|
GÜÇ VE HAKLILIK 
Türkiye'nin hafta sonu Irak'ın kuzeyine yaptığı hava operasyonu beklenen bir gelişme sayılabilir.
Başbakan Tayyip Erdoğan defalarca bu konuda uyarıda bulunmuş, Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt operasyonun kaçınılmaz olduğunu kimbilir kaç kez açıklamıştı. Muhalefet partilerinin gönüllerinin de askerî bir operasyondan yana olduğunu ise zaten biliyoruz.
Bu durumda “Olacak olan oldu” diyebilir miyiz?
Bu soruyu sormamın sebebi, güç kullanımının her zaman ve her yerde beklenen sonucu doğurmadığı gerçeğidir. Bazen en son kullanacağınız bir yöntemin sırasını şaşırdığınızda onu bir daha kullanamaz hale de gelebilirsiniz. Zaman tünelinde seyahat etmeye gerek yok; ABD'nin Irak macerası bile bu gerçeğin tanığıdır. Önemli olan sonuç almaksa, bunu, güç kullanmadan, askerî operasyona başvurmadan başarmak, diplomasi ve politikanın yettiği yerlerde savaştan kaçınmak daha doğrudur.
Türkiye kasım ayının başından beri PKK terörünü kısa vadede işlevsiz kılmak, orta vadede de bitirmek için akılcı bir çizgi izliyor. PKK'nın yaptıklarını sineye çekmek yerine dünyanın dikkatine sunmayı ve geleneksel destekçilerini terör örgütünün arkasından çekmeyi bir politika olarak benimsedi hükümet... 22 Temmuz seçiminde Ak Parti'nin bölgeden aldığı destek de bunu mümkün kılıyordu zaten.
PKK bugüne kadar hiç görülmediği biçimde Batı tarafından tecrit edildi, bölge insanından dirsek gördü...
ABD ile Washington'da varılan mutabakatın bölgede doğrusal bir çizgide çalıştığı anlaşılıyor. Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt'ın “Biri Bizi Gözetliyor (BBG) evi gibi” dediği anında görüntüler istihbarat paylaşımının bir sonucu. Uydular ve insansız istihbarat uçakları aracılığıyla Amerikalıların elde ettiği görüntüler Genelkurmay Karargâhı'nda değerlendirilebilecek durumda. Hafta sonu operasyonu o görüntüler kullanılarak gerçekleşmiş olmalı.
Askerî operasyonun bugüne kadar izlenen diplomatik ve politik çizgiyi destekleme amaçlı olduğu hükümet kanadından yapılan açıklamalardan anlaşılıyor. Prusyalı asker ve kuramcı Carl von Clousewitz'in “Savaş, diplomasinin bir başka biçimde devamıdır” sözü bu noktada önemli. Batı başkentlerinde kazandığı anlayışı her an saldırıya hazır bekleyen ve sürekli tehdit eden PKK militanlarını bulundukları yerde vurmayı diplomatik açılımının bir parçası olarak düzenlemiş olmalı Türkiye...
Öyle olmalı, aksi halde ince diplomasi ve akılcı politikayla oluşturulmuş olan dengeler güç kullanımı aşırıya vardırılırsa elden kaçırılabilir. Tıpkı 11 Eylül sonrasında, ABD'nin, bütün dünyadan gördüğü desteği, eylemlere koyduğu yanlış teşhis yüzünden Irak'a saldırdıktan sonra kaybetmesi gibi; Türkiye de, bütün dünyanın kabul ettiği 'kendini savunma hakkını', başkalarını mazlum duruma düşürmekle sonuçlanacak aşırı güç kullanımı sonrasında kaybedebilir.
Şu ana kadar böyle bir görünüm ve dolayısıyla böyle bir sonuç söz konusu değil; ama bir yanlış adım Türkiye'yi o konuma düşürebilecektir.
Ülkemiz haklı olmakla kazandığı moral üstünlüğü ne olursa olsun kaybetmemelidir
18.Aralık.2007 09:51:31 |
|
|