EN SON HABER: (19:28) İşte Terim'in koptuğu an ̵...     EURO: 1,7540 - 1,7550    DOLAR: 1,1850 - 1,1860
 

PROVOKATÖR MEDYA

Ekrem Dumanlı

Biliyorum, başlıktaki tabir ağır, keskin; hele genelleme yapmak suretiyle çok geniş bir kitleye teşmil edilirse üzücü, kırıcı.

Öyle bir sonuca yol açsın istemem. Ancak ideolojik teorilerde provokasyonun da, ajitasyonun da bir yeri ve anlamı olduğu kesin.
Soğuk savaş çoktan sona erdi; lâkin onun lanetlik ruhu hâlâ aramızda dolaşıyor. Soğuk savaşın propaganda taktikleri vardı; hâlâ o metotların gönüllü devrimcileri çırpınıp duruyor. Teoriye göre "halkların bilinçlendirilmesi" amacıyla kışkırtıcı yayınlar da yapılır, yalan-yanlış bilgilere de başvurulur.

Türkiye'de yaşanan her antidemokratik hareketin içinde provokatör medya vardı. Uç örnekler bulunur, abartılı ifadelerle tahrik edici bilgiler sunulur, gerekirse uydurulur, çarpıtılır ve sistem içinde güçlü olduğu düşünülen kurumlar göreve davet edilir. Ne acıdır ki milleti birbirine kırdıran provokasyon timleri, arzu ettikleri sonucu aldıktan sonra ve maksatlarına vasıl olduktan sonra, ilk fırsatta soluğu özel tapınaklarında alır, günah çıkarma ameliyesine başvurur ve sebep olduğu olayların aktörlerini suçlayarak yeniden demokrat, sosyal demokrat, özgürlükçü gibi maskelerini takar. Düşünün ki bu memlekette hemen her cunta ve çeteyle bağı olan; bu ilişkiden dolayı ağır bir şekilde suçlanan hatta yargılanmış, hakkında hatıralar yazılmış gazeteciler var ve bunlar aynı antidemokratik çırpınışı ilerleyen yaşlarına rağmen bir kez daha pervasızca yapabiliyor. "Devleti ele geçiriyorlar" diye her gün feryat eden adam(lar)a bakar mısınız lütfen. Demezler mi "kardeşim 60'taki darbeyi hazırlayan senin yazıların, idamla yargılanan çeteyi tahrik eden senin yazıların, 71 muhtırasına gelinirken bizzat komitacılık planlayan senin yazıların, 28 Şubat'ın senaryosunda fiilen rol alan senin yazıların..." Hangi hakla bazı insanlar yaptıklarını unutur da aynı senaryoda yeniden rol alır ve provokatörlük yapabilir?

Amaç 'öteki'ni tahrik etmek mi?

Maalesef Türk basınının demokrasi özrü çok sayıda gazeteciyi sabıkalı hale getiriyor. Maalesef! Kimi 60'tan yaralı, kimi 70'e takılmış, bir kısmı 80'in vebalini omzundan atabilmiş değil; bir kısmı 28 Şubat'ın yol açtığı zincirleme kazanın sebebi olmaktan kurtaramıyor yakasını. Bugünkü siyasî tablodan rahatsız olanlar, yakın maziye dönüp bakmalı ve "Nerede hata yaptık" demeli. O zaman üzerine ağıt yaktıkları konuları bizzat müşahede edecekler. "Merkez sağ niçin çöktü" diyorlar; lütfen arşivinizi karıştırın ve orada, elinizdeki sopayla halkı nasıl dövdüğünüzü göreceksiniz. Solu da bitiren aynı zihniyettir: "İnanca saygılı laiklik" CHP'nin defterinde niçin silindi? Sol neden bu kadar marjinalleşti? Serzenişte bulunmaya hakkınız yok; zira sokakta yaşanmayan problemleri ekranlarda ve gazete sayfalarında ölüm-kalım meselesi haline getiren sizsiniz...

Başörtüsü tartışmalarındaki hiddet ve şiddete bakar mısınız? Bu ne anlamsız bir kin, bu ne ölçüsüz bir öfke. Bir ülkenin aydınları, çılgın bir ruh haline kendini bu kadar kaptırıp "Yasak devam etsin!" diye feryadı koparır mı? Diyelim ki endişeniz var, kuşkunuz var; oturup konuşmanız, orta yol formüller aramanız gerekmiyor mu? "Zinhâr konuşmam, istemiyorum!" deyip ortalığı velveleye boğmanın bir anlamı yok ki! Bir türlü görmek, kabullenmek, anlamak istemiyorsunuz; fakat bir mağduriyet var ortada! Gözü yaşlı gencecik kızlar üniversiteye alınmıyor ve bundan mutlu olabiliyor "aydınlar"(!) Nasıl bir psikolojidir ki bu! Nasıl bir halet-i ruhiyedir ki 21. asırda yasakçılık yapar ve o yasağı kaldırmak isteyen partilere topyekûn savaş açar, yargıyı etkilemek için baskı grupları oluşturur, Meclis'e meydan okur, etrafa hakaret savurur? Yazık değil mi bu ülkeye, bu ülkenin beyin gücüne, ruh saffetine...

Geçenlerde akşam haberleri seyredeyim diye ortadan yayın yapan bir televizyonu açtım. Aman Allah'ım! Güya sokaktaki insanlardan görüş alınıyor; hepsi ittifakla "Bu yasağın kalkması laikliğe aykırıdır" diyor. Peki sokak gerçekten öyle mi düşünüyor? Tabii ki hayır! Objektiflik çoktan rafa kaldırılmış. Bu konuda yapılan bütün ilmî araştırmalar, halkın yüzde 80'ine yakın ezici bir çoğunluğun üniversitelerdeki başörtüsü yasağına karşı olduğunu ortaya çıkarmıştı. Fakat medyanın umurunda değil araştırmalar. Televizyon yöneticileri için bilimsel çalışmaların önemi yok; sokak, verilmesi gerektiğini düşündüğü mesaj için sadece araçtır. O yüzden provokatör diyorum; çünkü bu metodun adı ideolojik terminolojide provokasyondur. Bir sokak mülakatı da şu: Mikrofonu görür görmez histerik bir konuşma şehvetiyle hareket eden küçük bir zümre sırayla fikir beyan ediyor ve hemen hepsi aynı şeyi söylüyor: "Eskiden başörtülülere bu kadar kızmazdım, hatta bunun özgürlükle ilgili olduğunu düşünürdüm; ama artık farklı; başörtülüler üniversiteye sokulmamalı!" Bu tür yayın yaparak aşırı tahrik peşinde olan televizyon yöneticilerine (mesela Show TV yöneticisi Ali Kırca'ya) sormak şart oldu: "Kardeşim siz ne yapmak istiyorsunuz, halk bu mu, halkın genel hissiyatı bu mu?" Bu yayınların özel adreslere teslim siparişler olduğu, paçasından damlayan pespayelikten belli. Bu tür yayınlar bir yandan taraflarını kışkırtmaya yönelik, diğer taraftan da "öteki"ni tahrik etmeye. Bu ülke bu tür yayınlar yüzünden sağcı-solcu, Kürt-Türk, Alevi-Sünni, laik-antilaik diye defalarca bölünmek istendi ve ağır faturalar ödendi. Aynı iğrenç senaryoyu figüran değiştirerek bir kez daha sahnelemek yakışıyor mu Türk medyasına? Farklı görüşlere yer vermek ayrı, düşmanlığı körüklemek ayrı... Gazeteler, televizyonlardan farklı değil. Sanki söz birliği etmişler; başlıklar aynı, spotlar aynı, bakış açıları aynı. Ne empati kalmış ne sempati! Koro halinde yazılmış yazılar çok sesliliği, katılımcılığı, uzlaşmacılığı, paylaşımcılığı çoktan unutmuş. Büyük bir öfkeyle veryansın ediliyor. AK Parti hakkında yazılan ağır yazılar yetmiyor, MHP'ye var gücüyle saldırıyorlar. Bir de dillere pelesenk olmuş bir cümle var: "Siz yüzde 46,7 halk desteğine mi güveniyorsunuz?" İyi de başörtüsü meselesi yüzde 47'leri çoktan aşmış durumda. O rakamın yanına MHP'nin, DP'nin, ANAP'ın, BBP'nin hatta bağımsız pek çok adayın aldığı oyu da yazın; o zaman araştırmalar sonucu ortaya çıkan rakama yani yüzde 70 ila 80 arasındaki bir noktaya ulaşacaksınız. Diyelim ki böyle bir destek bile söz konusu değil; "yasak kıyamete kadar devam etmeli" mantığının makul ve makbul bir açıklaması yok ki!

Bazı YÖK üyelerinin anormal tepkisi akla ziyan bir tablo çıkarıyor karşımıza? Darbe özentisi taşıyan adam, profesör olsa bile aydın olamamış demektir! Art arda çeteler çıkıyor ortaya; elleri kanlı vicdanları paslı örgütler karşısında bir tek cümle etmeyen üniversite hocaları, öğrencilerinin üniversiteye girmemesi için kılıktan kılığa giriyor. Biri de çıkıp demiyor "Yalan arkadaşlar, bunlar bizim kendi öğrencilerimiz; gelen bu çocuklarımızı siyasetçiye malzeme yapmayalım, bunlara biz sahip çıkalım!" Ne gezer; gardiyanlık ruhlarına sinmiş bazı insanların... Neyse ki sayıları bini aşan bir grup öğretim görevlisi özgürlüğün yanında yer aldı ve 60'tan beri "kara cübbeliler" diye bilinen yaftayı hocaların boynundan alıp farklı bir fotoğraf verdi. Fildişi kulesinden darbe goygoyculuğu yapanların ezberini bozan bir tabloydu bu.

Halk, medyadan daha sağduyulu!

Bu duruma rağmen bir profesör oturmuş Meclis'i şöyle tehdit ediyor: "Ülke yöneticileri akıllarını başlarına alana kadar o kapıları kapatırız." Bir başkası milletin gözünün içine baka baka, "Hak ettikleri notu vermeyeceğiz" diyerek başörtülü çocuklara gözdağı veriyor. Ve daha ötesi 222 A koduyla '60 darbesinin pespaye metoduna başvuruyor üniversite hocaları! Güya ikinci ayın ikisinde saat ikide Anıtkabir'de buluşalım diyorlar. Buluştular, yine hiddet ve nefret ağırlıklıydı hava. Bu arada iki başörtülü genç Anıtkabir'e gelmiş. Neredeyse parçalayacaklar çocukları! Bu ne azgınlıktır Allah'ım! Cumhuriyet mitinglerinde de benzer bir asabı bozuk topluluk vardı. Orada da provokasyonlar yaşandı, orada da medyatik provokatörler fink attı. Sonuç: Milletin olayları sessiz ama ibretle seyreden irfanı harekete geçti. Hoşgörüden uzak, sevgiden yoksun, empatiye kapalı kitlelerin fark edemediği gerçek şudur: Sevimsiz ve hırçın yaklaşımlar bu ülkeye daima zarar verdi, verecektir. Cumhuriyet'e sahip çıkmak, laikliği yaşatmak insanî metotlarla, sevgi dolu yaklaşımlarla mümkündür. Vatandaşa salak muamelesi yapanlar, kendilerine özel ve özerk bir alan açtığını, elitist yaklaşımlarını halkın anlayamadığını sanıyor. Yanılıyorlar! Ortak akıl ve ortak vicdan, özgürlük denince çılgına dönen kitlelerden insaf ve izan bekliyor...

Türk medyası, tarihe 'gece yarısı bildirisi' diye geçen muhtıradan bu yana çok belirgin bir tercihle karşı karşıya. Provokatör medya modeli her kesim için geçerli. Kimi "laikçiler"i kışkırtmak için başvurabilir bu yola; kimi "İslamcılar" için. İkisi de aynı meşum noktaya çıkar ve Türkiye düşmanlarının ekmeğine yağ sürecek bir tuzağın içinde bulur kendini. Yazık olur bu millete; yazık olur bu ülkeye! Gazetecilik bu değil, televizyonculuk bu değil. Halk arasında uçurumlar inşa etmek, farklı sesleri gürültüyle boğmak, "öteki"nin yaptığı her işin tehlikeli olduğunu farz etmek bu ülkeye hiçbir şey kazandırmaz. Soğukkanlı medya anlayışı nerede? Aklı selimi rehber edinen kalem üstatlarına ne oldu? Onca tahrike rağmen birleştirici, bütünleştirici saygın simalar nereye gitti?

Geçici zaferlerin koynunda bir anlık sevinç arayanlar yanlış yapıyor. Saygıyla, sevgiyle, hoşgörüyle, empatiyle cennetlere çevirebileceğimiz bir ülkeyi yaşanmaz kılmak için çırpınıp duranları ne bu millet affeder ne de tarih! Provokatör medya dönemi bitmiştir; çünkü insanların haber alma kaynakları zenginleşmiştir; bu saatten sonra yalan, iftira, mübalağa, sansasyon, manipülasyon vs. yapmak mümkün değildir. Hiç kimse, hiçbir fikri, hiçbir amacı millî beraberlik duygumuzu yok edecek şekilde dayatamaz, dayatamayacak. O halde ne gereği var tarihe provokatör olarak geçmenin! Propaganda, provokasyon, ajitasyon... Bitmemiş miydi bu dönem?


04.Şubat.2008 07:21:33
yorum yaz gönder yazdır puanla
 
  
 
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Eylül 04 DAR GÖMLEK
Eylül 01 ÇATIŞMA DEĞİL, BARIŞMA VESİLESİ
Ağustos 26 TEHLİKELİ BİR DURUM
Ağustos 25 SPORDA YENİ DÖNEM BAŞLARKEN...
Ağustos 19 ALEVİ-SÜNNİ GERİLİMİNE DUR DEMEK
Ağustos 18 AYNADAKİ AKSİNE SECDE EDENLER HANGİ GERÇEĞİ GÖREBİLİR Kİ!
Ağustos 11 BU SESE KULAK VERMEK ŞART
Ağustos 04 BİR KERE DAHA UÇURUMUN KENARINDAN...
Temmuz 31 HUKUK DA KAZANDI DEMOKRASİ DE...
Temmuz 29 BOŞUNA ÇIRPINIYORSUNUZ!
Temmuz 28 BARİ BUNDAN SONRA KÖSTEK OLMAYIN...
Temmuz 22 KAPATILSA NE OLUR KAPATILMASA NE OLUR?
Temmuz 21 SUÇ KİMDE?
Temmuz 15 KAOSLA YARGI ÖNÜNDE HESAPLAŞMAK
Temmuz 14 ERGENEKON: YENİ BİR ÇIKIŞ YOLU
Temmuz 10 GLADYO'NUN MAHARETİ
Temmuz 07 ERGENEKON'DAN ÖNCEKİ SON ÇIKIŞ
Temmuz 01 MHP'NİN KADERİ
Haziran 30 ANLAMAYANLAR İÇİN BİR DAHA TİRAJ GERÇEĞİ
Haziran 25 HAK YERİNİ BULDU
Haziran 23 BU MUDUR TÜRKİYE'NİN GERÇEK GÜNDEMİ!
Haziran 16 YAFTACI KAFAYLA NEREYE KADAR?
Haziran 12 TERZİ KENDİ SÖKÜĞÜNÜ DİKMEK ZORUNDA
Haziran 10 KRİZ FIRSATA NASIL DÖNÜŞÜR?
Haziran 09 DEREDE BOĞULMAK
Haziran 03 EMPATİ OLMADAN ASLA!
Haziran 02 BU DA SİZE DERS OLSUN!
Mayıs 30 BÖCEK
Mayıs 29 NE İMAMI TANIYORLAR NE ÖĞRETMENİ
Mayıs 27 ŞAŞIRIP KALDINIZ DEĞİL Mİ?
Mayıs 26 TANRILIK KOMPLEKSİ
Mayıs 20 SAYGISIZLIĞIN ASIL SEBEBİ
Mayıs 19 HATA YAPMAK ALIŞKANLIK HALİNE GELİRSE...
Mayıs 15 MEYHANE BASKISI
Mayıs 13 ABESLE İŞTİGAL
Mayıs 12 MAALESEF ACI GERÇEK BU: BİR HAFTA DAYANAMAZSINIZ
Mayıs 08 NE HAKKINIZ VAR?
Mayıs 06 AH BU ÖNYARGI, AH BU ÖNYARGI!
Mayıs 05 MADALYONUN ÖBÜR YÜZÜNE DE BAKMA CESARETİ
Mayıs 01 BUGÜN BİR DAMLA KAN AKARSA
Nisan 29 SAĞCI BÜROKRATLAR NEDEN DAHA KORKAK OLUR?
Nisan 28 MEDYA DİN DÜŞMANI MI?
Nisan 24 TÜKENİŞ
Nisan 22 YAKINDA KAPANMAMIŞ PARTİ KALMAYACAK GALİBA
Nisan 21 BU FOTOĞRAFA DİKKATLİ BAKIN LÜTFEN
Nisan 17 TEKZİPLER NEREDE?
Nisan 14 KESKİN VİRAJLAR
Nisan 08 OKLAHAMA'DAN GÖRÜLEN ACI BİR GERÇEK
Nisan 07 YAYIN YÖNETMENİNE 1 NİSAN ŞAKASI
Nisan 01 KARAR VERİN, HANGİSİ ETİK?
Mart 31 KIRILMA NOKTALARI ÜZERİNE KÜÇÜK NOTLAR
Mart 27 YA VATANDAŞ DEMOKRASİDEN ÜMİDİNİ KESERSE?..
Mart 25 VAHİM SUÇLAMALAR
Mart 24 FAKAT'SIZ DEMOKRASİ Mİ; TAKATSİZ DEMOKRASİ Mİ?
Mart 20 AŞIRI UÇLARA SAVRULANLARIN GÖREMEDİĞİ GERÇEK
Mart 18 YAZIK OLUYOR...
Mart 17 ŞİMDİ TAM SAĞDUYU ZAMANI!
Mart 15 YENİ BİR DEMOKRASİ SINAVI BAŞLADI...
Mart 11 YOUTUBE ÜZERİNDEN İFTİRA KAMPANYALARI
Mart 10 ASKER NEDEN YALNIZLAŞIYOR?
Mart 06 ASKERLE POLEMİK
Mart 03 ÇILGINLIĞIN BU KADARI DA FAZLA!
Şubat 28 DEĞMEZ, İNANIN DEĞMEZ!
Şubat 25 UFUK DARALMASI VE ÖNEMLİ BİR DİRENİŞ
Şubat 19 CUMHURİYET MİTİNGCİLERİNE ÇAĞRI
Şubat 18 MECLİS'E SAYGI LÜTFEN!
Şubat 14 ANLAMA GAYRETİ
Şubat 11 BAŞÖRTÜSÜ MÜ TEHLİKELİ, ÇETELER Mİ?
Şubat 07 ÇARPAR SİZİ BU KİTAP!
Şubat 05 DUY ARTIK BU ÇIĞLIĞI
Şubat 04 PROVOKATÖR MEDYA
Ocak 31 YÜREĞİNİZ YETİYORSA...
Ocak 29 2009'DA DARBE
Ocak 28 ERGENEKON'DAN GERÇEK ÇIKIŞ ANCAK BÖYLE OLUR!
Ocak 22 DÜŞÜN YAKASINDAN BU MİLLETİN
Ocak 21 MÜSAİT BİR YERDE İNECEK VAR!
Ocak 17 HİÇBİR MESELE BÖYLE ÇÖZÜLMEZ
Ocak 15 DIŞ POLİTİKADAKİ DEĞİŞİM ANLAŞILAMAYINCA
Ocak 14 GAZETECİLİK ADINA KRİTİK BİR MUHASEBE
Ocak 10 ANLAMSIZ BİR KISKANÇLIK
Ocak 09 GÜL'ÜN ZİYARETİ İLE NE DEĞİŞİR?
Ocak 08 DOĞRU ZAMANDA DOĞRU BİR ZİYARET
Ocak 07 'KÜRT SORUNU'NUN ÇÖZÜMÜ BU FOTOĞRAFTA!
Ocak 03 TÜRKİYE'Yİ BEKLEYEN EN YAKIN TEHLİKE
Ocak 01 EN İYİSİ SİZ KALIN, BİZ GİDELİM..
Aralık 31 NE ÇETİN SINAVLARLA GEÇTİ...
Aralık 27 ÖNCÜ DOKTORLAR NEREDE?
Aralık 25 DOKTORLARA SİTEM
Aralık 24 KÜRT SORUNUNDA YENİ TEHLİKELER, YENİ UMUTLAR
Aralık 13 BURASI ANADOLU, BURDAN KAÇIŞ YOK
Aralık 10 MEDYADA YENİ BİR DÖNEM
Aralık 06 TOPLU İĞNENİN UCUNDAKİ ÖRTÜ
Aralık 04 ETNİK PARÇALANMA ÜZERİNE KORKUNÇ SENARYOLAR
Aralık 03 GAZETECİ DEDİĞİN, ÖZÜR DİLEMESİNİ BİLECEK
Kasım 26 İLETİŞİMCİLER, LÜTFEN BU OLAYI KAYDEDİN
Kasım 20 İMTİYAZLI SINIF DA NE DEMEK?
Kasım 19 GAZETECİ TÜMGENERALLER
Kasım 15 BİR TÜRKİYE ÜTOPYASI
Kasım 12 CENAZE EVİNDE DÜĞÜN YAPMAK
 


Teröristbaşı Öcalan'dan dehşet iddialar
Erdoğan, Aydın Doğan'a mühlet verdi !
İşte Tuncay Özkan'ın son marifeti !
Tüyler ürperten AN ! - Foto
Maç sonunda golü bakın kim yedi !
ADD Başkanı herşeyi itiraf etti !
Deniz Baykal'a ağır eleştiri !
Grubumuzdaki son durum
Google nereye koşuyor ?
Yürek yakan manzara - Foto
Asım Yıldırım
NEDİR ÇEKTİĞİMİZ BU ÇİLE-2
İstanbul’da yaşamak ve yaşatmak zordur!
A.Abdulkadiroğlu
AK PARTİ BÖYLE Mİ GİDECEK ?
Ya millet Ak Parti’ye olan güvenini kaybetmeye başlarsa. O zaman ne olacak ?
ahmet-selim
Ahmet Selim
HOCAEFENDİ'Yİ DİNLERKEN...
Cuma gecesi, bir TV kanalında, Fethullah Gülen Hocaefendi'nin bir konuşmasına tesadüfen şahid oldum.
ali-bayramoglu
Ali Bayramoğlu
İKİ CUMHURBAŞKANI VE AÇILAN BARIŞ KAPISI
“Türkiye'ye rövanş için gelmeyeceğiz…” Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan dün maç sonrası stadyumda verilen resepsiyonda Abdullah Gül'e bunları söylüyordu.
engin-ardic
Engin Ardıç
TÜRK'ÜN RENGİ
Likya kıyısındayım, yani cennetteyim:
ergun-babahan
Ergun Babahan
BUZDA İLK ÇATLAK
Hasan Cemal'in sorusu üzerine küçük salonu dolduran genç gazeteciler sıralamaya başladı:
fehmi-koru
Fehmi Koru
TARİHİ MAÇI İZLERKEN
Alt tarafı bir futbol maçı işte...
mehmet-altan
Mehmet Altan
ERİVAN'DA HİLTON VAR MI?
Hava sıcak, televizyon açıktı. Maça daha vardı ve Ermenistansız yatmaz kalkmaz olmuştuk.
nuh-gonultas
Nuh Gönültaş
İKTİDAR İNSANI BOZAR!
Koltuk insanın mütevazılığını alır götürür. Onun için büyük ve muhterem zatlar iktidardan hep uzak durmuşlar, siyasetin insana kazandırdığı siyaseten güçten hiç hoşlanmamışlar.
mustafa-unal
Mustafa Ünal
TERÖRE KARŞI BAŞBUĞ PAŞA
Terör ülkenin en yakıcı sorunu... Gün geçmiyor ki Güneydoğu'dan şehit haberi gelmesin.
hamidullah-ozturk
Hamidullah Öztürk
BÖL, ÇARPIŞTIR VE KURTUL
Org. İlker Başbuğ, tıpkı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül gibi makamına oturduktan hemen sonra Güneydoğu turu yaptı ve halkın arasına karıştı.