|
DEMOKRASİYİ SAVUNMA STRATEJİSİ 
AKP'yi kapatma davasının arkasında, demokrasiyi bürokratik vesayet altında tutma çabasının yattığı muhakkak.
Otoriter laikliğin korunması iddiası, sadece bir bahane...
Çünkü otoriter laiklik düzenine ciddi bir tehdit söz konusu değil. Zira AKP (o da hükümete karşı komplonun baş oyuncularından MHP'nin kışkırtmasıyla) üniversitelerdeki başörtüsü yasağını kaldırmaya girişmek dışında bu düzenin kılına dokunmuş değil.
Vesayet altında demokrasiyi savunanları da, "AKP iktidar olacaksa demokrasi olmasın" diyenleri de gayet iyi tanıyorduk. Bu dava vesilesiyle, demokrasiye bağlı görünüp, "AKP'liler zaten demokrat değiller... zaten AB'yi, reformları savsakladılar... zaten sadece 'kendilerine Müslümanlar'... zaten çok hata yaptılar..." türünden bahanelerle AKP'nin kapatılmasından yana tavır alan ikiyüzlüleri de tanımak fırsatını bulduk. Eğer bu çevreler demokrasiye gerçekten bağlı olsaydılar, şikayetçi oldukları AKP iktidarının meşru yoldan, yani seçim yoluyla iktidardan uzaklaştırılmasına çalışmaları gerekmez mi?
Kapatma davasına karşı AKP'nin savunulması, Türkiye'de demokrasinin savunulması davasıdır; bu anlamda demokrasiye bağlı olan herkesin davasıdır. Bu nedenle AKP'nin savunma stratejisinin iyi düşünülerek hazırlanması, büyük önem taşıyor. Bu stratejinin iki ayağı olmalı: Birincisi, aleyhteki iddiaları teker teker çürüten mükemmel bir savunma hazırlanması. Bunun için bu iş sadece hukukçu AKP'lilere bırakılmamalı; özgürlükçü ve liyakat sahibi olan bütün hukukçular seferber edilmeli; hazırlanan savunma halkla paylaşılmalı.
İkincisi, demokratikleşme yolunda anayasa değişikliklerini içeren bir reform paketinin TBMM'ye sunulması. Bu paket, öncelikle, Türkiye'deki partiler rejimini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne ve Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu'nun ilkelerine uygun hale getirmeli. Bu ilkelerin başlıcaları şunlar: 1) Sadece ve sadece şiddeti savunan veya şiddete başvuran partiler kapatılabilir. Anayasanın barışçı yoldan değişmesini savunan partiler kapatılamaz. 2) Bir parti, tek tek üyelerinin, parti yönetimince yetkilendirilmeyen davranışlarından sorumlu tutulamaz. 3) Partilere karşı kapatma gibi ağır bir yaptırıma, daha hafif yaptırımlar uygulandıktan sonra, ancak son çare olarak başvurulabilir. (Bkz: Türkiye'nin de üye olduğu Avrupa Konseyi'nin Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu'nun "Siyasi partilerin kapatılması ve benzeri önlemlere ilişkin esaslar" başlıklı, Aralık 1999 tarihli raporu.) Kapatma davası TBMM'nin yasama yetkisini elinden almaz. Dava görülürken kapatma kurallarının değiştirilmesinin "etik olmayacağı"nı ileri sürenlere hatırlatılacak tek şey, siyasi ahlaktan esas uzak olan tavrın mevcut kuralları savunmak olduğu.
Reform paketine konulması düşünülen, kadınlara pozitif ayrımcılığın önünü açacak ve çocuk haklarını güven altına alacak anayasa değişikliklerinin fevkalade yerinde olacağına kuşku yok. AKP'nin niyetinin başörtüsünü her bağlamda serbest bırakmak olduğunu iddia edenlere karşı anayasaya, "Devlet memurları ve kamu kurumu yöneticileri dinsel simge kullanamaz. İlk ve orta öğretimde dinsel simge sayılan kıyafetler giyilemez..." şeklinde hükümler konmasının da düşünüldüğü anlaşılıyor (Radikal, 13 Nisan). Bu da isabetli olur. Çünkü, eğer muhalefet bu hükümlere de karşı tavır alacak olursa, samimiyetsizliği bütün çıplaklığıyla ortaya çıkacaktır.
Reform paketi TBMM'de gerekli çoğunluğu bulmazsa, referanduma gidilmeli. Halkın büyük çoğunluğu reforma destek verecektir. Diyelim ki Anayasa Mahkemesi, herşeye rağmen AKP'yi kapattı... O takdirde AKP, AİHM'ye giderek bu kararın hukuksuzluğunu tescil ettirmeli. "AK Parti" yerine kurulacak olan "PAK Parti" demokrasi mücadelesini sürdürmeli. Bu mücadelede Türkiye halkının ezici çoğunluğunu yanında bulacağına en küçük bir kuşku yoktur.
Eğer AKP muarızlarının esas hedefi, demokrasiyi rafa kaldırmak ve Türkiye'yi Avrupa'dan koparmak ise, o zaman mesele başka mesele. 19.Nisan.2008 07:42:20 |
|
|