|
ÇAPTAN DÜŞENLER 
Milletin çoğunluğunu “öteki”leştiren cephe bu aralar müthiş bir arayış içinde.
İçleri kıpır kıpır.
Ama iyi niyetli bir kıpırdanış değil bu!
Fatih Altaylı, büyük bir yayın kuruluşunda bulunduğu zaman kendini Başbakan’a kravatını düzeltecek kadar yakın hissederdi.-Tabi ki hissettirmeye çalışırdı.-
Şaşalı günleri geride kalınca, “öldürmeyen darbenin güçlendireceği”ni yazacak kadar bu Hükümet’in bir şekilde gitmesini ister oldu.
Yanında görün, durumu idare etmeye çalış!
Büyük bir medya kuruluşunun başındaysan, patronun çıkarlarını gözetip dolayısıyla daha da yükselmek için iktidara, “kendimi size çok yakın hissediyorum.” imajı ver. İşler tersine gidip, tuttuğun köşe elden gidince o halde yıpratmaya çalış, “ordu göreve” türünden ucu yanık mektuplar gönder bir yerlere!
“Aranıza beni de alın” diye kırk takla attıktan sonra bünyeye uymadıklarını bir dönem sonra ancak fark ettiler bazıları. Aynı kadronun yeni bir hükümet dönemine daha tahammül edemeyenler de dahil, hükümetten nemalanamayan benzeri çevrelerin artık içlerinde tutamadıkları kin ve kızgınlığın dışa yansıması son dönemlerde şahit olduklarımız.
“Öldürmeyen darbelerin güçlendirdiğini unutmadığımız zaman adam oluruz.-F.A.-” türünden cümleler kur.
Sen ki, Amiral Gemisi Hürriyet’te ve ardından Sabah’ta iken Başbakan’a çok yakındın. Hem de Başbakan’ın kravatına el uzatıp düzeltecek kadar. Sonra büyük gazetelerden ayrılınca bir süre eskileri unutturmak ve yeni bir kimliğe bürünmek için kendine zaman tanıdın, milletin unutmasını bekledin.
Sen de titredin ve aslına döndün.
Ne değişti senin Hürriyet ve Sabah’ta yazdığın zamanlardan bugüne de “darbelerin öldürücü olmasını” adamlığın gereği olarak görecek kadar değiştin!
Anlaşılan o ki şu an bulunduğun mevkiin, Başbakan’a öyle kolayca ulaşmaya yetecek rakımda değil artık.
O halde “öldürücü darbe” olmalı ki yıkık düzenden kendine yeni, büyük bir köşe tutasın.
*
Keskin sirke gibi küpüne zarar veren, dili sivrildikçe daha da düşen gazeteci-siyasetçi Tuncay Özkan, CHP’de yer tutmak için Baykal’dan yüz bulamayınca,
“askerin neden sessiz kaldığı”nı sorgulamaya başladı.
“Baharı bekleyin, Mart sonunu…”
Gazeteci-Siyasetçi, Antakya’da düzenlenen bir konferansta konuşuyor; “Ne oldu da asker bu kadar sessiz kaldı. Bunun cevabını halkın merak ettiğini düşünüyorum.”
O da yükseklerden uçtuktan sonra aşağılara inenlerden.
Tarihe neden hala 28 Şubat’ın, 27 Nisan’ın not düşüldüğünü sorgulamıyor, artık 27 Mayıs’ların, 12 Eylül’lerin neden olmadığının cevabını arıyor.
Neler yapacağından bahsediyor ve detay isteyenlere kedilerin çiftleşme mevsimini işaret ediyor; “Baharı bekleyin, Mart sonunu. -T.Ö.-”
Zaman, çaptan düşenlerin içlerinin kıpır kıpır olduğu zamanlar. Hayra alamet olmayan bir kıpırdanış bu.
Dikkatli olmak lazım.
15.Aralık.2007 17:15:25 |
|
|