|
BAŞI DİK VE ONURLA 
İleride bugünleri yazacaklar herhalde hayli zorlanacaklar.
Geçen iki haftayı üzerinde tartışarak geçirdiğimiz 'başörtüsü/türban yasağı' konusunda ne yazabilirler sizce? Şu cümleye ne dersiniz: “Meclis, ezici bir oy çoğunluğuyla, aslında var olmayan bir yasağı kaldırdı.”
İki önermeli bir hüküm cümlesi bu. Birinci önerme Türkiye'de aslında başörtüsü/türban yasağı olmadığını belirtiyor. 'Sanal' bir yasak bu... Ülkede geçerli yasaların hiçbirinde, 'inkılâp yasaları' diye bilinenler dâhil, kadınların kıyafetiyle ilgili tek bir madde bulunmuyor. Erkekler olarak açık havada hepimizin başı kapalı dolaşmamızı emreden bir yasa var (adı 'Şapka İktisası Hakkında Kanun'), ama kadınlar için böyle bir yasa bile yok. Üniversitelerle ilgili YÖK Yasası'nın geçici 17. maddesi yüzümüze tebessümle bakıp duruyor: “Yürürlükteki yasalara aykırı olmamak şartıyla yükseköğretim kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir.” Yürürlükte kadın kıyafetiyle ilgili bir başka yasa olmadığına göre bu madde halen geçerli demektir.
Demek ki neymiş? 'Başörtüsü/türban yasağı' aslında yokmuş güzel ülkemizde; bu tamamen 'sanal' bir yasakmış...
İlk paragraftaki hüküm cümlesinin ikinci önermesi artık 'yasağın kalktığını' duyuruyor. Aslında olmayan bir yasak için verildi o iki haftalık mücadele. Ak Partili, MHP'li, DTP'li üyeler, Mesut Yılmaz gibi bağımsızlar mücadeleye oylarıyla katıldılar. Anayasada esasen var olan 'kadın-erkek eşitliği' (m. 10) ve 'yüksek öğretim hakkı'na (m. 42) dair iki maddeyi biraz daha pekiştirdiler oylarıyla... Böylece esasen var olmayan bir yasağı ebediyen ortadan kaldırdılar.
Böyle yaptılar diye lâiklik zedelendi mi? Türkiye'de rejim mi değişti?
İlk bakışta tuhaf gelse de anayasada yapılan yeni düzenlemeye bu soruları akla getirecek tarzda yaklaşanlar var aramızda. Onlara göre, üniversitelerde 'türban/başörtüsü yasağı' uygulaması lâiklik gereği; yasağın uygulanmadığı Türkiye bu yüzden lâiklikten uzaklaşmış oluyor.
“Yasak bitti, lâiklik elden gitti” itirazını yapanlar şu soruya “Evet” cevabını verene kadar bu konunun üzerinde durmayacağım: “Üniversitelerinde başörtüsü yasağı uygulayan tek bir 'lâik' ülke var mı dünyada?”
Tartışmaya böyle bir veçhe vermelerinin sebebini hepimiz biliyoruz aslında: Yasalarda bulunmayan bir yasağı Anayasa Mahkemesi'nin konuya ilişkin kararlarından birinin gerekçesine dayanarak uygulatıyorlardı; var olmayan yasağın kendiliğinden sona ermesi gayretlerine dokunuyor ve konuyu yeniden Anayasa Mahkemesi'nin önüne götürme gayretindeler.
Oysa Meclis'in yaptığı anayasa değişikliklerini Anayasa Mahkemesi'nin esastan inceleyemeyeceğini âmir 1982 Anayasası işte şurada duruyor. Anayasa Mahkemesi, anayasaya ve çalışma esaslarını düzenleyen yasaya aykırı davranmayı göze almayacaksa, herhangi bir yolla önüne geldiğinde, başvuruyu hiç tereddütsüz geri göndermekle mükellef.
Tabii, cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde verdiği o garip '367' kararının üzerinde bıraktığı gölgeyi biraz daha koyulaştırmak istemiyorsa Anayasa Mahkemesi...
Türkiye'nin şimdilerde içinden geçtiği süreçte geleceğin tarihçileri için hayli malzeme var; tartışmaya bir tarafından katılan herkes, hepimiz, el ve ayak izlerimizi bıraktığımız gibi, siyasetçiler, asker/sivil bürokratlar ve yargıçlar da, tavırlarıyla, tarihçiler önünde resm-i geçit yapıyorlar...
Umarım hepimiz bu sınavdan başı dik çıkarız. 12.Şubat.2008 07:10:03 |
|
|