL'DAN ISPARTA'YA GİTMEK GİBİ BİR ŞEY... 
Hayat böyle işte... Bir varsın bir yoksun.
İnsan için takdir edilen süre dolduğunda hiçbir şey bunu engelleyemiyor. Sağlam kaleler içinde dahi olsak ölüm buluyor bizi.
Bir yerden bir başka yere gitmek gibi bir şey. İstanbul'dan Isparta'ya uçmak gibi bir gerçek.
Hayat böyle işte...
Doğum ölümü tetikliyor.
Doğdun... Süren başlaldı. Tik, tak, tik, tak...
Yaşadığımız şu hayatta ölümden başka bir gerçek, kesinlikle önceden bilebildiğimiz bir şey var mı?
Yok!
Sadece ölüm önceden bilebileceğimiz şey.
Bir gün, bir sabah ya da akşam veya günün herhangi bir saatinde... Sabaha karşı veya yatsıdan önce ya da sonra... Bayramda ya da arefesinde... Böyle işte hayat... Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete! Neyi nasıl hesap ederseniz edin. Ne ile neyi toplayıp ne ile neyi çarparsak çarpalım, karekökünü alıp, asal sayılardan birine bölelim veya herhangi bir matematiksel işlem yapalım. Ölüm denklemi hep hayatın sıfır ile çarpımından ibaret. Sıfırın ne olduğunu bilen var mı?
Çarpmada yutan eleman, bölmede sonsuzu gösteriyor. Nasıl oluyor, bu mu bizim hayatımızı üzerine kurduğumuz matematik gerçeği.
Nasıl oluyor, herhangi bir sayıyı sıfıra bölmek sonsuzu sonuç veriyor?
Ölüm sıfır ise hayatın sıfıra bölünmesi sonsuzluk işte...
Nasıl doğum ölümü tetikliyorsa, geri sayımı başlatıyorsa, ölüm de doğumu tetikliyor, sonsuzluğu başlatıyor.
İstanbul'dan Isparta'ya gitmek gibi bir şey. Uçak düştü öldüler!
Bu kadar basit olabilir mi...
Bu kadar basit değil ama bu kadar gerçek işte.
Önceden bilebileceğimiz tek gerçek, öleceğimiz gerçeği...
Niçin küçülüyor eşya uzakta?/ Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl? / Zamanın raksı ne, bir yuvarlakta? /Sonum varmış, onu öğrensem asıl! (N.F.Kısakürek)
02.Aralık.2007 10:09:03 |
|
|