|
SİVİL ANAYASA BU BAHARA MI? 
Hakkındaki şikâyetler ayyuka çıkan 12 Eylül Anayasası nihayet değişecek.
Donanımları herkesçe kabul edilen bilim heyetinin taslağını, AK Parti son haline getirmeye çalışıyor.
İlk defa 'sivil' anayasamız olacak. Sivilden maksat, üniformalı olmayanlar tarafından kaleme alınması değil. 61'de, 72 revizyonunda ve 82 yapımında kalem sivillerin elindeydi. Ama zihniyet ve öncelikler sivil olmadığı için anti demokratik ve militarist anayasalar olmanın ötesine geçemediler. Gündemde olan hazırlık, sivil beyinlerin ürünü olduğu ölçüde 'demokratik' nitelemesini hak edecek. Ergun Özbudun başkanlığındaki bilim kurulu belli ön kabulleri olan, kendilerince doğru anayasayı yazmaya çalıştılar. Hareket noktaları ve olmazsa olmazları, parlamenter sistem. Hocaların tercihlerine duyulan saygı, farklı alternatifleri konuşmaya engel değil. Bence AK Parti iki ayrı kurula farklı metinler hazırlatmalıydı. İkinci grup başkanlık ya da yarı başkanlık ön kabulünden hareket etmeliydi. Madem anayasayı yazmıyor, yapıyoruz; hiçbir tabu konu olmadan her şey konuşulmalı.
Parlamenter sistemin alternatiflerini Türkiye uzun zamandır fısıltı halinde konuşuyor. Merhum Turgut Özal, başkanlık sisteminin tartışılması için hem önayak oldu, hem de uygun zeminler oluşturmaya çalıştı. 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ise Fransa modelinden yararlanabileceğimizi düşündü. Devletin yeniden yapılanması projesi adı altında fikir egzersizleri yaptırdı. Fransız uzman Jean Picq'i getirterek seminerler verdirdi. Merkez sağın gönlünün bir tarafı hep başkanlık sisteminde oldu. Sol partiler ise sağ seçmenin ağırlığından ürkerek uzak durdu. Artık ok yaydan çıktığına ve cumhurbaşkanını halkın seçmesi referandumla kesinleştiğine göre solun korkusu da anlamsızlaştı. Neden illa parlamenter sistem diye dayatılıyor? Alternatifleri, hiç olmazsa değerlendirmeye alınmalı. Bu bir fırsattır, konuşup hayır da denilebilir. Hiç adı geçmeden süreç tamamlanırsa üç-beş yıl sonra pişman olabiliriz. Ancak iş işten geçmiş olur, zira bu yoğunlukta bir çalışmayı 15-20 yıl geçmeden tekrarlamak mümkün olmaz.
Anayasa yaparken düştüğümüz önemli hata, tepkisellik. Hepsi bir öncekine reaksiyon şeklinde ortaya çıktı. Yine aynı hataya düşmemeliyiz. Mesela 82 Anayasası'nın öngördüğü sorumsuz ama yetkili cumhurbaşkanını haklı olarak eleştirdik. Yeni taslak ise sorumlu, hesap sorulabilen; fakat yetkisiz cumhurbaşkanı öneriyor. Eski tabirle ifrat ile tefrit arasında gidip geliyoruz. Halkın seçmesi ve ikinci kez seçilme hakkı ile siyasi sorumluluk ve denetim mekanizması getiriliyor. Tek başına yaptığı işlemlerin yargı denetimine açılması ve ferdi suçlarda yasama dokunulmazlığı hükümlerine tabi kılınması ile adli sorumluluk kapsamına alınıyor. Buna karşılık yetkileri neredeyse tamamen budanıyor. Örnek olarak İngiltere Kraliçesi veriliyor. Sanki bizde aristokrasi varmış ve cumhurbaşkanlığı babadan oğula geçiyormuş gibi. Bu yetkilerle mücehhez cumhurbaşkanını halkın seçmesine de gerek yok, ikinci kez seçilme seçeneğine de. Yargının siyasallaşmaması için dış müdahalelere kapanması, kulağa hoş geliyor. Siyasallaşmış bir yargının kendi kendini arındırmasını beklemek, fazla hayalcilik olmaz mı?
Başlarken sivil anayasa diye söz ettik, fakat taslaktaki bir durum kafamı karıştırdı. Askerlerin, bilhassa Genelkurmay başkanının yargılanması ile ilgili madde için son sözü Başbakan Tayyip Erdoğan söyleyecekmiş. İdarenin bütün icraatları yargı denetimine tabi olacak derken, başbakanın, cumhurbaşkanının yargısal denetimi tartışılmazken, bu konudaki hassasiyeti anlayamadım. Yoksa sivil anayasa başka bahara mı?
11.Ocak.2008 07:09:56 |
|
|