|
FAZIL SAY'IN MİLİTAN ÜSLUBU 
Klasik Batı Musıkisi alanında uluslararası ölçekte sanatçı yetiştirmek de önemli.
Bizde biraz devlet destekli gelişmesine, alıcısı sınırlı olmasına, halkımızın büyük kısmı dinlemekten zevk almamasına rağmen, kabul etmek gerekir ki Klasik Batı Musıkisi önemli bir müzik alanı.
Bu alanda uluslararası ölçekte sanatçı yetiştirmek de önemli. Onun için Suna Kan'ın, İdil Biret'in ya da yeni nesil musiki adamı Fazıl Say'ın halkımız tarafından yeterince tanınmamış olmaları, onların Klasik Batı Musikisi alanında kazandıkları uluslar arası başarıyı ortadan kaldırmıyor. Bunların Türkiye'ye, kendi özgün kültüründen başka bir alanda artı bir kazanım sağladıkları da bir gerçek.
Ama acaba tüm bunlar, Türkiye'nin Fazıl Say'ın militan üslubuna katlanmasını gerektiriyor mu, daha ötede haklı kılıyor mu, sorusu sorulduğunda cevap farklıdır. Bence gerektirmiyor, üstelik hiç de haklı kılmıyor. "Piyano çalan militan adam!"
Bu görüntü sağlıklı değil. "Ben uluslar arası ölçekte sanat yapan bir adamım. Kendi ülkemdeki durumla ilgili olarak ağzıma geleni söylerim!" Fazıl Say'ın şu an yaşadığı psikoloji böyle bir söyleme tekabül ediyor.
"Türkiye'yi terk ederim"le başlayan söylemin altında, "Benim gibi bir adam Türkiye'yi terk ederse, Türkiye zora girer" halet-i ruhiyesi hakim. "Biz azınlıkta kaldık" söylemi, çoğunluğu yargılama hakkını kendinde gören bir ruh durumunun ürünü. "Herkes türbanlı" söylemi, toplum realetisini dışlayan bir duruşu sergiliyor.
Ve televizyonda farklı siyasi görüşte duran bir başka sanatçıya Bekir Coşkun'dan alınan bir jargonla "Göbeğini kaşıyan adam" suçlaması yöneltmek... Böyle birisini sanat adamı olarak görmeyi mi tercih edersiniz, meydanlarda siyaset nutku adam olarak görmeyi mi?
Osman Yağmurdereli'nin Fazıl Say'a, "Bırak piyanoyu, gel siyaset meydanına" çağrısı yöneltmesi haksız mı? Klasik Batı Musikisi sevenler, piyano başında "Göbeğini kaşıyan adam" küfrü seslendirmeyi çok tabii bulur mu? Bekin Coşkun'un sütununda da çok çirkindi "göbeğini kaşıyan adam" suçlaması... Sizinle aynı siyasi görüşü paylaşmayan, sizin düşman gibi gördüğünüz siyasi kadroya oy veren koca bir ülkeyi "göbeğini kaşıyan adam" diye suçlamak, Bekir Coşkun için de yakışıksızdı. Ama gazete sütunları, ya da tv'lerdeki tartışma programları gene de polemikler için kabul edilebilir yerlerdir. Piyanonun tuşları da öyle mi?
Bizde yüksek yargı mensupları hakları olmadığı halde polemik üslubunda siyaset yaptılar ve yadırgandılar. Bizde yüksek rütbeli askerler, gene kanunsuz olarak polemik üslubunda siyaset yaptılar ve yadırgandılar.
Onlara kürsüyü bırak siyasete gel, ya da üniformanı çıkar siyasete gel, çağrısı yapıldı. Ne kürsü bırakıldı ne üniforma çıkarıldı. Kürsünün ve üniformanın forsu başkaydı. Oradan vurmak, bir tür bel altı vuruş niteliğindeydi ve rakibi yere kapaklandırıyordu. "Etik kaygı"nın kolayca harcanabildiği bir ülkede yaşıyorduk.
Onların bir kısmı kürsüden veya askerlikten emekli olduktan sonra siyasete girdiler, çok da başarılı olamadılar. Halk, kendisine karşı hukuk dışı racon kesenlerin dersini, sandıkta verebiliyordu, ve veriyordu. Şimdi klasik batı musıkisi sanatçısı polemiğe soyunuyor. O zaman yapacağınız şey, müzik sanatçısı saygınlığını bir kenara bırakmak olacaktır. Artık siyasetçisiniz ve siyasetçi platformunda cevaplar almaya hazır olmalısınız. Bir piyano sanatçısının saygınlığına gölge düşürmeyi kimse istemez. Ama bir militan üsluba katlanmak da kimseden istenemez.
"Madem uluslar arası sanatçısın, gel bizi fırçala!" Toplum bunu mu demeli? Fazıl Say, şu an içine düştüğü çamur ortamını maalesef kendisi üretti. Ona yönelik hiçbir küfür onaylanamaz, ama onun duruşu da sağlıklı değil. 03.Ocak.2008 08:50:34 |
|
|