|
TÜRKİYE EKONOMİSİNİN GELECEĞİNE GÜVENLE BAKMAK NE KADAR DOĞRU? 
Gazetelerin manşetlerini Migros’un satışı süslüyor.
Bu satış birkaç yönüyle çok önemli. Birincisi Türkiye’nin perakende sektörünün lokomotif şirketi rekor denilecek bir fiyatla satıldı. İkincisi, Türk şirketlerinin ekonomik istikrar sayesinde ne kadar büyük değerlere ulaştığını gösterdi ki bu da son derece önemli.
***
Ancak bunlardan daha önemli bir şey var. Dikkatlerinizi bu noktaya çekmek istiyorum. Çünkü aylardır küresel krizin Türkiye’ye etkilerini konu alan üstü kapalı-açık yüzlerce uyarı yapıldı. “Küresel bir kriz en çok Türkiye’yi etkileyecek.” “Yüksek cari açık nedeniyle sıcak paranın terk edeceği ilk ülke Türkiye olacak.” “ 2002 yılından beri ekonomide sağlanan kazanımlar bir anda kaybedilebilir.” Benzer iddiaları çoğaltmak mümkün. Hatta iddialar öyle noktalara getirildi ki kendi kendime “Acaba durum bu kadar kötü mü? “ diyecek hale geldim.
***
Tokyo’da toplanan sanayileşmiş 7 ülkenin temsilcileri mortgage krizinin maliyetinin 400 milyar doları aşacağını açıklamaları yeni korkuların pompalanmasına zemin hazırladı. Elbette dünya üzerinde ekonomik durgunluk yaşanırsa Türkiye bunun dışında kalmayacaktır. Ancak bu kadar karamsar bir tablo çizmenin toplumun gelecekle ilgili umutlarını törpülemenin anlamı olmasa gerek.
***
Öngörüde bulunanlar bu karamsar tabloyu çizmekle kalmadı. Daha büyük bir korku pompalandı. İddiaya göre “dünyadaki bu olumsuz gelişmelere Hükümet kayıtsız kalıyor. Hükümet ve AK Parti’nin tek gündem maddesi üniversitelerdeki başörtüsü yasağının kaldırılması.” Hükümet üyesi ekonomi ilgili bakanları lütfen tek tek inceleyin. Göreceksiniz bütün bakanların sorumlu oldukları alanlara son derece vakıflar. Hiç birinin dünyadaki yaşanan ekonomik gelişmelere kayıtsız kalması mümkün değil. Üstelik herkesin ortak fikri Ak Parti yeniden iktidar olmasında geçmiş dönem ekonomik performansı en önemli faktör oldu. Yinede bu konudaki görüşlerinde ısrar edenlere birkaç şey söylemek istiyorum.
***
İnanın bütün bu olumsuz gelişmelere sadece Hükümet kayıtsız kalmıyor. Baksanıza dünyanın önemli yatırım ajansları 2008 ‘de büyük durgunluk yaşayacak Türkiye’de(!) hem de gıda perakende sektöründeki en önemli şirketini almak için kıran kırana mücadele ettiler. Ve İngiliz Moonlight Capital, Migros’u rekor bir fiyatla satın almayı göze aldı. Yani Avrupalı ve Amerikalı yatırımcıların Türkiye’ye güveni tam. Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli profesyonellerden biri olan Bülent Özaydınlı’da Migros’un hem ortağı hem de CEO’su olarak kolları sıvadı. Anlaşılan Özaydınlı’da bu uzmanları ciddiye almayarak Türkiye ekonomisine güvendiğini gösterdi.
***
Bitmedi… Koç Holding, Mirgros’u satışından elde ettiği gelirin büyük bölümünü nerde kullanacak merak ediyor musunuz? Şirket yöneticilerin parayı “radikal yatırımlar” için kullanacaklarını açıkladılar. Yani anlayacağınız Koç Grubu’nun da Türkiye ekonomisine güveni tam. Sadece Koç mu? Türkiye’nin en önemli şirketlerine bakın, göreceksiniz ki hepsi milyar dolarlık yeni yatırımlar için start verdiler. Yatırımların büyük bölümü ise enerji alanında olacak. Enerjiye çok fazla ihtiyaç olacağına göre Türkiye ekonomisi hem büyüyecek hem de güçlenecek. Kısaca bütün büyük şirketlerimizin de Türkiye ekonomisine güveni tam.
***
Şirketler bu kadar büyük yüklerin altına bir macera için girmeyeceklerini herkes biliyor. Peki, o zaman neden yatırımcılar uzmanların öngörülerini kulak arkası ediyor? Cevap son derece basit: Türkiye önümüzdeki dönemde dünyanın parlayan yıldızı olacak. “Parlatılan” değil gerçekten “parlayan yıldızı” olacak.
Türkiye’nin geleceğine yapılacak her yatırım kârlı bir yatırım. Türkiye sahip olduğu bütün kaynaklarla bunu ispat ediyor. Büyük şirketlerimiz bütün imkanlarını seferber ederek bu kârdan en büyük payı kapmanın hesaplarını yapıyorlar. Birçok yerli yatırımcı yanlarına dünyanın en önemli şirketlerini partner alarak aldılar. Yani güven yerlide de ve yabancıda da oldukça üst seviyede bulunuyor.
***
Evet, batı ekonomilerinde önemli sıkıntılar yaşanacak. Bu durumda, bir miktar sıcak paranın Türkiye’den kaçması son derece normal. Ancak gidecek para kadar belki çok daha fazlası Türkiye’ye gelecektir. Üstelik Türkiye’ye gelecek paranın önemli bir bölümü doğrudan yatırıma dönüşecek. Son iki yılda gelen 40 milyar doları aşkın doğrudan yatırım bu güvenin en önemli göstergesi. Olumsuz görülen bazı şartların bile fırsata dönmesi inanın hiç ütopik değil. Yeter ki inanalım ve bu konuda yapılması gerekenleri yapalım.
***
Yanı başımızda körfez sermayesi Türkiye’ye yeni yatırımlar için hazır. O körfez sermayesi ki artan petrol fiyatları nedeniyle muazzam büyük fonların oluşmasına sebep oldu. Ve bu fonlar yatırım yapacak uygun yerler arıyor. Saçma sapan senaryolara kurban edilmezse bu sermayenin hatırı sayılır bir kısmı Türkiye’ye akacak. Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Katar’a yaptığı geziye katılan gazetecilere hediye edilen saatlerin değeri yerine ekonomiyle ilgili temasların detayları gündeme gelseydi ne demek istediğim daha rahat anlaşılabilirdi. Kısaca Körfez sermayesinin de Türkiye ekonomisine güveni tam.
***
Ekonomideki gelişmelere dikkat çekerek gerek vatandaşı, Hükümet’i ve iş dünyasını uyarmak elbette çok önemli bir görev. Bu görevi kimse küçümsememeli. Ancak bu kadar güvensizlik aşılamanın Türkiye’ye getireceği bir fayda da olmasa gerek. Uzmanların geçmişteki yanılgılarından ders alarak daha soğuk kanlı olmayı öğrenmeliyiz. Birkaç öngörüye güvenilerek Dünya ve Türkiye ekonomisine yön verilemez. Karamsar tablo çizen uzmanlarımıza bir tavsiyem olacak. Türkiye’ye yatırım yapan yerli ve yabancı şirketlerin yöneticileriyle görüşüp bu güvenin sebeplerini araştırsınlar. İnanıyorum ki o zaman çok daha sağlıklı öngörülerde bulunacaklardır.
15.Şubat.2008 16:29:31 |
|
|
|
|
 |
|
|
| |
| YAZARIN DİĞER YAZILARI |
|
| |
|
|