|
KİRALIK HAYATLARDA TÜKETİLEN BİR ÖMÜR 
Yaklaşık 10 yıldır bir kişisel gelişim furyası almış başını gidiyor.
İnsanlar sanki sihirli bir formül bulmuşçasına o kişisel gelişim semineri senin bu kişisel gelişim eğitimi benim deyip dönüp duruyorlar. Eğitim, iş, sanat dünyası paralar akıtarak bu sektörü beslemede önemli bir ayak oluyor.
Ben bu durumu şuna benzetiyorum: Öğrenciler yıl boyunca sınavı kazanmak için çalışmazlar, gerekeni yapmazlar, başarılarını ve ümitlerini son sabah kahvaltısına, orada yediklerine bağlarlar. Herkes sihirli bir formül peşinde koşuyor.
Kişisel gelişim eğitimleriyle satışlar artıyor, kişiler lider oluyor, sınavlar kazanılıyor, şirketler sektöründe öne çıkıyor… Öyle sihirli bir kavram ki, kişisel gelişimcilerin elinin değdiği insan bir anda bambaşka birisi olup kendini ve dünyayı değiştiriyor!
Türeyen yeni yeni gurular, verdikleri eğitim ve seminerlerle insanların hayatlarını baştan sona değiştirme vaadinde bulunabiliyorlar.
Bazıları kendini dünyanın en akıllı insanı olarak lanse edebiliyor. Daha doğrusu insanların ilgisini çekebilmek için ‘reklâmın iyisi kötüsü olmaz’ ilkesini bihakkın yerine getiriyor.
Kişisel gelişim gibi enstrümanlarla gitgide bireyselleşen, şişirilen egoların ön plana çıktığı, etik değerlerden ve ilkelerden uzak, sadece başarı kavramına kilitlenmiş ve köleleştirilmiş bir insanlığa doğru gidiyoruz.
Sihirli kavramlarla (kariyer planlama, hedef merkezli yaşama…) ambalajlanmış, daha fazla kazanabilmek, daha fazla konfor içinde yaşayabilmek için daha çok çalışma şeklinde sürüp giden bir döngü.
Hayatının frenine basıp da nereye gidiyorum, ne yapıyorum diyen insan çok yok. Herkes kendini hızla akan bu ırmağın suyuna teslim etmiş. Birileri de çıkıp kıyıdan şöyle bir bakayım diye durmuyor.
Doyumsuz talepler, doyumsuz insanların çoğalmasına neden oluyor. ‘Ne kadar çok şeye sahip olursam o kadar çok mutlu olurum.’ cümlesiyle ifade edilebilecek bir kısır mantıkla yaşamlar sona doğru akıyor.
‘Başarılı isek, zengin isek mutluyuz, başarısız ve parasız isek mutsuzuz’ basit çıkarımına hapsedilen dünyalar. Hayatını sadece dış referanslara göre konumlandırmış ve tanımlamış olan, kiralık hayatlarda ömür tüketen bireyler… ‘Ben’ kavramına kurban edilen ’biz’ler.
Kişisel gelişim değil, kişisel kemâlât; kariyer planı değil Allah’ın planı (pasif insan modelini kastetmiyorum); hedef odaklı değil, süreç odaklı ve hazır olma anlayışı içerinde örgülenmiş bir hayat bizi bireysellik, doyumsuzluk, mutsuzluk ve ilkesizlikten kurtaracaktır.
Ümidim, akıp giden hayat hızlarımızı kontrol altına alabilmemiz, sık sık dönüp geçmişimizle ve kendimizle oturup konuşabilecek zaman dilimlerini artırmamız. Özetle; kendimizle daha fazla vakit geçirmemiz…
Hem bireysel âlemimizde hem de insanlık âleminde yeni ve tertemiz bir doğuşa vesile olması ümidi ve duasıyla mevlit kandilinizi kutluyorum.
19.Mart.2008 13:47:00 |
|
|