|
DIŞ POLİTİKADAKİ DEĞİŞİM ANLAŞILAMAYINCA 
Son yıllarda Türk dış politikası büyük bir değişim yaşıyor. Ne var ki bu hareketliliğin çok defa doğru anlaşılamadığı ortada.
Bu nedenle çok yönlü yürütülen politikalara "ABD'cilik, AB'cilik, 3. dünyacılık" gibi yakıştırmalar yapılıyor. Böyle bir durumda, analizler yanlış çıkıyor, gelecekle ilgili öngörülerde hata yapılıyor.
Mesela 5 Kasım'da Başbakan Tayyip Erdoğan, Washington'daydı. Görüşmelerden sonra önemli adımlar atılacağı söylendi ve kısa bir süre sonra Türk ordusu Kuzey Irak'taki PKK kamplarına operasyonlar düzenledi. "Stratejik ortak" dediği Türkiye'ye Amerika lojistik, teknik ve siyasi destek verdi. İki ay sonra Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Washington'daydı. Dostane bir havada gerçekleştirildi görüşme. Başkan Bush, PKK için "Türkiye'nin düşmanı, Irak'ın düşmanı, Amerika'nın düşmanı" demek suretiyle şu anki politikanın devam edeceğini ortaya koydu. Washington zirvesinin terörden sonraki en önemli konusu hiç şüphesiz enerjiydi. O yüzden geziye Cumhurbaşkanı Gül'ün yanında Enerji Bakanı Hilmi Güler ve müsteşarı da katıldı.
Yukarıdaki tabloya bakarak Türkiye-ABD ilişkileri üzerine pek çok spekülasyonlar yapılabiliyor. Mesela Türkiye'nin ABD'ye çok yaklaştığını, AB'den de o nispette uzaklaştığını söyleyenler olabiliyor. Yanlış! Çünkü Türkiye'nin son dönemde izlediği dış politika stratejilerinin tek bir cephesi yok. O yüzden Türkiye-Amerika yakınlaşmasından dolayı AB değerlendirmesi doğru yapılamaz. Ya da Türkiye-ABD yakınlaşmasının Rusya'ya karşı bir önlem olduğu da söylenemez. Türkiye'nin genel yaklaşımı; o yaklaşım içinde Rusya, Kafkaslar, İran ve Amerika dengelerinin nasıl gözetildiğine bakmak gerekiyor. Bu bilgi eksikliği yorum hatalarına, analiz yanlışlarına sebep oluyor.
Türkiye'nin Ortadoğu'ya gösterdiği ilgi de doğru okunamıyor. Bazı ideolojik cepheler bu alakayı "İslamcılık"a ya da "İslam kardeşliği"ne bağlıyor. Arap ülkeleriyle Türkiye'nin aynı dinden, aynı kültürden beslendiği açık; ancak Türk dış politikasının en temel direği din kardeşliği esasına dayanmıyor. Yeni politik vizyon gereği Türkiye, komşularıyla "sıfır problem" stratejisi güdüyor. O yüzden onca olumsuz atmosfere rağmen Türkiye, Suriye ve İran gibi ülkelerle büyük bir yakınlaşma sergiledi. Arap-İsrail sorununda taraf olmadı; ama önemli bir aktör olduğunu, barış sürecine katkı sağlayabileceğini etkin politikalarla ortaya koydu.
Sadece Ortadoğu'da değil, Rusya, Kafkaslar ve Balkanlar konusunda da etkin olmak isteniyor. Bu ülkelerle de dostane ilişkiler kurmak, stratejik ortaklıklar kurmak için yoğun çaba sarf ediliyor.
Türkiye'nin yakın zamana kadar edilgen bir dış politikası vardı. Hiçbir konuda inisiyatif almayan, içe kapanık, dışarıda sadece Kıbrıs'la ilgilenen bir ülkeydi Türkiye. Şimdi her kıtada yoğun bir diplomatik atak içinde. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün bir ayağı dışarıda. Kısa süre içinde Avrupa Parlamentosu'na gidip bir konuşma yaptı. Beyaz Saray'da zirveye katıldı, dün de Mısır'a hareket etti. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın dış temaslarda sarf ettiği yol, Türkiye Cumhuriyeti devleti için bir rekor. Başbakan'ın adım atmadığı ülke, görüşmediği lider neredeyse kalmadı. Dışişleri Bakanı Ali Babacan ve Devlet Bakanı Mehmet Şimşek'in, yurt dışındaki diplomatik temasları, yurt içinde sarf ettikleri zamandan daha fazla.
Türkiye'nin yeni dış politikası aktif, çok yönlü ve dinamik bir özellik taşıyor. Hedef belli: Türkiye'nin dışa açılması, dünya devletleri nezdinde demokratik yapısıyla tanınması ve ekonomisinin dünyayla entegre olması. Bu sürecin başka devletleri endişeye sevk etmesi için herhangi bir sebep yok. O yüzden Türkiye uzun bir süreden beri ilk defa Yunanistan'la, Suriye'yle, İran'la, Rusya'yla bu kadar iyi. Çünkü şu anda izlenen politika, Türkiye'yi 'soft-power' haline getiriyor ve güçlendiriyor; ancak bu güç, düşmanlığı körüklemiyor; tam aksine dünya barışına katkıda bulunuyor.
15.Ocak.2008 07:07:56 |
|
|