|
HACİR ALTINDA BİR BİLİM ADAMI 
Dün gazetelerde haber olan kapı çalmanın cinayette hafifletici sebep sayılması hayli önemli bir hukukî yenilik...
Herhalde şöyle bir senaryo düşünülerek verilmiş o mahkeme kararı: Kapınız çalınıyor, siz en doğal halinizdesiniz ve bu yüzden alelacele giyinmeniz gerekiyor. Yine de ihtiyatlısınız. Kapıyı elde silâh açıyorsunuz. Kapınızı çalan gencin kaçtığını görünce ihtiyaten yanınızda getirdiğiniz tabancayı terbiyesizin üzerine boşaltıyorsunuz...
Neden elde silâh kapıyı açtığınızı sorgulamıyor hukuk sistemi; tam tersine ihtiyatınızı cezada indirim yaparak mükâfatlandırıyor...
Ancak aynı hukuk sistemi, bir siyaset bilimi profesörünün, halka açık bir konferansta sarf ettiği cümleleri hiçbir acıma duygusuna kapılmadan en ağır biçimde cezalandırıyor. Prof. Atilla Yayla'ya bir konuşması yüzünden verilen ceza 15 ay hapis; bu kadar süreyle hapis yatması gerekmeyecek bilim adamının, hatta hiç hapis yatmayacak... Cezayı erteleyen mahkeme, 'Denetimli Serbestlik Yasası' gereği Prof. Yayla'yı iki yıl boyunca bir uzmanın denetiminde tutacak.
Denetim altında tutulan bir profesör; durumu muhayyilenizde canlandırabiliyor musunuz? Hukuk sistemlerinde yalnızca zekâ özürlüler için öngörülmüş bir 'hacir altında kişi' durumu vardır; demek, bizde artık koskoca profesörler mahkeme eliyle 'hacir altına' alınıyor...
Ne dediği, hangi tezi dile getirdiği, üslubunu sorgulamadan hemen görüşümü bildireyim: Bir bilim adamının, hele 'profesör' unvanını almışsa, bilimsel bedelini ödeyerek, her türlü 'saçmalığı' dile getirme özgürlüğü vardır. Bilim adamlarının ileri sürdükleri tezler, o tezleri dillendirirken kullandıkları üslup hiçbir biçimde muhakeme konusu olamaz. Bilim adamının tezi saçmaysa onu cevaplandırabilecek yüzlerce başka bilim adamı var bu ülkede...
Türkiye'nin hâlâ bilim adamlarını yargılayan bir ülke olması hayret verici...
Peki de ne olacak şimdi? Ne bekleniyor? Siyaset bilimi dersleri veren Prof. Atilla Yayla bundan böyle kendine ait bir tezi dile getiremeyecek mi? Bilgilerini kendine saklayacak, yorum yapması gerektiğinde iki yıllığına denetimi altına verildiği 'uzman' kişiden onay mı alacak? Mahkeme 'uzman' diye Prof. Yayla'ya denetici olarak atadığı kişinin 'sakıncalı' görüşleri bulunmadığını nereden biliyor?
Üniversitede öğrencileri önüne çıkmadan önce de ders olarak anlatacağı konuda uzman kişinin onayı gerekecek mi? Yoksa dâvâ açıldığında öğretim üyesinin ders vermesini engelleyen üniversite, kararı vesile bilip Prof. Yayla'nın kurumla ilişkisini bütünüyle mi kesecek?
Bu soruların cevapları gerçekte hiç önemli değil. Siyaset bilimi konuları içerisine giren demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü gibi kavramlarla bu olup biten o kadar birbirine ters ki, Prof. Yayla derslere kendiliğinden boş verse, kimse kendisini kınamaya kalkmaz.
Kendinizi onun yerine koyun. Ders yılı başında sınıfa girdiniz ve 'Siyaset Bilimine Giriş' kitabının ilk dersi olan 'demokrasi' konusunu işlemeye başladınız. Sizin durumunuzu medyadan takip etmiş öğrenciler anlattıklarınıza kulak verir mi dersiniz? Yalnız Prof. Yayla'nın ders verdiği sınıfın öğrencileri değil, bu ülkede siyaset bilimi dersi veren herkesin öğrencileri anlatılanlara kulak tıkasa kimsenin yadırgamaya hakkı olmaz.
Acaba mahkemeler 'denetim uzmanı' olarak hep aynı kişiyi mi atıyorlar benzer dâvâlar söz konusu olduğunda? O kişi kimdir, öyle bir konuma erişmek için hangi özelliklere sahip olmak gerekir?
'Hacir altında bir bilim adamı' artık Prof. Atilla Yayla; bir bilim adamına 'hacirli' muamelesi yapılan Türkiye bu durumda nasıl bir ülke oluyor?
29.Ocak.2008 08:44:36 |
|
|