|
KEŞKE, KEŞKE, AMA... 
Başörtüsü sorunu ile ilgili bir yığın "keşke"li cümle kurulabilir.
Ama, sonuna bir "ama" ekleyerek... Gelin kuralım. -Keşke, sınır ötesinden şehit haberlerinin geldiği bir günde "üniversitelerde kaos"u konuşmasaydık... -Keşke, başörtüsüne özgürlük için, anayasa değişikliğine, kanun değişikliğine gerek kalmasaydı. -Keşke, yargı işi gücü bırakıp başörtüsünü konuşmasaydı.
-Keşke, üniversiteler kılık kıyafetle değil bilimle uğraşsaydı...
-Keşke, memleketin şu kadar sorunu varken, başörtüsü ana gündem olmasaydı...
Böyle bir yığın "keşke!"li cümle... Üstelik bu cümleler, iki taraflı da kurulabilir.
Yani "keşke" ile başladığınızda, sonunda "başörtüsüne özgürlük" de istiyor olabilirsiniz, "başörtüsü yasağı"nı pekiştirmekte ısrar ediyor da olabilirsiniz. İşte size iki cümle daha:
-İnatla bu yasağı sürdürmek akıl işi mi, bırakın genç kızlar dilediği gibi giyinsin ve eğitimlerini alsınlar. Ülke sorunlarıyla uğraşmak varken yasakta direnmek niye?
-Yasak ne güzel devam ediyordu, şimdi işi gücü bırakıp bu yasağın kaldırılmasını öncelikli gündem yapmak niye? Şimdi, "keşke"li cümle kurmayı bırakalım ve "özgürlük"te buluşalım.
Mesele şu: Bir grubun elinde kırbaç var ve onu ülkenin üstünde şaklatıyor. Başörtüsü yasağı öyle bir şey. Devlet onlar. Sistem onlar. Laiklik onların silahı. Cumhuriyet konusunda ahkam kesecek onlar.
Ve onlar suyun başını tutmuşlar.
Kırbaç vınlıyor. Kırbaç, bu ülkenin çocukları üzerinde şaklıyor ve siz, "niye?" diye soruyorsunuz.
Milletin yüzde 80'i soruyor. -Niye? Hangi hakla? Bu ceberut uygulamayı sürdürme yetkisini kimden aldınız? Demokrasilerde milletin bunu sorma hakkı yok mudur? Bir oligarşik grup, keyfine esen statüyü dayatma hakkına sahip midir? "Memleketin bunca acil sorunu varken" diye cümle kurmaya başlayıp soralım bakalım:
-CHP muhtemelen bugün, başörtüsüne özgürlüğün iptali için Anayasa Mahkemesi'ne başvuracak. Tam da bugün! Sınır ötesinden şehitler gelirken...
-Niye işi gücü bıraktı da, başörtüsü yasağını sürdürmek için cengaverce savaşa soyundu CHP? Bazı üniversitelerin kapısında rezalet yaşanıyor. Yine başörtüsünü çıkarmalar, yine başörtüsü üzerine peruk takmalar, yine göz yaşları... Soralım:
-Sınır ötesinde bunca acı yaşanırken, bazı rektörlerin işi gücü bırakıp, öğrencileri üniversiteye sokmamak için zaptiyeler görevlendirmesi akıl alır iş midir? İnsan, tabii ki, bu işler suhuletle olsun istiyor. Kavgasız, gürültüsüz, sancısız, gerilimsiz, kaossuz.
Bunun yolu yasağın sürmesi midir?
Yasağın sürmesinin çözüm olmadığı, olayın 10 yıldan bu yana gündemden düşmemesinden anlaşılmıyor mu?
Yasak sürdükçe gerilim ve sancının alttan alta devam edeceği kesin değil mi?
AK Parti ve MHP, sorunun çözümü için boşuna mı çaba sarf ediyor?
Sırf gerilim sürsün diye mi?
DTP, ilke olarak karşı olmasına rağmen, neden başörtüsü için özgürlükler yanında oy kullandı?
Toplum tabanındaki hassasiyet sebebiyle değil mi?
CHP lideri, bir yandan başörtülü bir kadına parti rozeti takıyor, bir yandan da "özgürlüğe iptal" isteyen dosyayı alıp Anayasa Mahkemesi'nin kapısına dayanıyor. Oysa yasak çözüm değil; Türkiye'yi azıcık tanıyanlar bile bunu kabul eder. Ama yasakçı bir zihniyet, Türkiye'de başörtüsü yasağını bir tür "Kırbaçlama, halka hükmetme özgürlüğü" olarak anlıyor ve bundan vazgeçmek istemiyor.
Üniversitelerdeki direnç odaklarına bakınız. Öğrencileriyle bu ölçüde kopmuş bir rektörlük imajı, hangi özgürlük açılımını yapabilir? Bu direnç odaklarına bırakırsanız, üniversitelere özgürlük gelir mi? Bu CHP yaklaşımı ile üniversitelere özgürlük gelir mi? Özgürlük için en küçük bir adım atsın CHP ya da onunla paralel yürüyen rektörler camiası...
Var mı bu?
Bunun ümidi var mı?
Nuh diyen peygamber demeyenlerle özgürlük açılımı olmuyor ne yazık ki... Türkiye'nin sancısı bu.
27.Şubat.2008 08:35:05 |
|
|