|
AB SÜRECİNİN NERESİNDEYİZ? 
Son AB zirvesinin sonuç bildirisinde, Fransa'nın istediği değişiklikler benimsendi.
Türkiye ile ilgili paragrafta "katılım müzakereleri" yerine "müzakereler"den söz ediliyor, müzakerelerin üyelik amaçlı olduğuna dair herhangi bir ifade yer almıyor. Sorular üzerine Başbakan Erdoğan, bunu önemsemediğini belirtti; "Kararlıyız, yolumuza aynen devam ediyoruz" dedi.
AB-Türkiye ilişkilerinde gelinen noktaya göz atmakta yarar var. Manzara şu: Fransa, Avusturya ve Alman hükümetinin Hıristiyan Demokrat yarısı, Türkiye'ye "tam üyelik" yerine "ayrıcalıklı ortaklık" verilmesi konusunda kararlı. Ankara, Güney Kıbrıs gemilerine hava ve deniz limanlarını açmayı reddettiği için, AB Konseyi 35 müzakere başlığından 8'ini askıya aldı. Fransa'nın üyelikle bağlantılı gördüğü için açılmasına engel olduğu başlıklarla birlikte toplam 14 başlık askıda. Geriye kalan 21 başlıktan, bugüne kadar sadece bir tanesi açılıp (geçici olarak) kapandı; dördü açıldı fakat kapanmadı; önümüzdeki günlerde ikisinin daha açılması bekleniyor.
Kıbrıs sorunu olduğu yerde duruyor. Türkiye kapsamlı çözüm sürecinin yeniden başlatılmasına çalışıyor, fakat BM Genel Sekreteri her iki taraf da çözüme yanaşmadıkça süreci başlatmaya istekli değil. Şubat ayında Güney Kıbrıs'ta yapılacak başkanlık seçimlerinin durumu değiştirmesi beklenmiyor. Ama AB'nin Kosova'nın bağımsızlığını desteklemesinin, Güney Kıbrıs'ta AB'nin bir gün Kuzey Kıbrıs'ın bağımsızlığını da destekleyebileceği endişesini uyandırdığı anlaşılıyor. Bu arada: Britanya ile birlikte Türkiye'nin üyeliğinin ender destekçilerinden biri olan İsveç ile Güney Kıbrıs arasında bir "mini kriz" yaşanıyor. İsveç'in Kuzey Kıbrıs'la AB arasında doğrudan ticaret tüzüğünün canlandırılması girişimini, Güney Kıbrıs Dışişleri Bakanı Bayan Erato Kozakou-Marcoullis, "Bu, Dışişleri Bakanı Carl Bildt'in işi; ben Başbakan Fredrik Reinfeldt'le konuştum, o aynı fikirde değil" şeklinde yorumlaması İsveç hükümetinin tepkisiyle karşılaştı. Marcoullis'in Stockholm'e daveti ertelendi.
AB Komisyonu'nun yayımladığı son İlerleme Raporu, Türkiye'deki parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin Türkiye'de demokrasinin işlediğini gösterdiğini belirtti. Bunun yanında, askerin siyasi rolünün sürdüğünü, TCK 301 maddesinin yerinde durduğunu, dinsel azınlıkların haklarında ilerleme sağlanamadığını, yani siyasi kriterlerin dahi tam olarak yerine gelmediğini vurguladı. Yani Türkiye'nin siyasi kriterleri tam olarak yerine getirmek için yapacağı çok şey var. Öte yandan müzakereleri başarıyla tamamlasa, önündeki bütün engelleri bir bir aşsa bile, tek bir AB üyesinin "hayır" demesi halinde Türkiye'nin AB'ye üye olamayacağını da biliyoruz. Türkiye'nin AB üyesi olup olmayacağı, gerçek anlamda "ucu açık" bir soru.
Ne var ki, üyelik koşullarını yerine getirmiş olan bir Türkiye'ye AB'nin "hayır" demesi çok zor olur. O güne kadar AB, Türkiye'nin üyeliğinin avantajlarını görebilir. AB sonunda "hayır" dese de muhakkak ki 1999'da başlayan katılım sürecinde benimsediği reformlar bugüne kadar Türkiye'ye çok şey kazandırdı. Reformlara devam eden Türkiye'nin, sonunda AB üyesi olmasa da AB norm ve standartlarında bir demokrasiye ve ekonomiye sahip olacağı kesin. Müzakere süreci, bunun için bir "yol haritası".
Başbakan Erdoğan'ın ve hükümetin tavrı doğru. Ankara, karşısına çıkarılan engellere tepkisini belirtmekten geri kalmamakla beraber, AB reformlarını sürdürmeli. Arkasında hatırı sayılır bir halk desteği mevcut. Sabancı Üniversitesi profesörleri Ali Çarkoğlu ve Ersin Kalaycıoğlu'nun geçen eylül ayında yaptıkları kamuoyu araştırmasına göre, AB üyeliğini destekleyenlerin oranı % 50'den az değil. AB üyeliği için referandum yapılsa "evet" diyeceğini söyleyenlerin oranı % 56. Bu oran AKP seçmenleri arasında % 64, ana muhalefet partisi CHP seçmenleri arasında % 51, AB muhalifi MHP'nin seçmenleri arasında dahi % 40. O halde reformlara kararlılıkla devam.
18.Aralık.2007 09:43:28 |
|
|