|
NEDEN KATAR? 
Cumhurbaşkanı Gül bu geziye büyük anlamlar yüklüyor. Peki neden?
Buralarda Türklere “efendi” diyorlar.
'Türk' adı anılınca büyük saygı gösteriyorlar.
Yıllar yılı güvendikleri dağlara 11 Eylül’le beraber karlar yağmış.
Kolaylıkla dile getiremeseler de kendilerine hâmilik etme potansiyeline sahip yeni dostlar arıyorlar.
Katar’dan bahsediyoruz…
Çoğunluğu dışarıdan aldığı göçle nüfusu 1 milyona yaklaşan bir ülkeden.
Yüz ölçümü Türkiye’nin yetmişte biri kadar.
Başkent Doha’nın yanı sıra 7 şehri var.
Küçük ama potansiyeli çok büyük bir ülke.
Önce İngiltere’nin şimdilerde de ABD’nin buradan uzaklaşmak istememelerinin sebebi bu olsa gerek.
Irak’tan sonraki en büyük Amerikan askeri varlığı Katar sınırları içinde.
Amerikan Merkez Komutanlığı (CENTCOM) olarak anılan üs’te 20 bin askerin bulunduğu öne sürülüyor.
Amerika bu gaz ve petrol ülkesini bölgedeki en önemli noktalarda biri olarak görüyor.
Bush’un ifadesiyle “yakıt bağımlısı ABD” buradan ayrılmayı pek düşünmüyor.
Dünyadaki gaz varlığının en büyük üçüncü rezervi bu sıcak toprakların altında yatıyor.
Burada çalışan aydınlık yüzlü bir mühendisin espriyle karışık ifadesiyle ‘bahçeye artezyen atsanız, su değil petrol fışkırıyor.’
Birileri tarihin hatırlamak istemediğimiz bölümlerinde..
Şanlı Osmanlı’nın param parça edildiği o günlerde..
Bizi bu coğrafyayla kanlı bıçaklı etmiş.
Sonra da o korkunç olayları diline dolayıp düşmanlığı genlerimize işletmiş.
Bölme operasyonu –yapanlar adına- büyük başarıyla sonuçlanmış.
Arap Türk’e, Türk Arap’a düşman gözüyle bakar olmuş, ayrışmış.
Sayıları sınırlı da olsa bazıları, farz olan Hac ibadetini ‘Araplara para yedirmeme” kaygısıyla yerine getirmek istemez hale gelmiş.
Peki sonra ne olmuş?
Birbirine kırdırma operasyonlarının usta oyuncuları gelip,sıcak kumların üzerine kurulmuş.
Müslüman toplumlar birbirine can düşmanı kesilirken, entrika üstatları iki tarafın da vazgeçilmez müttefiki haline gelmiş.
Ve maalesef bu kavgalı ayrılığın maliyeti bizlere çok ağır bedeller ödetmiş.
İşte şimdi Türkiye bu çok kanamış, sonra kabuk bağlamış ama hiçbir zaman iyileşmemiş yarayı, tedavi etme çabası sergiliyor.
Başbakan’ın, Cumhurbaşkanı’nın gezileri bu anlamda büyük önem taşıyor.
Bu topraklarda asılarca at koşturmuş bir ülkenin mirasçıları -globalizmin görmezden gelinemez gerçeklerinin de farkındalığıyla- birlikte çalışma, beraber kazanma öneriyor.
Eğer karşı taraf bu mesajı gerektiği gibi anlar, bölgedeki tek kontrolün kendilerinde olmasını isteyen müttefikler de bir es Arassı kadar izin verirlerse, sadece Katar’la değil bütün körfez ülkeleriyle Türkiye arasında ılgıt rüzgarlar esebilir.
Bizim ihtiyacımız olan şey onlarda var:
Para, petrol ve gaz…
Onlara lazım olan şey de bizde:
İnsan kaynağı, vizyon ve proje.
Bakalım medar-ı münakaşa meseleleri bir kenara bırakıp, birlerimizden hareketle, bir sinerji oluşturabilecek miyiz.?
Bekleyip göreceğiz…
07.Şubat.2008 18:18:02 |
|
|