|
TÜRK SOLU VE TARAF 
Türk solu demokrasinin ‘odağı’ olmadan bu dertlerden kurtulamayız.
Siyasal sistemimiz kontrol ve denetim paranoyası ile inşa edilmiş yönetmekten çok yönettirmemeyi hedefleyen ilginç bir piskoza sahiptir. Uzun süre tek partili otoriter bir yapı ile yoluna devam etmek isteyen devletimiz, batının NATO ya tam üyelik vaadi karşılığında kademli olarak çok partili hayata geçmeyi kabul ettiyse de bunu tam anlamı ile hiçbir zaman içine sindirememiştir. Tek parti dönemini dış baskılarla kapatanlar, sisteme öyle kontrol noktaları yerleştirdiler ki iktidara kim gelirse gelsin atanmış elitlerin gölgesinde korku ile yaşamaya mahkum kılınmış ireti bir sisayetçi eşrafı ile yönetilmek zorunda kaldık.
Halk’ın kime oy vereceği belli olmaz diyenler önce seçilmiş parlamentonun üstüne senato, başbakan’ın başına cumhurbaşkanı, belediye başkanının üstüne vali veya kaymakam ve en son olarak sistemin tıpası olarak da anayasa mahkemesini ‘hangi emel ve odaklara hizmet ettikleri çok iyi bilinen şer güçlerine’ karşı yerleştirdiler. Bu kadar kontrol ve denetimin arasına her on senede bir vuku bulan askeri müdahaleleri eklersek bu ülkede siyaset sokağında yürümenin ne denli zor olduğunu çok daha iyi anlayabiliriz.
Türkiye’de henüz üç dönem üst üste hiçbir parti şeçim kazanamadı. Parti liderlerinin sonu ise partilerinden çok daha acımasız oldu. Menderesin sonunu biliyorsunuz, bir dönem kurşunladığımız Özal’ın sonu ise hala meçhul, Erdoğan’ın yaşadıkları ortada. Bu tablo Türkiye’de yönetme kültürünün nasıl bir süreçten geçtiğini özetliyor. Her seferinde sıfıra inip, büyük ekonomik kayıplar verip, yeniden yapılanmaya çalışan yorgun bir gelenek…
Gelelim sol partilerimize tablonun bir tarafında bu ülkeyi, bu ülkenin acı gerçeklerine göre yönetmeye çalışan muhafazakar partilerin yanında, bir de tek parti sendromundan bir türlü kurtulamayan kendilerini her ne kadar ‘sol’ olarak ifade etseler de batılı anlamdaki soysal demokratlardan fersah fersah uzaklarda bulunan bize has solcularımız var.
Seçim ile iktidara gelme ümitlerini yitirmiş bulunan bu gurup hemen her şeye muhalif olmak ve muhtemel bir askeri veya yargı müdahalesi akabinde iktidar olmak haricinde maalesef elle tutulur gözle görülür bir planlarının olmadığı görülüyor.
Halbuki sosyolojik verileri incelendiğinde Türk seçmeninin karakteristik yapısında sol bir partiyi iktidara getirebilecek verilere sahip olduğunu çok rahat ifade edebiliriz. Yurt dışında yaşayan Türklerin yüzde sekseni bulundukları ülkelerde ki sosyal demokrat partilere oylarını veriyorlar. Hıristiyan demokratlar haricinde Liberal demokrat partilerin de alternatif olduğu ülkelerde Türk kökenli seçmenlerin hangi motivasyonlarla bu partilere alaka gösterdiği çok ciddi bir şekilde araştırılmaya değer.
Aynı çizgiyi Türk basınında da gözlemliyoruz. Muhafazakar kesimleri ‘iflah olmaz kitleler’ olarak gören klasik solcu yazarlarımıza, Taraf gazetesinin okur kitlesini araştırmalarını tavsiye ediyorum. Evrensel ölçülerde gelişen sosyal demokratik değerleri yakından takip eden bu gazetenin basın hayatında yakaladığı çizgiyi takip edebilecek batılı anlamda bir sosyal demokrat partiye ihtiyacımız var. Türk siyasal hayatı ayakları yere basan bir sol parti sayesinde çok daha hızlı bir şekilde normalleşip çok daha pozitif bir düzlemde siyaset üretebilir. Keşke ekmek su gibi muhtaç olduğumuz bu gerçeğe ‘solcularımız’ da inanabilse.
11.Nisan.2008 09:43:07 |
|
|
|
|
 |
|
|
| |
| SİZDEN GELEN YORUMLAR | [1 adet yorum gelmiştir]
|
|
|
babacan 11.Nisan.2008 11:19:11 |
|
|
 |
|
|
su,tarih,yıldız,insan,fikir
erşey değişiyor da chp niye değişemiyor.
ayağa kalkıp koşabilmemiz için chp'nin değişmesini mi beklemek gerekiyor?
|
|
|
|
| |
| YAZARIN DİĞER YAZILARI |
|
| |
|
|