Eski NATO'da yeni Türkiye!

ABDÜLHAMİT BİLİCİ
Yayınlanma Salı, 22 Mayıs 2012
Paylaş
X Post
Chıcago- Blues müziğin ve mafya lideri Al Capone'un anavatanı; ABD Başkanı Obama'nın seçim bölgesi, her bakımdan renkli ve sıcak Chicago şehri NATO gibi soğuk bir zirvenin ev sahibi. Üyeliğimizin 60'ıncı yılını kutlasak da iki kutuplu dünyanın savunma örgütü NATO, Türkiye'nin de en azından halk ve siyasi yönetimler bazında pek ısınamadığı bir yapı.
Üzerine düşünmek gerekir: Acaba askeri bir örgüt olması mı, siyaset üstü hatta ülke içinde siyaseti dizayn ettiği söylenen gizemli yapısı mı, teoride herkesin eşit oyu olsa da güç dengelerini yansıtan hiyerarşik yönetim tarzı mı, yoksa üyeleri içinde kendisi dışında Müslüman ülke olmaması mı? Anlayışı kıt insanları anlamak için kullandığımız, "NATO kafa, NATO mermer" sözü bile algıya dair çok şey söylemiyor mu?
Halbuki bugün 28 üyesi olan NATO, Sovyet tehdidi karşısında Türkiye'nin üyelik için çok çaba sarf ettiği, hatta bu uğurda uzaklardaki Kore Savaşı'na katılıp şehitler verdiği bir örgüt. Gerçi bugün artık ne Sovyetler ne Varşova Paktı ne de Türkiye'nin eski tehdit algıları var. Ama Bosna'da, Kosova'da ve en son Libya'da görüldüğü gibi dünyada caydırıcılığı olan ve etkili güç kullanabilen belki de tek kurum.
Yine de Soğuk Savaş'ın bittiği 1990'lardan beri varlık sebebi sorgulanan, konvansiyonel yapısını küresel dünyanın asimetrik tehditlerine adapte etmeye çalışan ve Amerika'nın sırtlandığı masrafların daha adil paylaşımını sürekli tartışan bir kurum. O kadar ki, dikkat ettim ulusal Amerika ve yerel Chicago medyası, NATO zirvesiyle ilgili haberlere "Günümüz için geçerliliği var mı?" sorusuyla başlıyor. NATO, bu sorulara cevap vermek için bir dönüşüm komutanlığı bile kurmuş!
Eskiden 'düşman'a en büyük sınırı olan kanat ülkesi rolü üstlenen Türkiye, Malatya Kürecik'teki radar sistemini kabul ederek NATO'nun yeni dönemdeki en önemli varlık sebebi sayılan Füze Savunma Sistemi'nin kritik ülkelerinden biri oldu. 2 yıl önce Lizbon Zirvesi'nde kararı verilen bu sistem kısmen devreye girmiş olsa da tamamlanması 10 yılı bulacak. 2 sene önce tüm komşularıyla iyi ilişkilere sahip Türkiye için oldukça sıkıntılı bir karar olan radar, Suriye krizi ve İran'la gerilen ilişkiler nedeniyle bugün farklı anlam taşıyor. Radarın NATO tesisi olduğunun deklare edilmesi, Türkiye açısından zirvenin somut sonuçlarından biri.
Füze Savunma Sistemi'nin bir parçasına ev sahipliği yapmak önemli ama özellikle son dönemde örgüt içinde Türkiye'yi değerli kılan bir başka unsur 28 üye içinde tek Müslüman ülke olması. Türkiyesiz bir NATO, Afganistan'da anında 'haçlı ordusuna' dönüşebilir. Bu yönüyle Türkiye, İslam dünyasının hassasiyetlerini anlayıp diğer üyelere anlatan bir konumda.
Chicago Zirvesi'ndeki temaslarının perde arkasını anlatırken Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, karikatür krizini çok kötü yöneten Danimarka Başbakanı Rasmussen'in, NATO genel sekreterliğine aday olduğunda Türkiye'nin tutumunu ve Obama ile yaptığı görüşmeleri hatırlattı. Gül, liderlerin gayriresmi görüşlerini paylaştığı akşam yemeğinde, kardeş ülkeler Afganistan ve Pakistan'ın hassasiyetlerini birinci elden etraflıca anlattığını söyledi. İnsanı dışlayarak sadece askeri alana odaklanan Afganistan stratejisinin sonuçsuz kalacağını; güvenlik kaygılarını anlamadan Pakistan'ı dışlayarak da Afganistan'da çözüm bulunamayacağını dile getirmiş. Ağırlıklı olarak Afganistan'ın konuşulacağı zirveye Pakistan'ın son anda davet edilmesini sağlayan ülkenin de Türkiye olması anlamlı değil mi? Cumhurbaşkanı Gül, Afgan lider Karzai ile görüşmesinde 1921 tarihli dostluk anlaşmasını stratejik işbirliği anlaşmasına çevirmeye karar verdiklerini, 2014'te başkaları çekilse de Türkiye'nin Afganistan'ın yanında olmaya devam edeceğini ifade etti.
Batı'dan gelecek yardımlara muhtaç, neredeyse her söyleneni yapan bir Türkiye'nin, kendine güvenen, ABD ve Avrupa ekonomik krizle pençeleşirken ekonomisi büyüyen, istikrarlı bir ülkeye dönüşmesi hem uluslararası hem ikili ilişkilere yansıyan yepyeni bir faktör ve tarihi fırsat. Böyle bir Türkiye'nin Cumhurbaşkanı, Merkel'in talebiyle gerçekleşen yemekte Yunanistan'ın iflasa yaklaştığı bir ortamda Türkiye'nin nasıl ayakta kaldığını; Avrupa'da sosyal güvenlik reformu yapabilen sadece iki ülke Almanya (Schröder zamanında) ve Türkiye'nin iyi durumda olmasının tesadüf olmadığını anlatıyor. Fransa'nın yeni Cumhurbaşkanı Hollande, Gül'le baş başa yaptığı ilk görüşmede yükselen Türkiye'nin yaptıklarının, Ortadoğu ve Afrika'da siyasi, ekonomik referans olarak alındığını söylüyor.
İçerideki meselelere çok odaklanınca bazen hepimiz büyük resmi kaçırıyoruz. Kuşkusuz Türkiye'nin alması gereken çok mesafe var ama güçlü siyasi iktidarların yerini, 'güçsüz demokratik' veya 'teknokrat' hükümetlerin almaya başladığı bir dünyada ekonomik ve siyasi istikrarımızın değerini takdir etmek şart.
YAZARIN SON YAZILARI
ÇOK OKUNAN HABERLER

CHP'de kurultay satrancı: 'Kurultay' dedi! Tarih v...

Uyuşturucu operasyonu yapılan 7 ünlünün test sonuç...

'Hurdaya çıkardılar!' Ekrem İmamoğlu: “Yargıyı bi...

CHP’nin sosyal medya hesabı el değiştirdi!

Öcalan: “Demokrasinin kolayca inkar edildiği bir ü...


