|
MERSİN’E, UZAYA VE 50 YIL GERİYE GİDENLER 
“Başörtüsü üniversitelere girmesin, Türkiye kurtulsun! “ “çözümü” üzerine laf edenleri anlamaya çalışıyorum ama nafile.
“50 sene önce üniversiteler böyle miydi” açıklamalarını gördükçe yahu “biz elli yıl önce neymişiz” demekten kendimi alamıyorum.
“50 yıl geyiklerini” CHP lideri Deniz Baykal’ın başlattığını düşünenler yanılıyor. Baykal “50 yıl geriye gidelim kurtulalım” açıklamaları yapanlardan sadece biri.
İslam alimliğine soyunan ve başörtüsü tartışmalarına sadece “germe” noktasında katkı yapan Baykal ile başlayalım efendim:
“50 yıl önce türban var mıydı? 50 yıl önce insanlar Müslümanlar değil miydi? İslamiyet’in ayrılmaz parçası gibi takdim edilmek istenen türban, gerçekten İslamiyet’in ayrılmaz bir parçası ise 40 yıl 50 yıl önce Müslüman olanlar bunun farkında değil miydi? İslamiyet yeniden mi yorumlandı. Yeni bir peygamber mi geldi? Türban, İslamiyet’in nerdeyse, bir ön şartı haline getirildi.”
Baykal’ın 50 yıl öncesine duyduğu özlem sadece üniversiteleri kurtarmakla kalmıyor! “Türbanı” çözen (takma olsun bitsin) CHP lideri, İslam’ın özüne dönmesine sağladığı katkıyla, takdire şayan bir hizmet gerçekleştiriyor!
“Baykal’ın açıklamalarının tanıdık geldiğine yemin billah ederim” diyerek “google” isimli alime danıştım. Bakın, “emeklilik günlerine Çankaya’da başlayan” 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, başörtüsü problemine barışçı çözüm için kapısını çalan vekillere 2001 yılında haddini nasıl bildiriyor!
“Başörtüsüne karşıyım. 1958’de ben üniversitedeyken başörtüsü yoktu, şimdi nereden çıktı? Başörtüsünü Anayasa yasakladı. Serbest olması için Anayasa değişikliği gerekli. Anayasa değişikliği de, Anayasa'nın değişmez maddelerinden olan laiklik sebebiyle değişemez. Laikliğe aykırı bir özgürlük de kullanılamaz.”
Baykal’ın açıklama yaptığı yıl malum 2008. 50 yıl çıkardın mı geriye ne kalıyor, 1958.
Baykal, Sezer’in üniversite yıllarına dönmek istiyormuş haberimiz yokmuş!
İki açıklama arasında yedi farkı bulun türünden bir şeye girmeyeceğim. Ama dikkatli okuyucuların gözünden kaçmayacağını düşündüğüm kocaman bir nokta var.
Baykal türban yasaklansın istiyor, Sezer başörtüsü.
Hani siz türbana karşıydınız?
Cevap: Şey kem küm…
Sezer’in bu ortasına “özgürlükçü” medyanın attığı vole ise harika:
"Sezer'den laiklik dersi" (Cumhuriyet)... "Sezer 'türban lobisi'ni kovdu." (Radikal)... "Türban fırçası: Sezer, türbana çözüm isteyen Meclis Komisyonu'nu tersledi." (Sabah) "Sezer'den üç vekile TÜRBAN RESTİ" (Hürriyet)...
Kartelim tatlım kıymetlim…
İnternetin ilmine hayranım efendim, hayran.
Herkes konuşurda yargı susar mı?
Zinhar!
Yargıtay Başkanvekili Osman Şirin, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 1960’lı yıllarda yaşadığı ortamı, “derde deva” diye anlatıyor:
''İstanbul Hukuk Fakültesi'nin içinde ne örtünme ihtiyacını duyan bir kızımız vardı, ne de kapıda 'örtünmeliyim', 'dini inancımın gereği budur' diye eyleme giden bir kişi vardı. Hiçbirisi mevcut değildi. Türkiye'de 3 üniversite vardı. Her birisi çağdaş görünümleriyle, o mükemmel tavırlarıyla, o coşkulu ve birbirini katiyetle ayırmayan giysileriyle eğitimlerini sürdürdüler.
Özlem, ihtiras, coşku, gıpta ne ararsanız var açıklamada!
Türkiye’de 27 mayıs 1960’da darbe mi olmuştu!
50 yıl önceki üniversiteler bahane, özlem duyulan “darbe” olmasın.
İnternette gezinmeye devam ederken bulduğum, halk arasında sıkça söylenen “eller aya biz yaya” lafına cuk oturan bir bilgiyle bitiyorum:
Sovyetler Birliği’nin Sputnik adlı uzay aracı, 1957 yılında tarihin ilk uzay yolculuğuna çıktı.
(Mersin’e gidenler mi? Onlar doğru yolda ilerleyen halk efendim halk.)
06.Şubat.2008 09:20:58 |
|
|
|
|
 |
|
|
| |
| YAZARIN DİĞER YAZILARI |
|
| |
|
|