|
EMANET MELEKLER… 
Hayatın kirine pasına bulaşmadan gittiler…
Henüz daha son oyunlarını oynamamış, son şekerlerini yememişlerdi…
Doyasıya gülmeden, doyasıya ağlamadan gittiler…
Günü akşam etmeden, doğan güneşi göremeden gittiler…
Onlar acıyla kavrulmuş toprakların çocukları…
Onlar emanet melekler… Onlar Filistin’de, onlar Afrika’da, onlar dünyanın her coğrafyasında…
Kirlenmeden gittiler…
Bizleri kirli dünyamızla baş başa bırakarak gittiler…
................... O ...................
Hastanenin soğuk duvarlarında herkesin duyamayacağı bir ses yankılanıyordu. Ve bir çocuk annesine ‘Anne beni bırak, gitmem gerek!’ diye hüzünlü bir sesle bağırıyordu. ‘Hayır’ diyordu anne ‘Gidemezsin! Sana benim kadar iyi bakamazlar yavrum. Hem kim içirecek ilaçlarını, kim verecek suyunu, kim yedirecek yemeğini.’
‘Ne olur anne üzme beni. Hem sen istesen de istemesen de gitmem gerekiyor. Eğer çok bunalırsan seni yanıma çağırırım. Hem de bir daha ayrılmamak üzere beraber oluruz.’
................... O ...................
Ölüm; sonbahar yaprakları kadar sarı ve solgun. Yere düşen yağmur kadar yalnız ve özgür.
Ölüm; hayata en kuşatıcı şekilde bakılan bir tepe. Onun kadar zirvede ve soğuk.
Ölüm; sessizlik ülkesinde bir kuşun kanat sesi. Bu ülkede duyabileceğiniz kimine göre en korkunç kimine göre en akustik ses.
Ölüm; bilgiyi amele döken bilge ihtiyar. Bilgiye hayat veren bir soluk kimi zaman.
Ölüm; ayrılık kadar hüzünlü. Yalnızlığın acısından lezzet alabilenler için ise bir güç.
Ölüm; bazen bir romanın son sayfası bazen de girizgâhı. Hayatın kafiyesi, senfonisi ya da kimine göre sadece boş bir gürültü.
Ölüm; rıhtımdan uzaklaşan bir gemi. Sadece ağlamayanları yolcu olarak kabul eden bir gemi hem de. Bir başka deyişle mendilsizleri.
Ölüm; bir heves kadar zamansız. Beklenmeyen bir haber kadar meçhul.
Ölüm; bir âşık kadar tutkulu. Ve bir sevgili eli kadar sıcak.
Ölüm; bir mektup kadar uzaktan. Ve ölüm; bir anne kadar yakın.
Ölüm; bir bakire kadar temiz ve sadık.
Ölüm; bir fahişe kadar kirli ve emanet.
Ölüm; bir an kadar sınırlı ve kısa.
Ölüm; meçhul bir yol kadar uzun.
................... O ...................
Ve hastanede bir annenin feryatları çınlıyordu. Küçük bir beden ondan daha kirli bir beze sarılıyordu. İnsanlar sanki belli bir zamanı varmışçasına ‘Daha da yaşı çok ufakmış diye…’ hayıflanıyordu. Ve bir çocuk hastane odasında tekrar melek oluyordu.
* Filistin özelinde, sahip çıkamadığımız, göçen bütün meleklere
13.Mart.2008 15:25:14 |
|
|
|
|
 |
|
|
| |
| YAZARIN DİĞER YAZILARI |
|
| |
|
|