|
OLMAZLARI KONUŞMAK... 
“Bekara karı boşamak", "Sırtında yumurta küfesi mi var?" gibi sözler, sorumluluk taşımayan insanların her şeyi söyleyebileceğini ifade için kullanılmıştır.
Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt'ın son çizdiği imaj üzerine konuşurken bir dostum, "Askerler sorumlu makamlara yükseldikçe değişiyor mu? Ne dersiniz?" diye açtı sohbet konusunu. Sonra Org. Özkök'ü hatırlattı. Ben de "Yukarılarda ve sorumlu makamlarda işler "Genç subaylar" ın durduğu yerdeki gibi görünmüyordur" diye cevap verdim. Evet, iş böyledir.
Birçok insan, dört duvar arasında söylediklerini sokakta, meydanda veya ekranda söylediği zaman dilinin yandığını hayretle görmüştür. AK Parti'nin önde gelen bir simasının, bir özel sohbette, "Biz dışarıda savunamayacağımız bir düşünceyi dört duvar arasında da söylememe noktasında ilke kararı aldık" dediğini hatırlıyorum. Çünkü o camia, çok zaman "olabilirlik" ihtimalini hiç değerlendirmeden yapılan işlerin bedellerini ödeyerek geliyor.
Radikal örgütler, genelde, "olabilirlik" ihtimalini gözetmeden yola çıkanlardan oluşur, en uç şeyleri seslendirir, bağlılarını o inançla yükler, motive eder ve sonunda genellikle duvara toslar. Büyük kayıplar ve acılar yaşar. Bazen dört duvar arasında kurulan ve çok büyük hedefler koyan örgütler, hayatın gerçekliği ile buluştuğunda törpülenir, ayakları yere basar ve hedeflerini sınırlama gereği duyarlar. Böyle durumlarda da o yapılar içinde "revizyonizm" tartışması başlar.
Çünkü reel şartların dayattığı yöntem farklılaşması, bir kesim tarafından ilke farklılaşması gibi algılanır ve suçlamalar gelir. Şimdi buradan, "Kürt meselesi" ne gelmek istiyorum. Liderliğin samimiyeti veya samimiyetsizliği bir yana... O ayrı bir hadise... Ama ortada, bir ideale tutunmaları sağlanarak dağa çıkarılmış bir dünya insan gerçeği var. Ne olacak? -Vuruşacaklar, Türkiye'yi yenecekler ve silah zoruyla kendi devletlerini kuracaklar! Umut bu. Bir, iki beş...
Epey insan bu umutla çıkarılabiliyor dağlara... Silah bulunabiliyor. Para bulunabiliyor. Yer yer yataklık eden ülke bulunabiliyor. Dünyanın koca koca devletlerinin asker-sivil temsilcileri, istihbarat elemanları gelip gidiyor, akıl veriyor. -Dayanın, başaracaksınız! bile diyenler var. Tüm bunlar, dağ kadrosu içinde müthiş bir heyecan deveranına yol açıyor. -Hedef elinin ucunda gibi görünüyor. Silkele, düşecekler!
Ama ne oluyor? Türkiye, kendi varlığını ortaya koyarak bir diplomatik manevra yapıyor ve "Dağ" da, "Ova" da sukut- u hayale uğruyor. O uluslararası göz kırpmalara umut bağlayanlar "Kürtler bir kere daha ihanete uğradı" sızlanmalarına kapılıyor. Hoş, hâlâ ayakları suya ermeyenlerin sayısı az değil. Dağ'da, Ova'da... Hatta Meclis'te... Uç sevdalarda uçuyorlar. Ben diyorum ki "Bu uç sevdalar ancak ve ancak dağdakilere daha çok ölüm getirir, ayağınız yere bassın ve olabilirlikler noktasında yanlış hesaplar yapmayın! Bedeli sizin bir şey yapabileceğinize inanan saf köylü çocukları ödüyor!"
Bakın, Sovyetler çöktü, orada güya eşitlik vardı, Sovyet halkının büyük çoğunluğu ekonomik sıkıntı içindeydi, liderler de öyle yaşıyor sanılıyordu ama şimdi dünya dolar milyarderlerinin başında Rusya'nın milyarderleri geliyor. Nasıl oluyor bu? Nasıl olmuş demek lazım. Çünkü halk eşitlik sevdaları ile oyalanırken birileri yükünü tutmuş. Bu iş böyle... En zor durumda bile "Kurtarılacaklar" kurtarılıyor. Olan "Kürt Memed" e oluyor! Yani dağın garibanlarına... Sorumluluk duygusundan kopmamış Kürt aydınlarına seslenmek istiyorum: Önce asla olamayacakları ayıklamak lazım. Onları asla Türkiye'nin gündemine getirmemek lazım. Türkiye'yi, boşuna yormamak lazım. "Amerika'dan, Avrupa'dan destek alırım, Türkiye'nin bileğini bükerim" gibi hesaplar içine girmemek lazım.
Benim de, yani Kürt olmayan bir başka insanın da destek vereceği bir ajanda oluşturmak lazım. Başka alanları kanatmayan bir çerçeve çizmek lazım. Bir ülke, işin hayat-memat meselesi haline geldiğini hissederse hiçbir şeyi görmez hale gelir. Oralara vardırmamak lazım. Sonunda toprak kalmış ama insanlar birbirini yok etmiş... Böyle bir kabusa zemin hazırlamamak lazım. Her şey olsun ama sonunda kardeşlik baki kalsın! Bana göre, en temel ilke bu olmalı... 08.Mart.2008 08:40:04 |
|
|