|
GÖRGÜSÜZLÜK 
Türkiye’de acilen değişmesi gereken ilk yapı nedir?
Medya değişimden, çağdaşlaşmadan, muasır medeniyetten filan bahsediyor ya.
Külliyen hava, cıva.
Türkiye’de acilen değişmesi gereken ilk şey medyanın kendisidir.
Özgürlüğü; insanlara sövmek, tarafsızlığı; milletini (dolayısıyla kendisini) küçük düşürmek, olarak gören bu anlayış, bu haliyle devam ettiği müddetçe, maalesef ülkemiz santim mesafe alamaz.
İşte sıcak bir örnekle ispatı:
Şu Katar Emiri’nin geziye katılan Türk Heyetine hediye ettiği ‘saatleri reddetme’ hadisesi.
Hani şu erdemlilik kılıfı altında Türkiye’nin körfeze açılımının önünü kesme eylemi.
Sözde ‘hediye kabul etmez’ gazeteci pozlarına girerek, ulusalcı eylem yapma seviyesizliği.
Sırf bu olay bile bizim medyamızın önemli bir bölümünün ne kadar sığ, ne kadar ülke ve dünya meselelerinden bîhaber, ne kadar toplumsal sorumluluktan uzak olduğunu göstermek açısından yeterli.
Bazı arkadaşlar 30-40 yıllık Cüneyt Arkın filmlerinden fırlamış bıçkın delikanlı triplerindeler.
Üstlerindeki takım elbiselere, giydikleri ayakkabı markalarına ve kullandıkları kalemlere baksanız, abartıdan dudağınız uçuklar.
Ama hal ve gidişata bakıldığında çağdaş kabadayıları andırıyorlar.
Bir pespayelik, bir kalitesizlik ki sormayın gitsin.
Koymuşlar “ego”larını hayatlarının merkezine, gözleri dünyayı görmez olmuş.
Sanki yıldızlar onların etrafında tavaf ediyor..
Güneş salt onlar için doğuyor..
Ay gece önlerini aydınlatsın diye mehtaplanıyor.
Kişi, hayatı bu denli kendisinden ibaret görünce, bir anda çevresindeki her şey onun için anlamsızlaşıveriyor.
Milli menfaatlermiş..
Türkiye’nin itibarıymış..
Ülkemizin bölgesinde lider pozisyona yükselmesiymiş..
Milyonlarca işsiz gencimize iş kapısı aralama çabalarıymış..
Dünyayı sarsan ekonomik krize karşı alternatif kaynaklar arayışıymış..
Cumhurbaşkanlığı makamının saygınlığıymış..
Meslektaşlarını zor durumda bırakmakmış...
Hiçbir şey umurlarında olmuyor.
Üslup şu:
“Bana ne kardeşim?”
Ne demek “bana ne kardeşim.”
Seni adam yerine koyup, üst düzey bir geziye davet etmişler.
Diplomatik bir kafilenin içinde ‘gazeteci kimliğinle’ yer almanı istemişler.
Sen de “geliyorum” demiş, davete icabet etmişsin.
Misafirlikte böyle kaba saba tavırlar sergilemeye ne hakkın var?
İstemediğin halde sana hediye mi göndermişler?
Alma.
Kutusunu bile açma.
Otel odanda bırak, çek kapıyı çık.
Ama mesele müstağni davranmak değil ki.
Tatsızlık çıkarmak.
Dostluk hamlesine taş koymak.
Türkiye’nin önünün ‘dünya görüşlerinden tiksindiğin’ insanlar tarafından açılıyor olmasına, her fırsatta engel olmaya çalışmak.
Alma saati kardeşim.
Başına silah karnına kılıç mı dayadılar.
Gösterdikleri otelde de kalma.
Ayağına pranga mı vurdular.
Dolu otel var.
Ayırttır kendine bir yer, geziyi oradan takip ediver.
Mesele bu değil ki.
Mesele bu çok önemli ziyareti gölgeleyecek bir şeyler yapmak.
Mahalle arasında kavga çıkaran huysuz çocuklar misali ortalığı karıştırmak.
Sonra da “biz diplomat değiliz” filan deyip, üste çıkmaya kalkışmak.
Elbette ‘diplomat’ değiliz.
Ama insanız insan.
Ve insanlığın gereği medeni olmaktır.
Medeniyetin gereği ise adab-ı muaşeret kurallarına uymaktır.
Adap ve görgüden uzak insanların, köşeleri ve kareleri böylesine doldurduğu bir ülke, ne kadar güçlenebilir?
Bu sorunun cevabını da sizlere bırakıyorum saygıdeğer okurlarım.
10.Şubat.2008 23:23:04 |
|
|