|
DOĞRU ZAMANDA DOĞRU BİR ZİYARET 
Türk-Amerikan ilişkileri yeni bir aşamadan geçiyor.
'Kış ortasında bahar yaşamak' gibi bir manzara söz konusu. Zira daha dün denecek kadar kısa bir süre önce iki ülke arasında soğuk rüzgârlar estiği biliniyor.
Çuval hadisesinin ve tezkere krizinin ardından bazılarına göre köprüler tamamen atılmıştı. Amerikalıların büyük bir öfkeyle olaylara yaklaştığını düşünenler, hükümetin yürüttüğü ağır tezkere politikasını da eleştiriyorlar hatta suçluyorlardı. Söylenenlere bakılırsa Türkiye-ABD ilişkilerinde açılan gedik, bir daha asla tamir edilemeyecek kadar büyüktü. Washington seyahatinde gazetecilerin sorularına cevap veren Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, tezkere sonrası yaşanan krize bir cümleyle atıfta bulunuyor. Bir sıkıntı yaşandığını, bu durumun her iki ülkeyi de etkilediğini söylüyor. Ancak bugünlerde yeni bir dönemin yaşandığını da hemen ekliyor.
Sayın Cumhurbaşkanı'nın bu tespiti üzerinde durmak gerekiyor. Son dönemde yürütülen çalışmalar sonunda bazı kırgınlıklar aşıldı. Bunun çeşitli sebepleri var. Önemli bir sebep şu: Türkiye'nin kendi menfaatleri doğrultusunda yürüttüğü politikalarla Amerika'nın Ortadoğu üzerinde elde ettiği tecrübeler ve bu tecrübeler doğrultusunda ortaya çıkan yaklaşımlar 'çakışıyor'. Evet, Sayın Cumhurbaşkanı aynen bu tabiri kullandı; çakışmak. Bunu söylerken bazı detaylarda farklılıklar olabileceğini hatırlatmadan geçmiyor.
Kim ne derse desin şu kesin: Son aylardaki ABD-Türkiye ilişkileri, son yıllarda yaşanan krizleri unutturacak kadar önemli bir mesafe kat etti. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın yaptığı Washington gezisinde bunun sinyalleri zaten verilmişti. Başkan Bush'un PKK'dan bahsederken, 'Onlar Irak'ın düşmanı. Türkiye'nin düşmanı. Amerika'nın düşmanı.' demesi, yeni rotayı işaretliyordu aslında. Nitekim hava kontrolü Amerikan ordusu tarafından yapılan bölgelere askerî operasyonlar düzenledi ordumuz. İstihbarat paylaşımı sayesinde doğru hedeflere doğru hamleler yapıldı. Çok uzun bir süreden beri devam eden ve çok yönlü açılımlarla sürdürülen diplomatik ataklar meyvesini verdi ve terör örgütüne yönelik geniş çaplı operasyonlar yapıldı. Avrupa Birliği ülkeleri, Ortadoğu ülkeleri ve Amerika, Türkiye'nin terörle mücadelesinde böyle bir operasyon yapmaya hakkı olduğunda ittifak etti.
İşte tam bu noktada Abdullah Gül, Washington'da. Bu kadar önemli bir dönemde yapılan geziyi hafife almak doğru değil; hele Türkiye'yi küçük düşürecek yorumlar yapmak hiç doğru değil. Mesela, 'Ne verdik ki bu kadar sıcak bir yaklaşım ortaya konuluyor.' demek, Türkiye'yi hor görmektir. Cumhurbaşkanı da ona dikkat çekti. 'Bu bölgeyi en iyi bilen ülke biziz!' diyor ve bunu söylerken büyük bir özgüven sergiliyor. Aynı özgüven, Başbakan'da da var. Aslında herkeste olmalı. Çünkü tarihî gerçekliğimiz, Türkiye'ye büyük bir avantaj sağlıyor.
Türkiye, görüşmede masaya gelecek konularda uzun bir zamandan beri kendi dersine sıkı çalışıyor. Bölgede önemli inisiyatifler aldı. İran, Suriye, Rusya, Yunanistan gibi bir zamanlar ciddi problemler yaşadığı ülkelerle arasında dostluk köprüleri kurdu. Avrupa Birliği yolunda ilerlemeye devam ediyor. Bu arada Amerika ile münasebetleri hiç boşlamadı Türkiye; heyetler gönderdi Washington'a sürekli. Her gelen grup Türkiye'nin bakış açısını anlattı.
Cumhurbaşkanı'na, ziyaretine yönelik bazı eleştirileri soruyoruz; şaşkınlıkla karşılıyor. Mesela ziyaretin, Bush'un İsrail gezisinden hemen önce olması eleştirilmişti; buna bir mana veremiyor. Böyle bir gezi öncesi Türkiye'nin bölge ile ilgili düşüncelerini anlatma fırsatı yakalayacağına inanıyor. Haklı. Bu durum bir fırsattır Türkiye için, bir kusur değil. Görüşmelerin 'fast food' şeklinde olacağına dair eleştiriler hatırlatılınca 'Göreceğiz' diyor gülerek ve ekliyor: 'Belki hamburger ikram ederler.'
İşin şakası bir yana, son yıllardaki ABD gezilerini yakından izleyen biri olarak, şu gerçeği rahatlıkla söyleyebilirim: Türkiye, elde ettiği prestijler sayesinde sözü dinlenen bir ülke haline geldi ve bugünlerde yapılacak böyle üst düzey görüşmelerden zarar gelmez; fayda gelir. Daha dün, tezkere yüzünden 'ABD ile ilişkilerimizi mahvettiniz' diyenlerin bugün anlamsız bir kıskançlık içine girmeleri anlaşılır bir tutum aslında. Oysa önemli olan, Türkiye'nin kendi meselelerine her düzeyde sahip çıkmasıdır...
08.Ocak.2008 07:57:54 |
|
|