|
AB’NİN YENİ YOL HARİTASI: LİZBON ANLAŞMASI 
Lizbon anlaşması Avrupa Birliğinin içinde bulunduğu açmazdan kurtara bilecek mi?
Kuruluş aşamasında bütünleşmiş bir siyasi oluşumu hedefleyen Avrupa liderleri 90’li yıllarda vuku bulan jeopolitik değişimler akabinde enerjilerini daha çok AB`nin genişlemesine harcadılar. Romanya ve Bulgaristan’ın katılımı ile 27 üyeli bir birliğe dönüşen AB 500 milyon nüfus ve Atlantik ten Karadeniz’e kadar genişleyen coğrafi sınırları ile global bir güç olma yolunda ilerliyor. 50 yıla yakın bir süre 10 ülkeden daha az üyesi olan AB son üç sene içinde yeni 12 üyeye kapılarını açtı. Bu süre içinde üye sayısı sürekli artan AB’nin kurumlarının ve yönetim birimlerinin de yetkileri artırıldı ve zaman içinde kompleks bir yapıya kavuştu. Yaklaşık 30 sene boyunca Roma anlaşması ve bu anlaşmaya bağlı prensiplerle yönetilen AB bu zaman dilimi içinde yaşanan büyüme ve genişleme neticesinde tam dört kere Roma anlaşmasında bir takım revizyonlar yapmak zorunda kalmıştı.
29. Ekim 2004 tarihinde Roma`da birlik üyesi ülke liderleri tarafindan büyük bir gururla imzalanan AB anayasa metni, yapılan referandumlar neticesinde önce 29 Mayis 2005 de Fransa daha sonra ise 1 Haziran 2005 tarihinde Hollanda halkları tarafından reddedili.
Lizbon Anlaşmasının AB için anlamı
Altı kurucu üye için teşkilatlandırılmış AB kurumları ve hukuki, siyasal ve ekonomik altyapısısnın tam beş kere katlanarak büyümüş bir birliğe yetmediği anlaşılmıştır. Lizbon anlaşmasının konuşlandırmaya çalıştığı en önemli reform birligin siyasi makamlar tarafindan daha ciddi ve net bir sekilde temsil edilmesini sağlamaktır. AB başkanlığı ve dışişleri bakanlığı temsilciliğini dış politikada bir enstrüman olarak kullanmak isteyen AB liderleri Lizbon anlaşmasının kabul edilme ihtimalini birliğin geleceği adına bir mihenk tasi olarak değerlendirmektedirler.
Daha önce birlik için tarihi dönüm noktaları olan Roma, Maasrticht, Amsterdam, Nice anlaşmaları geçerliliklerini sürdürürken yapılan son zirve akabinde anayasanın yerine ikame ettirilmeye çalışılan “Lizbon Antlaşması” AB için bir başka önemli dönüşüm noktası olarak tarihe geçti. Avrupa Anayasası'nın Hollanda ve Fransa'da düzenlenen referandumlarla reddedilmesi ardından iki yıldır devam eden belirsizlik sonrasında, Avrupa Birliği'nde yapılacak reformlar bu son anlaşmayla netleşmiş oldu. ‘Avrupa Anayasası’ kavramından tamamen vazgeçilmiş olsa da, anayasa taslağında gündeme getirilen reformların pekçoğu Lizbon Anlaşmasında yer alıyor. AB liderleri, bir aksaklık çıkmaması durumunda, yeni sözleşmenin 2009 yılında yapılacak AP seçimleri öncesinde yürürlükte olmasını umuyorlar.
Anlaşmanın getirdiği yenilikler
AB'de 6 aylık dönüşümlü başkanlık sistemini kaldıran yeni anayasada 2,5 yıllık süre için üye ülkelerin oy birliğiyle atayacakları AB Konseyi Başkanı'nın yılda 4 kez toplanacak AB zirvelerine de başkanlık etmesi öngörülüyor ama kimse bu yeni siyasi aktörün görevinin ne olduğunu tam anlamı ile bilmiyor. AB’nin uluslararası arenada daha gülçü bir şekilde temsil edilmesini ve birliğin gelecek perspektiflerini göz önünde bulundurarak organize edilmesini amaçlayan bu makam yeni sahibi ile edineceği tecrübeler sonrasında daha net değerlendirilecektir.
Lizbon Anlaşması'nda, dış politikada tek seslilik için getirilen AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi ise, AB dışişleri bakanlarını bir araya getiren Dış İlişkiler Konseyi toplantılarına başkanlık edecek. Bununla birlikte AB Komisyonu başkan yardımcılığı görevini üstlenecek olan Yüksek Temsilci, "AB'nin dış eylemlerinin eşgüdümünü" sağlayacak. Birliğin ortak bir dış politika oluşturma hususunda çektiği güçlükleri farklı bir metot ile aşmaya çalışan bu girişim pratik anlamda bir çok sorunu ortadan kaldıracaksa da işlevsel olarak orak bir AB dış politika oluşumuna ne ölçüde katkıda bulunacağı merak konusudur. Lakin ikili çoğunluk sisteminin geçerli olmayacağı dış politika alanında karar alınabilmesi için üye ülkelerin oy birliği gerekecek.
Lizbon Anlaşması Türkiye’yi nasıl etkiler ?
Lizbon anlaşması akabinde Türkiye'yi daha zorlu bir süreç bekliyor. Zira AB'nin bu anlaşma ile birlikteki karar alma mekanizmalarının değiştirilmesi ihtimali, Türkiye'nin üyelik sürecini olumsuz yönde etkileyebilir. AB'nde 2014 yılından itibaren uygulanmaya başlanacak, İkili çoğunluk sisteminin, nüfusu kalabalık olan ülkelerin kararlardaki ağırlığını ve 'veto' etme gücünü daha da arttırıyor. 82 milyon nüfusuyla Almanya, şu anda birliğin en fazla ağırlığa sahip olan ülkesi konumunda. Ancak Türkiye'nin önümüzdeki yıllarda Almanya'nın nüfusunu geçmesi bekleniyor. Türkiye'nin AB üyesi olması ise, ülkeyi bir anda birliğin en güçlü ve kilit ülkesi haline getirecek olması, üye ülkeler tarafından tedirginlikle karşılanabilir.
Sonuç olarak Lizbon anlaşması ile gerçekleştirilmeye çalışılan reformlar AB’nin gelecekte daha az sorunlarla işlemesini sağlayacaktır. Birliğin çözmeye çalıştığı ve her gün biraz daha kronikleşen sorunlarının altında yanıtlanması gereken iki çok önemli soru yatıyor. Avrupa Birliği nedir? Ve Gelecekte neler yapacaktır? İleriye dönük stratejilerini ‘akil adamlar’ komitesine havale eden birlik, Anayasa çıkmazında topu Lizbon anlaşması ile sadece taca attı. Oyun devam ediyor…
18.Aralık.2007 10:27:35 |
|
|
|
|
 |
|
|
| |
| YAZARIN DİĞER YAZILARI |
|
| |
|
|