|
ESKİ DEFTERİ KAPATIRKEN... 
Her yılın ilk gününde önümüze 365 bomboş sayfa sunuluyor, her sayfası kargacık burgacık notlarla dolu eprimiş defteri de teslim ediyoruz.
Bu sebeple, her yeni yıl, yeni umutlar demek insanoğlu için; elimizdeki o bomboş sayfalar dileklerimiz istikametinde dolduğu takdirde mutluluk duyacağımız muhakkak.
Yılın son günü çıkan 2007'yi değerlendiren yazılara bakıldığında da açıkça görülüyor: Geçen yılın nasıl bir yıl olduğuna dair hüküm herkese göre değişiyor. Değerlendirmeleriyle okurları önüne çıkanlar arasında 2007'yi 'en kara yıl' olarak görenler çok. Baktıkları noktayı göz önünde bulundurduğunuzda karamsar olmaları için yeterinden fazla sebep olduğunu sizler de görüyorsunuz. Ne dediler, ne iddia ettilerse hiçbiri yerine gelmedi 2007 yılı içerisinde. Daha da kötüsü, yıllar ve yıllar boyu herkese 'gerçek' gibi sundukları 'yanlış' artık apaçık ortada.
Türkiye'de sistemin adı 'demokrasi' olarak konulmuş, ama ince ayarı demokrasilerde sözü geçmemesi gereken güçlerin yaptığı bir sistem bizdeki. Halkı birbirinden pek farkı bulunmayan partilere böldüğünüz ve iktidarı 'paylaşılır' hale getirdiğinizde ortaya çıkan tablo zihinlerimizde iyice belirgin: Halkın sözünün fazla bir değer taşımadığı, son derece kırılgan bir siyaset tablosu bu.
Sirklerdeki aynalar gibi bir şeydi bizdeki 'demokratik sistem'; o tuhaf vücut biçimlerine bakıp aynanın gerçeği yansıtmadığına emindik de, gerçeği ne kadar bozduğunu tam anlayamıyorduk. 2002 seçimi kısmen gözleri açtı, 2007 ortasında yapılan genel seçim ise perdeyi bütünüyle kaldırdı. 2007 Türkiye için 'demokrasi' ile gerçekten tanışma yılı oldu.
Siyasî sistem nasıl iktidarları kısıtlıyor idiyse, ülkemiz coğrafyası da dış ilişkilerde manevra alanını iyice daraltıyordu. 1950'ler başından beri, Türkiye, bir süpergücün güdümünde, otomatik pilota bağlanmış bir dış politika izleyegelmekteydi. Halkın iradesinin Meclis'e yansıması sonucu reddedilen 1 Mart 2003 tezkeresi önemli bir dönüm noktasıdır. Türkiye'nin kendi tercihlerini dünya sistemine benimsetebilme gücüne kavuşması için yine 22 Temmuz 2007 seçimini beklememiz gerekti.
Hiç kuşkunuz olmasın: Halkın keskin tercihlerini yansıtan bir sandık iradesi daha güçlü bir hükümet çıkarmasaydı, Türkiye'nin önündeki dertlerin devleştiğini görecektik; bugün ise sorunlarımızı hem kendi aramızda hem de başkaları önünde tartışabilen sağlıklı bir ülke görüntüsündeyiz. Bu da bizi ilişkide bulunduğumuz başka ülkeler ve kurumlar nezdinde 'itibarlı' kılıyor.
2007 yeni bir cumhurbaşkanı ile tanışma yılı da oldu Türkiye için. Abdullah Gül'ün çizdiği 'cumhurbaşkanı profili' üzerinde ayrıntılarıyla durulduğunda bazıları rahatsızlık duyuyor; kullanılan hemen her sıfat daha önceki cumhurbaşkanlarından biriyle mukayese edilip dudak bükülebiliyor. Elbette o makama kadar yükselmiş on değerli devlet büyüğünün herbirinin değişik özellikleri vardı; ancak Abdullah Gül, halkın zorlamasıyla seçilmesi bakımından şimdiden 'özel' bir yere sahip.
Sözün kısası şu: 2007 farklı pencelerden bakıldığında değişik biçimde değerlendirmeye çok müsait bir yıl oldu ülkemiz için. Karalar bağlayanları anlayışla karşılamaya hazır olsak bile, kendimizin de onlara bakıp karalar bağlamamız gerekmiyor.
2007 yılında mahcubiyet duymamızı getiren sayfalar da var elbette; yanlış işler yapanlar, birlik ve dirliğimizi zedeleyici eylemlerle gündemi belirleyenler, kendilerini sistemin sahibi görüp Olimpos Dağı tepelerinden yön vermeye kalkışanlar bu yıl da çıktı. 'Ulusalcılık' veya 'dindarlık' gibi kavramları üzerlerine yapıştırınca her yolu mübah sayan tipler ortalığı yine karıştırdılar. Sonuca bakalım: Türkiye 'çeteler' gerçeğiyle yüzleşti ve onları tasfiye kararlılığı pekişti.
Yıllara olumlu açıdan bakınca hem geçmiş bir değer kazanıyor, hem de gelecek umutla beklenmeyi hak eder hale geliyor. Bu bile önceki yıllardan farklı bir duygu değil mi?
2008'in hepimize, ülkemize, dünyaya esenlik ve mutluluk getirmesini diliyorum.
01.Ocak.2008 08:53:40 |
|
|