|
ALLI TURNAM SELAM SÖYLE 
Bugünlerde posta kutularınızda biriken zarflara dikkat ettiniz mi hiç?
Eğer gözünüze çarpmadıysa fırsat bulduğunuz ilk anda durup bir bakın. Azıcık da düşünün.
Kimileriniz yadırganacak, hele hele oturup yazı kaleme almaya değecek bir durum görmeyecek biliyorum. Kimileriniz de -geçim derdi, asker-muhalefet birbirine girdi, başörtüsü karşıtları ortamı gerdi- konuları dururken “bu ne şimdi” diyecek. Ama takıldı işte bir kere bam teline.
Posta kutularını görünce Türküler geldi aklıma. “Allı Turnam bizim ele varırsan” diye başlayan sonra yanık yanık yalvaran bir nameyle “şeker söyle, kaymak söyle, bal söyle.” diye devam eden türküler. Postacı yok, kurye yok, mektup yok, kart yok, zarf yok. Ne ümitsiz bir yakarış değil mi türkünün anlattığı?
Kara tren yolu gözlenen zamanları anlatır bir de türküler. “Kara tren gecikir, belki hiç gelmez” çeresizliğini. Sonra türkülerde merakla beklenen postacılar alır ümitsizliklerin yerini.
Şimdi ise kimse tren ya da postacı beklemiyor. Turnalara yalvarma zamanı ise çoktan geçmiş.
Artık apartmanlarımızın girişlerinde, iş yerlerinin muhaberat odalarında hatta her katta boy boy posta kutuları var. Belki çoğumuz unuttuk ama, hala postacılar var posta kutularına bir şeyler taşıyan. Kuryeler, kargolar…
Posta kutuları da tıklım tıklım dolu aslında. Öyle ki alfabetik sıraya göre ayrı ayrı sıralanmış gözler, almıyor postacıların, kuryelerin taşıdığı zarfları. Ama kimse dört gözle beklemiyor. Ne bir mektup, ne bir dost selamı.
Posta kutuları merakla, heyecanla bakılan yerler değil şimdi. Öylesine değişmiş ki içindekiler. Bir zamanlar anne babaların göz yaşları içinde, yüzlerine sürerek ve koklayarak aldığı zarflara artık titreyerek gidiyor eller. Soğuk bir mahzen gibi posta kutuları.
Herkes biliyor çünkü, elle yazılmış bir mektup yok posta kutularında, ya da göz yaşı damlamış, hasret kokan satırlar çıkmayacak zarflardan. Bayramlarda, doğum günlerinde ve mutlu yıldönümlerinde kart da atmıyor şimdi insanlar.
Sanal alemde n’aber, slm ve ok’lerle geçiştiriyoruz hayatın yazılmaya değer yanlarını.
Posta kutularına yaklaşırken, düşünceler ister istemez cüzdanlara kayıyor. Gelir gider hesapları başlıyor daha zarflar açılmadan. Çünkü adreslerimizi hatırlayanlar ve kullananlar sadece alacaklılar. Bankalar, maliye, elektrik, su ve doğalgaz işletmeleri.
Sahi sizin posta kutunuzda neler vardı? Bakmadıysanız ben söyleyeyim. Rengarenk zarflara zulalanmış üç beş kredi kartı ekstresi, yine süslü şekillerle kamufle edilmiş cep ve ev telefonu faturaları, doğalgaz, elektrik ve su borcunuzu gösteren pusulalar.
Sonra?
Belki trafik cezaları, belki icra ihbarları…
Şimdi bir soru. Hanginiz baktı posta kutusunun diplerine ayak uçlarında yükselerek başka bir zarf bulma ümidiyle? Ne dersiniz, sizce de turnaya yalvarılan zamanlardan daha ümitsiz değil mi halimiz?
11.Mart.2008 07:37:18 |
|
|