|
MEDYA ADAM OLMADAN... 
"Medya adam olmadan, demokrasi de adam olmaz."
Uzunca bir süredir TMSF'nin denetiminde olan Sabah-ATV medya grubu geçen hafta yapılan ve tek bir alıcının katıldığı türden bir "ihale" ile 1,1 milyar dolar karşılığında Ahmet Çalık'ın sahibi olduğu Çalık Grubu'na satıldı.
Yürürlükteki hukuk kuralları açısından, ne ihalede tek bir alıcının bulunması, ne de Sabah-ATV medya grubunun en tepedeki yöneticisinin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın henüz 26 yaşındaki damadı Berat Albayrak olması satışa engel değil. Satış, Rekabet Kurulu ve RTÜK tarafından onaylandığında kesinleşecek.
Burada hukuki bir sorun olmasa da bir "çıkar çatışması"nın söz konusu olduğu ileri sürülebilir. Şöyle ki, Çalık Grubu'nun satın aldığı Sabah-ATV'de iktidar yanlısı bir yayın politikası izleme karşılığında elde edeceği hükümet desteğiyle işlerini büyütmek amacını güttüğü kuşkusu doğabilir. Nitekim anamuhalefet partisi CHP geçen yaz, Çalık Grubu ile hükümet arasındaki ilişkileri sorgulamıştı. Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Özyürek, Enerji Bakanı Hilmi Güler'e "Çalık Grubu'na iş verin diye İsrail hükümeti nezdinde kulis yaptınız mı?", Başbakan Erdoğan'a da "Bakanlarınızın iş bulması için İsrail nezdinde kulis yaptığı Çalık Grubu'na damadınızın genç yaşta müdür olarak atanması ne derece ahlakidir?" diye sormuştu. (Radikal, 10 Temmuz 2007)
Milliyet yazarı Hasan Cemal, Sabah-ATV satışı dolayısıyla üç gün süren "Gazete almak, gazete satmak" başlıklı bir dizi yazı yayımladı (6-8 Aralık). Yazı, Türk medyasında neredeyse tamamen rafa kaldırılmış "editoryal bağımsızlık" kavramını, yani medyanın demokratik görevlerini yerine getirebilmesi için gazetecilerin işlerini, resmi makamların olduğu kadar medya patronlarının müdahalesine de uğramadan, mesleğin ilkelerine ve ahlakına bağlı olarak yapabilmeleri gereğini hatırlatıyordu.
Cemal, ABD'nin önde gelen gazetelerinden biri olan Wall Street Journal'ın (WSJ) geçen yaz, Rupert Murdoch gibi editoryal bağımsızlığa saygısı olmamakla ünlü bir uluslararası medya patronuna satılmasının gazeteciler arasında yol açtığı tartışmaları aktarıyordu. Ayrıca gazeteyi satan Bankroft ailesinin, 106 yıllık WSJ'ın editoryal bağımsızlığının güvence altına alınması için Murdoch ile yaptığı ve denetimi iki şirket dışından tanınmış kişiler ve gazetecilerden oluşacak bir "Özel Komite"ye verilen anlaşmayı gündeme getiriyordu.
Satış gerçekleşti. Anlaşma uyarınca gazetenin yöneticileri ve yetkilerinde yapılacak değişiklikler "Özel Komite"nin onayına bağlı olacak. Gazetenin genel yayın müdürü, astlarının işe alınması ve çıkarılması, tahsis edilen bütçenin ne şekilde kullanılacağı konularında ve haberlerle ilgili bütün kararlarda tam yetkili. Genel yayın müdüründen bağımsız olan yorum sayfaları editörü de, yorum yazarlarını, köşe yazarlarını, bütün astlarını işe alma ve çıkarmada ve yorumlarla ilgili bütün kararlarda tam yetkili. (29 Temmuz 2007 tarihli anlaşmanın metni için: http://online.wsj.com/public/article/SB118315620615153545.html)
Hasan Cemal'in yazısını okuduktan sonra, aklıma şu geldi: Eğer TMSF, Sabah-ATV satışıyla ilgili kaygıları ortadan kaldırmak istiyorsa, Çalık Grubu ile yukarıda belirtilen türden bir anlaşma yapabilir. Olmazsa, Ahmet Çalık, Sabah-ATV grubunun genel yayın müdürleriyle benzer bir anlaşma imzalayabilir. Böylelikle Türk medyasında bir ilke imza atarak, bütün medya patronlarına örnek olabilir. Medya patronlarının saygınlığı ve itibarı, öteki işleri açısından da en değerli "sermaye" değil midir?
"Editoryal bağımsızlığın" en büyük güvencesi, kuşku yok ki, gazetecilerin meslek kuruluşları (yani sendikaları ve dernekleri) aracılığıyla dayanışma içinde, mesleklerini ve haklarını hem hükümetlere hem de patronlara karşı korumalarıdır. Ne yazık ki Türkiye'de gazeteciler ve meslek kuruluşları hükümetlere karşı çıkarlar, fakat patronlar karşısında küçük parmaklarını bile oynatamazlar. Hasan Cemal haklı: "Medya adam olmadan, demokrasi de adam olmaz."
13.Aralık.2007 07:33:42 |
|
|