|
HİÇBİR MESELE BÖYLE ÇÖZÜLMEZ 
Türkiye'nin problemleri var; hepsinin de üstesinden gelmek zorunda
Problemleri aşacak gücü de var bu ülkenin. Eğitimli kadrosu, tarihî birikimi, ilmî donanımı, kültürel altyapısı da.
Hiçbir eksiğimiz yok hamdolsun. Ancak kördüğümler bir türlü çözülemiyor. Kafası karışık, bakışları bulanık, ruhu dağınık bir kitle var çünkü. İstiyorlar ki her meseleye huşunetle yaklaşılsın, havada sandalyeler uçuşsun. Böyle kaotik bir ortamda sorunların çözümü hep ertelensin ve her gecikme, meseleyi biraz daha karmaşık hale getirsin.
Başbakan Erdoğan, Muharrem ayının mahzun hatırasına sığınıp Alevi İftarı'na katıldı. Tarihî bir adımdır bu. Alevi-Sünni kardeşliğinin son yıllardaki en güzel tebessümüdür bu. Öteden beri "devlet Alevilere sahip çıkmıyor" diye serzenişte bulunan kitleler için de yeni bir açılım imkânıdır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin Başbakanı ve dokuz bakanı Alevi İftarı'na geliyor, Hazreti Hüseyin için dökülen gözyaşına ortak oluyor. Heyhat! Bir kısım çevreler bu huzur veren tablodan bile rahatsız. Kendine Alevi adı veren bir küçük zümre, iftara katılanları "düşkün" ilan ediyor. O da yetmiyor, telefon açıp, katılmak isteyenleri ölümle tehdit ediyor. Nerede kaldı "Gelin canlar bir olalım" söylemi? Neyse ki Alevi çoğunluk rant avcılarına fırsat vermiyor. Bu arada "bir kısım medya" "düşkünler edebiyatı"nın peşinde sürek avcılığı yapıyor. Yazık! Alevi-Sünni ayrımcılığını bu mantıkla mı yeneceğiz?
Türkiye'nin dört bir yanından insanlar Güneydoğu'ya akın etti ve Kurban Bayramı'nı "Kürt kardeşleri"yle ihya etti. Fakir halka etler dağıtıldı, kucaklaşıldı. Herkes çok mutlu. Bayramı çoluk çocuğuyla geçirmeyip Güneydoğu'ya gidenler de huzur duydu bu çalışmadan; yüzlerce kilometreden gelip bayram sevinci getirenlerle sarmaş dolaş olan yöre halkı da. Bir tek öteden beri "Kürt sorunu" deyip meydana atılanlar huzursuz! Hani "halkların kardeşliği"ni amaçlıyorlardı? Şimdi kalkmış "laik devletin teminatı olma" rolüne soyunup zinde güçlere şirin gözükmek istiyorlar. Kürtleri ve Türkleri birbirine bağlayan ana damar İslamiyet; bundan gocunmaya gerek yok ki! Ve yine medya! Kürtler ve Türkler arasındaki her sivil yakınlaşmaya kuşkuyla bakıyor. Eyvallah; gazeteciliğin ana özelliği şüphecilik; ancak bu, insanları töhmet altında tutmaya dönüşünce akla şu keskin soru geliyor: "Kürt sorunundan kimler, ne tür rantlar elde ediyor ki çözüm adına atılan her adım rahatsızlık sebebi oluyor?"
Başörtüsü de öyle! Bu nasıl vahim bir meseledir ki otuz seneyi aşkın bir süredir insanları mağdur ediyor ve çözüm bulunamıyor? Ortada on binlerce başörtüsü mağduru var. "Dünyanın hiçbir üniversitesinde yasak olmayan başörtüsü yüzde doksan dokuzu Müslüman olan bir ülkede yasak olur mu?" Başbakan bu haklı soruyu gündeme getiriyor. Makul bir cevabı yok bu çetin sualin. Yok efendim türbanmış, başörtüsüymüş, alttan bağlamaymış, bone takılınca şöyle olurmuş... Tam bir çelişki yumağı! Sonuçta insanlar giyim kuşamları yüzünden ayrımcılığa tabi tutuluyor mu, tutulmuyor mu? "Haydi buna çözüm bulalım" dediğiniz an birileri kılıçlarını kınından sıyırıyor ve başlıyor saldırıya. Daha kaç otuz sene geçecek ki çözüm adına makul bir adım atılabilsin?
Geçenlerde uzman bir ekonomist yazara sordum "Merkez Bankası'nın taşınması gerçekten zararlı mı?" Çok net bir cevap: "Kesinlikle hayır." İster istemez sordum "Bu kavga niçin?" Cevap malum: "Semboller!" Evet, maalesef her mesele semboller yüzünden derin korkulara irca ediliyor. Hal böyle olunca hiçbir meseleye çözüm getirilemez. Yalnız yeni bir durum var artık: Vatandaş çözüm yollarını kilitleyeni -kim olursa olsun- bir kenara not ediyor ve zamanı geldiğinde demokratik tepkisini ortaya koyuyor. Bu bilge tepkiyi doğru okuyamayanlar, aslında geleceği doğru okuyamıyor...
17.Ocak.2008 07:30:39 |
|
|