|
HANGİ "DERİN"LİKLE BOĞUŞUYORUZ? 
21 Ocak Pazartesi günkü Taraf gazetesinde Mehmet Elkatmış'ın Neşe Düzel ile mülakatı yayınlandı.
Elkatmış, önce Susurluk Meclis Araştırma Komisyonu'na, sonra Meclis İnsan Hakları Komisyonu'na başkanlık etmiş bir insan. Mülakatta dehşet şeyler söylüyor.
Mesela, "İnsan Hakları Komisyonu'nda biz 15 AKP milletvekili idik. Ben dahil 12 milletvekili bu dönem Meclis dışında kaldık. Biz, doğru bildiğimizi her yerde söyledik ve söylemeyi sürdürüyoruz. Bundan memnun olunmadı ki, biz saf dışı kaldık. Bu da mesaj herhalde."
Elkatmış bu sözleri, "Derin devlet" vs diye tanımlanan çete olgusuna el atan herkesin bir şekilde saf dışı bırakıldığını anlatırken söylüyor. Hüseyin Oğuz emekli edildi, Sabri Uzun görevden alındı, Hanefi Avcı başka yere gitti, Emekli General Altay Tokat sustu, Şemdinli Savcısı biçildi vs... "Biz de tasfiye edildik!" Peki acaba hangi derin devlet, kimi etkileyerek tasfiyesine yol açtı Elkatmış ve diğer AKP'lilerin?
Bu soruyu, bu "Derin devlet" işinin ne kadar karma karışık olduğunu düşündüğüm için soruyorum. Elkatmış, Susurluk'taki kazanın kaza olmadığını açık açık söylüyor. Diyor ki: "Bence bir kaza değil Susurluk. Uzaktan kumandayla tümüyle elektronik olan Mercedes 600 Sel'in direksiyonu kilitlenmiş. Sonra da gidip kamyona çarpmış."
Susurluk'taki Mercedes'te ölen en ünlü isim Abdullah Çatlı idi ve Çatlı, diyelim, Veli Küçük ekolündendi. Demek ki Çatlı'ya, bu çizgiye karşı olanlar suikast düzenledi. ve bugüne kadar ortaya çıkarılamadılar. Yani Çatlı'nın derin devleti, onu öldüren derinlikleri deşifre edemedi. Peki ya şu isimler: Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Hablemitoğlu, Ahmet Taner Kışlalı... Danıştay saldırısı, Cumhuriyet'e bomba... Mesela deniyor ki: Uğur Mumcu'nun elinde PKK'ya ve Öcalan'a dair bilgiler vardı, onun için öldürüldü.
Denmek istenen şu: PKK ve Öcalan, devletin bir kesimi ile irtibatlı durumda. Mumcu bunu öğrendi ve ifşa edecekti, öldürüldü, susturuldu. Ama Mumcu'nun cenazesi, şeriat karşıtı bir eylem için kullanıldı. Acaba öldürenler ayrı, cenazeyi kullananlar ayrı mıydı, yoksa bir odak hem öldürdü hem de şeriat karşıtı malzeme olarak mı kullandı?
Saydığım diğer isimler de, öldürüldükten sonra İslam karşıtı bir tepkiye zemin oluşturdu. Acaba onlar niye öldürüldüler. Varlıkları ortadan kaldırılsın diye mi, yoksa İslam karşıtı bir toplumsal hava oluşturup, bunun siyasi sonuçlarını devşirmek için mi? Acaba andıçların arkasında nasıl bir derin devlet vardı?
Acaba Aczmendi işi neydi? Ali Kalkancı işleri neydi? Karanlıktan Önce Bir Dakika Aydınlık eylemi neydi?
Neresinden bakılırsa bakılsın, Türkiye'de farklı "derinlikler" bulunduğu sonucu ortaya çıkabilir. Bunlardan hangisinin kuyruğu nerede hangisi ile dolaşıyor sorusunu cevaplandırmak da kolay değil. Şimdi Ak Parti iktidarı döneminde meydana çıkan olguya gelelim:
Ak Parti'ye karşı iki farklı muhalefetten söz edilebilir: Bir: Milliyetçi muhalefet. Ak Parti'nin Amerika ve AB ile ilişkiler sebebiyle, Türkiye'nin bazı hayati menfaatleri alanında tavizkâr bir tutum içinde olduğunu düşünenler. Pontus, Patrikhane, toprak satışı, Hıristiyan misyonerliğinin politik hesapları... bu tepkiyi besliyor.
Bunların çok rahatlıkla "Ak Parti iktidarı her türlü yolla devrilmeli" kanaatine varmış olmaları beklenir.
İki: Laik muhalefet. Ak Parti iktidarının Türkiye'yi adım adım "Ilımlı İslam Devleti"ne dönüştürdüğünü düşünenler... Bunlar için de Ak Parti iktidarının devrilmesi ana amaçtır. Bu kesim, İslam'ın "ılımlı"sına bile tahammül edemeyecek bir alerji halindedir. Geçtiğimiz süreçte, her iki alanda da darbe hazırlığı yapıldığı iddiaları ortaya çıkmıştır.
Soru şu: Diyelim Danıştay'a yapılan saldırı bir derin örgütün işi ise, ve o saldırının altında "dini" bir saik var ise, oradan yola çıkarak geliştirilen protestolar da "din karşıtı" bir saikle yapılmışsa, bugün yapılan operasyonda hangi oluşum tasfiye edilmektedir? Benim merakım şudur: Devlet çeteleşme olgusunu tasfiye kararı vermişse, bu karara hangi devlet organları müdahildir?
Mesela Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı oturup "Şu işin boyutlarını bir görelim bakalım" demişler midir? Yoksa "çeteleşme" dediğimiz ve önemli boyutunun devletin emniyet, yargı, TSK, siyaset, bürokrasi gibi bir çok alanına nüfuz ettiği mütearife (kesin bilgi) haline gelen bir işin, böyle bir zirve yapmayı gerektirmediğini mi düşünmüşlerdir? Ben çeteleşme konusunda henüz hiç kimsenin kafasının çok net olduğunu düşünmüyorum. 26.Ocak.2008 08:07:55 |
|
|