|
YASAKSIZ YENİ BİR DÖNEM 
Başörtüsü yasağını kaldıran anayasa değişikliğini kabul eden parlamento tarihe geçecektir.
Yasağın kaldırılmasına öncülük eden AK Parti ve MHP ile çeşitli şekillerde bu sürece destek veren diğer milletvekilleri ülkeyi büyük bir gerilimden, ayıptan ve artık taşınamaz noktaya gelen yükten kurtarmışlardır.
Anayasa’nın 10 ve 42. maddelerindeki değişiklik, bir başka yasaya ve yönetmeliğe gerek olmaksızın başörtüsü yasağını bitirmiştir. Cumhurbaşkanı’nın onayı ve değişikliğin Resmi Gazete’de yayınlanmasından sonra başörtüsü üniversitelerde serbesttir. Bu serbestiyi uygulamayan, anayasa değişikliğine itiraz eden, öğrencilere baskı uygulayan, not kıran vs. her rektör ve öğretim görevlisi anayasa ve yasayı çiğnemiş olur. Yani, başörtüsünü yasaklamaya devam etmek anayasa suçu işlemek demektir.
Esasen anayasa baştan beri eğitim hakkı olmak üzere bütün temel hakları güvence altına almıştır. Ancak, yasakçılar eliyle siyasallaşan bu sorun üzerinden anayasanın eğitim eşitliği güvencesi kalkmış ve Anayasa Mahkemesi’nin yorumuyla da durum tam tersine dönmüştü.
Dün yapılan değişiklikle eğitim hakkının kıyafet gerekçesiyle kısıtlanma sorunu ortadan kaldırıldığı gibi, anayasanın ruhundaki yaranın onarılması yolunda da önemli bir adım atılmıştır. Anayasa tabiatı gereği özgürlükçüdür, ilericidir, geliştirici ve kuşatıcıdır. Üniversite de bütün bu özgürlüklerin en yaygın biçimde uygulanabildiği, toplumun da ilerisinde olan ayrıcalıklı bir alandır.
Peki başörtüsü serbest kaldığı için ülkenin laik yapısının, rejim dinamiklerinin değişeceği iddiaları ne olacak?
Demokraside hiçbir endişe küçümsenemez, başörtüsüne karşı yürüyen, konuşan ve eylem yapanlarınki de öyle. Ancak, bazen toplumu ikiye bölen sorunlar için bir karar almak gerekir. Sorunu erteleyemez, devam ettiremez, yok sayamazsınız. Başörtüsü tam da böyle bir sorunun adıdır. Gerilim olmasın diye çözümü ertelenebildiği kadar ertelenmiş ve bizatihi bu geciktirme politikası da sorunu büyütmüştür. Ama artık raf ömrü bitti ve çözüm kaçınılmaz oldu.
Nasıl, başörtüsüne karşı olan yüzde 25’in birtakım kaygıları ve hatta öfkesi varsa, yasağın kaldırılmasını isteyen yüzde 75’in de kaygıları ve sıkıntıları var. Ülkenin bazı çocuklarının sadece başörtülü oldukları için okuyamaması, okuyamadıkları için de bir hayat kuramamaları yüzde 75’in canını sıkıyor.
Meydanlara çıkmıyorlar diye de yasağa karşı çıkan bu muazzam çoğunluğun hakları göz ardı edilmemelidir. İyi ki o insanlar meydanlara çıkmıyor ve iyi ki güçlerini sadece seçim ve referandum gibi demokratik mekanizmalarla göstermeyi tercih ediyorlar... Çoğunluk azınlığın kaygısını anlamalı ama azınlık da ülkenin çoğunluğunun stres ve sıkıntı içinde yaşamasının büyük bir problem olduğunu kabul etmelidir. Suçsuz genç kızların eğitim hakkı gasp edilerek, laiklik endişesinin giderilemeyeceği artık anlaşılmalıdır.
Bununla birlikte, kaldırılan yasağın doğrudan ilgilendirdiği öğrenci sayısı ülke nüfusuyla, bütün öğrenci sayısıyla ve hatta üniversiteye giden gençlerin rakamıyla kıyaslandığında istatistik değer bile ifade etmeyecek kadar azdır.
10 bin, 20 bin hatta 100 bin genç kızın başörtüsü takmasıyla ne rejim zarar görür, ne de laiklik sulanır. Çünkü zaten ülkedeki kadınların yüzde 65’i başörtüsü takıyor. Başörtüsü bir sembol olarak, rejimimiz, laiklik düzenimiz, sistemimiz ve bir arada bulunma halimizde zaten vardır.
Başörtülüyle, başı açık olan ilk kez üniversitede de buluşacak değildir.
Aynı evde bir aradalar, aynı sokakta, aynı otobüste, aynı çarşıda, aynı hastanede birlikte yaşıyorlar. Aynı takımı tutuyor, aynı modayı izliyor, aynı diziyi seyrediyor; aynı cepheye evlatlarını gönderiyorlar.
Doğal olan, başörtülüyle başı açık olanın bir arada yasaksız yaşamasıdır. Üniversitedeki yasak bu doğallığı engelliyordu. Yasağın kaldırılması Türkiye’yi bir ayıptan kurtardığı gibi daha doğal bir toplumsal istikamete sokacaktır.
10.Şubat.2008 09:27:52 |
|
|